Yalan söyleyenlere dikkat etmeyen herkes söylenen yalana ortak olabilir. Bu açıdan aklını çalıştıran her insanın duyduğu haberlere inanmadan önce araştırmak gibi bir yükümlülüğü vardır.

Hitler’in Milli Eğitim ve Propaganda Bakanı Dr. J. Göbels, "Yalan Söyleyin, mutlaka inanan çıkar!" sözüyle tarihe geçmiştir.

Yalan haberin veya bilginin felsefi alt yapısını oluşturan bu söz,, aklını çalıştıran her insanın dikkatli olmasını gerekli kılar.

Birileri tarafından piyasaya sürülen yalan haberin arka planında iki şey bulunabilir:

Birincisi, Göbels’in yukarıdaki sözünde formüle edilen bilinçli yalan haber ve dezenformasyon (şişirme haber) çabasıdır.

İkincisi ise, cehalettir.

Yalan haber ve cehaletin bir arada bulunduğu düzmece veya asparagas (şişirme haber) haberler de vardır.

Belli güç odakları kendi menfaatleri doğrultusunda kamuoyunda istedikleri tesiri bırakmak için yalan haber üretmekten asla vazgeçmezler. Çünkü yalan ve asparagas haberlerin kamuoyunda bıraktığı güç hiçte azımsanmayacak kadar büyüktür.

Ülkemizde Yalan Haber!

Ülkemizde de yalan haber hususunda adeta ihtisas yapan gazete ve gazeteciler vardır. 1980’li yılların sonundan bir gazetenin manşetinden aktardığı “Türkiye’nin irtica haritası” başlıklı aşağıdaki haber yalanın ve cehaletin hangi boyutlarda seyrettiğinin en çarpıcı örneğini oluşturmuştu: “İrticai gruplar son zamanlarda eşgüdüm arayışına girdi. Rufai tarikatının lideri Ahmed Rufai ile Kadiri tarikatı lideri Abdülkadir Geylani’nin, geçtiğimiz ay içerisinde Siirt’in bir kazasında buluşarak birlikte hareket etme kararı aldıkları istihbaratı elde edildi.”

Aynı yalan ve şişirme haberin bir benzeri de 1990’lı yıllarda MİT’e atfedilen bir rapor olarak yayınlanmıştı:

“Nakşibendi tarikatının lideri Şahı Nakşibendi ile Kadiri tarikatının lideri Abdulkadir Geylani Suriye’nin Şam kentinde bir araya gelerek Türkiye’yi yıkma planlarını yeniden gözden geçirdiler.”

Her iki yalan haberde de görüleceği üzere Abdulkadir Geylani, Şahı Nakşibendi ve Ahmed Rufai bundan yüzyıllar önce yaşamışlardı ve dolayısıyla söz konusu haberler yalanın ve cehaletin zirvesini zorluyordu.

1990 yıllarında meşhur bir gazeteci ve TV sunucusu da, “Bu yıl Kurban Bayramı Hac mevsimine denk geldi!” şeklinde yaptığı haber ile cehaletin zirvesine çıkmıştı.

Yalan ve asparagas (şişirme) haberler medyanın malzemesi olmaktan hiçbir zaman kurtulamadı. Çünkü medya çoğu kez ya iktidarların ya küresel güçlerin elinde kullanışlı bir aparat olarak hep var oldu. Medyayı ayakta tutan maddi güç küresel sermaye tarafından karşılandı.

Yalan ve şişirme haber konusunda Hürriyet gazetesi çok meşhurdur. Bir zamanlar sürmanşetten verdiği ve kısa süre içerisinde düzmece olduğu ortaya çıkan “Mini etekli kızı diri diri yaktılar” haberiyle bir zamanlar gündeme epey meşgul etmişti. Fransa’daki başörtüsü yasağı tartışmalarıyla ilgili hazırladığı dizide böyle bir yalan habere imza atan Özdemir İnce’nin, yazdıklarının düzmece olduğu ortaya çıkınca yüzü kızarmadan, “Ben anlatanın yalancısıyım.” mealinde bir savunmayla işin içinden çıkmaya çalışması ise bu tür gazetecilerde nasıl bir ahlak yokluğunun en çarpıcı örneğini oluşturmuştu.

