Bu ortak savunma anlaşması yapıldığında muhalif kanat ve birçok siyasetçi İsrail ile Amerika'nın icazetiyle kurulan anlaşmanın hedefinde İran ve Husiler vardır diyerek anlaşmaya şiddetle karşı çıkıp iktidara ağır eleştirilerde bulundular.
Tüm siyasal çevreler bu anlaşmanın perde arkasında Amerika'nın olduğunu ve bundan hayır gelmeyeceğini belirterek anlaşmadan vazgeçilmesini istediler. Burada muhalefetin yoğun eleştirilerinde doğruluk payının olduğunu asla düşünmüyorum. İlk bakışta Amerika'nın burada bir etkisinin olabileceğini düşünmeleri normal karşılanabilir. Çünkü bölgede Amerikan etkisi oldukça fazladır. Amerika'nın izni olmadan Ortadoğu’da yaprak kımıldamaz sözünün doğruluğu bir efsane olarak sürüp gittiği doğrudur. Hatta Amerika'nın Ortadoğu'da haberi ve izni olmadan kuş dahi uçmaz diyen dış politika uzmanlarının olduğunu da biliyoruz. Ancak Türkiye ve diğer müttefiklerin öyle bir hesapla yola çıktığını söylemek mevcut konjonktürü bilmemekten kaynaklanmaktadır. Onların önceliği bölgenin istikrarı ve barışıdır. Amaçları bölgeye güçlü bir şekilde katkı sunmaktır. Bundan hangi ülke nasıl yararlanırsa yaralansın son derece faydalı bir iş yapmış olacaktır.
Burada uzun vadeli hedef söz konusudur. Her bir devlet anlaşmanın altına imza atarken kendileri için ne getirip ve ne götüreceğinin hesabını elbette ki yapmış ve yapacaklardır. Devletler anlaşmada önce çıkarlarını düşünerek yola çıkarlar. Bu da normal değil midir?
Şu anda halihazırda Suudi Arabistan'ın başı Husilerle derttedir. Suudiler Kısa vadede Husilerden kurtulmanın arayışı içindedir. Bunun için böyle bir anlaşmaya şiddetle ihtiyaçları vardır. Bu amaç doğrultusunda kendisine güçlü müttefik araması gayet doğal değil midir? Türkiye gibi güçlü bir ülke ile yapacağı bir anlaşma onları güvenli bir limana çıkarabilir. Türkiye'nin tecrübesi, askeri potansiyeli ve savunma teknolojileriyle bir adım önde olması onların işini kolaylaştıramaz mı? Türkiye'nin müttefiklikte Suudiler için cazip bir konumda olduğu muhakkaktır. Bundan Suudi Arabistan niçin yararlanmasın? Onlar da biliyor ki, Türkiye ile yapacakları bir anlaşmayla caydırıcılıkları artacak ve muhtemel tehlikelere karşı Türkiye yanlarında olacaktır.
Benzer bir düşünceyi Pakistan'ın taşıması da normal karşılanmalıdır. Bu ülke uzun yıllardır Hindistan'la sorun yaşamaktadır. Türkiye gibi bir ülkeyle stratejik ortaklığın veya güçlü bir müttefikliğin yolunun açılmasını neden istemesinler?
Aynı şekilde Türkiye'nin de hesap kitabı, hedefleri ve amaçları vardır. Bölgenin iki çok önemli devletiyle yaptığı Mekke Savunma Ortaklığı Anlaşması ile Ortadoğu'da uzun vadede işlerinin kolaylaşmasına büyük bir katkı yapacaktır. Gerek Pakistan'ın ve gerekse Suudi Arabistan'ın sahip olduğu imkanlardan Türkiye'nin yararlanmasının önü önemli ölçüde açılmış olacaktır. Türkiye Mekke Ortak Savunma Anlaşması'yla bölgeyi gelecekte kontrolden öte avucunun içine alacaktır. İsrail'i kendi dar alanına hapsedecektir. Uzun vadede emperyalizmi ve bilhassa Amerika'yı bu bölgeden kovacak ve tüm bölgenin yuları tabiri caizse Türkiye'nin eline geçecektir.
Görüldüğü gibi taraf devletler bu anlaşmayla hem birinde olup öbüründe olmayan teknolojilerden yararlanacak hem de güç birliği yaparak karşıdan gelebilecek tehlikelerin bertaraf edilmesinde caydırıcılığı devreye sokacaktır.
Mekke Anlaşması'nın İran'a karşı Amerika tarafından kurulduğuna dair çıkan yorumlar ve spekülasyonlar tamamen sübjektif değerlendirmelerden ibarettir. Nitekim geçtiğimiz günlerde anlaşmayı onaylayan devletler İran'da bir toplantı yaparak ortak hedeflerine İran'ı ile Mısır'ı da dahil etmek istediklerini gösterdiler.
Ortadoğu'da kan akmasını istemiyorsak, İsrail'in Amerika'nın ve Batı'nın güç etkinliğini kırmak istiyorsak, bölgede güçlü devletlerin mutlaka bir araya gelmesi elzemdir.
FAHRETTİN MASUM BUDAK