Türkler, 18. yüzyıldan itibaren düşmanları karşısında ya direnmek ya da geri çekilmek zorunda kaldılar. Ne yazık ki bu asırlardan sonra bir türlü ileriye doğru kayda değer bir atılım gerçekleştiremediler. Gün geldi yerlerinde saydılar, gün geldi ricat etmek zorunda kaldılar. Türk milleti bu talihsiz süreci 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı'na kadar yaşadı. Bu tarihten sonra kör talihin bacağını kırarak yeniden bir miktar ileriye doğru hamle yapabildi.

Duraklamamız ve gerilememiz öylesine belirginleşti ki bir zamanlar at oynattığımız coğrafyalarda ne kişneyen at seslerini ne de kınından çekilen kılıç şakırtılarını duyar olduk. 18. yüzyılın son çeyreğinden itibaren Türk'ün yaralı ve yaslı yılları başladı. Elimizi neye attıysak kazandığımızı değil, kaybettiğimizi gördük. Öyle bir döneme girdik ki duraklamayı bile başarı sayar hâle geldik. Artık geri sayım başlamıştı. Ne yaptıysak, hangi tedbirleri aldıysak geri çekilişi durdurmaya yetmedi.

Bu geri çekiliş yıllarında Avrupa'nın neredeyse yarısını kaybettik. Bununla da kalmadık; Ortadoğu'nun ve Afrika'nın önemli bir bölümünden vazgeçmek zorunda kaldık. Balkanlardan çekilmemiz yetmedi; Kırım'ı, Tataristan'ı ve Başkurtistan'ı kaderleriyle baş başa bırakmak zorunda kaldık. Sadece bunlar mı? Elbette hayır! Daha nice Türk yurdunu kaybederek âleme ibret olduk. Dedim ya, iki asrı aşkın bu süreyi Türkler, geri çekilmeye alışmış bir ruh hâliyle geçirdi. Sanki bu kayıpları kanıksamış gibiydik.

Kafkaslar ve Kuzey Azerbaycan elimizden çıktığında, bin yıllık yurdumuz Güney Azerbaycan'ı da koruyamaz hâle geldik. Bugün dört beş parçaya bölünen Türkistan, zaten çoktan elimizden çıkmıştı. Çekile çekile geriye kalan son yurdumuz Anadolu Yarımadası'nı da kaybetmekle karşı karşıya olduğumuzu anladık. Artık var olmakla yok olmak arasında gidip geliyorduk. Ya yok olacaktık ya da yeniden var olacaktık!

Millet olarak şanlı Ata'mızın önderliğinde topyekûn ayağa kalktık. Dirilişin ve kurtuluşun destansı örneklerini sergiledik. Üzerinde yaşadığımız Anadolu topraklarını büyük mücadeleler sonucunda kurtarabildik. Sultan Alparslan'ın ruhunu şad, hatırasını aziz eyledik.

Gelgelelim, Kurtuluş Savaşı'nı vererek yeniden dirildik ama statik anlayıştan kurtulup kısa sürede ileriye doğru güçlü bir atılım gerçekleştiremedik. Uzun yıllar durağan bir dönem yaşadık. Bizimle birlikte veya bizden daha sonra yarışa katılan milletler, bizi fersah fersah geride bırakarak yarışı önde tamamladılar.

Türk'ün makûs talihini yenmek için çok mücadele ettik. Ancak eski fetihlerle dolu günlerimizi hayal etmekten öteye geçemedik. En büyük başarımızı, geri çekilişi durdurmakta gördük. Üzerimize gelen düşmanları geri püskürterek bulunduğumuz mevzileri tahkim etmeye çalıştık. Bunun en önemli örneklerinden birini Kıbrıs'ta sergiledik ve büyük bir zafere imza attık. Ancak kazanılmış haklarımızı geri almamıza rağmen bir kademe ileriye gidemedik. Bunun sancısını da tam elli yıldır çekiyoruz.

Aynı durum Karabağ'da da karşımıza çıktı. Ermeniler, vatanımızın bir bölümünü otuz yıl boyunca işgal altında tuttular. Elimizden zorla alınan bir vatan parçası, elbette kolaylıkla ve kendiliğinden geri alınamazdı. Zorla alınan bir vatan toprağının, yalnızca iyi niyetle geri kazanılamayacağını bizim bazı aklıevvellerimiz nedense bir türlü düşünemiyordu.

Karabağ, 44 günlük bir vatan muharebesinin ardından Ermenistan işgalinden kurtarıldı. Bu, şüphesiz son derece önemli ve tarihî bir zaferdir. Ancak burada da henüz zaferin ötesine geçen bir ilerleme kaydedilmiş değildir. Şimdilik elde edilen, işgal altındaki vatan toprağının yeniden özgürlüğüne kavuşturulmasıdır.

Biz Türkler, eski yurtlarımızı ve eski eyaletlerimizi çok özlüyoruz. Asya'nın, Avrupa'nın, Afrika'nın ve Ortadoğu'nun önemli bir bölümünde hâlâ Türk'ün izleri, hatıraları ve eserleri var. Bizi çağırıyorlar ama henüz gidemiyoruz. O coğrafyalara duyulan özlemin farkında olan, tarihî sorumluluğunu kavrayan yeni bir nesil yetişiyor. Türk Birliği idealine doğru emin adımlarla ilerlemek istiyoruz.

Göz bebeğimiz Türk Devletleri Teşkilatı, arzu edilen istikamette geleceğe doğru ağır ama kararlı adımlarla ilerliyor. Bu birliğin herhangi bir sekteye uğramaması için azami derecede tedbirli ve temkinli davranılması gerektiğinin de farkındayız. Çünkü böylesine büyük bir ideal, aceleye getirilecek bir mesele değildir. Sabır, kararlılık, ortak irade ve güçlü bir strateji gerektirir.

Unutmayalım ki Karabağ Zaferi yalnızca kaybedilmiş bir vatan toprağının geri alınması değildir. Aynı zamanda Türk milletinin yeniden ayağa kalkabileceğinin, gerektiğinde tarihî iradesini ortaya koyabileceğinin de önemli bir göstergesidir. Asıl mesele, kazanılan zaferleri kalıcı kazanımlara dönüştürmek ve bu başarıların ötesine geçebilmektir.

Kuzey Azerbaycan'ımızın Karabağ Zaferi kutlu olsun!

FAHRETTİN MASUM BUDAK