“Ben anlatanın yalancısıyım.” diyen bir gazeteci birilerinin yalanlarına çanak tuttuğu için kendisi de yalancı olmaz mı? Medyada sık sık, “İliştirilmiş gazeteci, müşteri gazeteci ve akredite gazeteci” tariflerinden sonra bunların yüzünden listeye bir de “Anlatanın yalancısı” gazeteci türü eklenmiş oldu. “Ben anlatanın yalancısıyım.” denilerek söz konusu yalan habere kaynak gösterilen kişinin, daha sonra yaptığı açıklamada yaşanan olayın başörtüsü konusuyla herhangi bir alakası olmadığı ve “Bu olay modern Fransa’nın bir gerçeği olan gettolaşma sürecinin sonucudur.” açıklaması yapması da anlatanın yalancılarını utandırmadı.

Yalan söyleyince burnu uzayan Pinokyo, herkes tarafından kınanmaktadır. Peki yalan haber yapan gazeteci ve medya yöneticilerinin de Pinokyo gibi burunları uzasaydı ne olurdu?

Yalan Haberin Babası Firavun

Yalan haberin babasının Firavun olduğu söylenir. Bundan 3300 yıl önce Mısır Firavun’u 2. Ramses, Hititler tarafından yenilgiye uğradığı Kadeş savaşını halka zafer olarak lanse etmek amacıyla tapınakların duvarlarına bu savaşla ilgili yalan haberler yazdırmıştı.

Günümüzün emperyalist güçleri de kurdukları dezenformasyon (bilgi çarpıtma) merkezleriyle, dünyaya yaydıkları kasıtlı yalan haberlerle ataları Firavunların izinden gidiyor. “Savaşın ilk kurbanı gerçeklerdir.” sözü de bu gerçeğe bir vurgu olarak söylenmiş muazzam bir gerçek olarak bize kadar ulaşmıştır.

Yalan ve asparagas haberin günümüzdeki Firavunu ise başta ABD olmak üzere emperyalist ülkelerdir. Bunlar yaşanan gerçekleri saklamak için yalan haberi en tesirli şekilde kullanmaktan asla vazgeçmemişlerdir.

ABD Savunma Bakanlığı, iki binli yılların başında Pentagon tarafından “Stratejik Etkileme Bürosu” adı altında bir yalan haber merkezi kurmuştu. Bu merkezin görevi dünya çapında ABD çıkarlarına uygun bilgi çarpıtma, yanıltma haber (dezenformasyon) ağı oluşturmaktı. Bu merkezin kurulduğu dünya kamuoyu tarafından duyulup kınanınca ABD’li yetkililer buranın kapatılacağını açıkladılar. Ancak buna kimse inanmadı. Çünkü ABD yalancılıkta dünya rekoru kırmıştı.

Günümüzde dünya çapında birçok medya organının ABD çıkarlarına hizmet eden haber ve programlar yapmayı temel politika edindikleri göz önüne alınırsa söz konusu merkezin kapatılmadığı ve bugün de görevini yerine getirdiği kendiliğinden açığa çıkıyor.

Asparagas Bir Köpek İsmi mi?

Merak edilen meselelerden biri de Asparagas isminin nereden geliyor olmasıdır. Asparagas, kelime anlamı olarak, "Makaraya sarmak, çapraz iki sırığa germek, eziyet etmek" anlamlarına gelen İspanyolca “Aspar” kelimesine dayanan ve basında yayınlanan düzmece haberler için kullanılan bir sözcüktür. Asparagas, masa başında haber uyduran gazetecinin yaptığı iş için, “yalan ve şişirilmiş haber, masa başında yazılmış senaryo” anlamında gazeteciler arasında meşhur olmuştur.

Gazeteci Abdülkadir Yücelman Asparagas haber türünün literatüre girişini şöyle açıklamıştı: "1970'li yıllardayız. Bir gün, o dönemin en büyük gazetesinin birinci sayfasında bir haber yayınlandı: 'Genç çift parasızlıktan Mecidiyeköy'de köpek kulübesinde yatıp kalkıyor.' Bir de çiftin fotoğrafı ile yaşadıkları köpek kulübesinin fotoğrafı vardı. Köpek kulübesinin üstünde de köpeğin adı olan Asparagas yazıyordu. Bu o günlerin en ilginç haberiydi. Bütün Babıâli Mecidiyeköy'e koştu; aradılar, taradılar ama ortada ne kulübede yaşayan bir çift, ne de böyle bir olay vardı. O gün, palavra yani asılsız haberin adı Asparagas konulmuştu. Kavram böylelikle medyada kendine yer buldu”

Müftü Keçi Çaldı!

“Türkiye’de en çok yalan haber dinle ilgili konularda yapılmaktadır.” şeklinde bir kanaat herhalde abartı olmaz. Öyle ki bizde yalan haber denilince akla ilk gelen örnek, keçisi çalınan müftünün gazetelerde “Müftü keçi çaldı” şeklinde yer almış olması olmuştur. Bu yargıyı kuvvetlendiren bir delilde, Diyanet İşleri eski Başkanlarından Ali Bardakoğlu’nun, hakkında yapılan yalan haberlerin çokluğundan şikâyetçi olması olmuştur. Çünkü kısa görev süresi içerisinde Bardakoğlu ile ilgili yalan haberler, kalın bir dosyayı doldurmuştu. Din söz konusu olduğunda Türk basınında yalan haber sayısının artmasında önyargının yanı sıra cehaletin de büyük payı olduğu bir gerçektir.

Küreselleşen Yalan Haber

Yalan ve asparagas haberin merkezi şüphesiz ABD ve Batı medyasıdır. 11 Eylül saldırılarından sonra ABD ve Batılı medya organlarında İslam ve Müslümanlarla ilgili sık sık görülen yalan ve asparagas haberlere 2003 Aralık ayı başında bir yenisi daha eklenmişti.

İngiltere'nin en yüksek tirajlı gazetesi The Sun, British Airways'in Londra-İstanbul seferi sırasında 7 Türk yolcunun namaz kılması üzerine uçakta panik yaşandığı şeklinde bir şişirme haber yaptı. Haberin düzmece olduğu kısa zamanda ortaya çıkarken, habere olduğu gibi yer veren başlığını kullanmaktan çekinmeyen Türk basını da böylece ters köşeye yatmış oldu. Daha önce haberi “Namaz paniği” başlığıyla sayfalarına taşıyan Hürriyet gazetesi, birkaç gün sonra 05.12.2003 tarihli nüshasında “Uçakta namaz haberi The Sun'ın palavrası çıktı” başlığı altında şu habere yer vermek zorunda kaldı:

“İngiliz The Sun Gazetesi'nde, British Airways'in geçen pazar günkü Londra-İstanbul seferi sırasında 7 Türk yolcunun namaz kılması üzerine uçakta panik yaşandığı şeklinde çıkan haberin yalan olduğu ortaya çıktı.”

Asparagas haber denilince, Amerikan’ın 1991 yılında Irak’a ilk saldırısı sırasında CNN televizyonunun ekranlarına sıkça yansıyan petrol içinde bulunan Karabatak görüntülerini hatırlamamak mümkün mü? CNN’de Irak’ın Kuveyt’i işgalinin vahametini simgeleştirmek adına yayınlanan petrole bulanmış Karabatak görüntülerinin daha önceki bir gemi kazasından kaldığı ortaya çıkmıştı.

CIA-MOSSAD Ortak Yapımı Bir Mizansen

Yalan ve asparagas haber hususunda CIA ve MOSSAD ortak yapımı haberler de meşhurdur. Böyle bir yalan haber Amerikalı Nicholas Berg'in kafasının kesilmesi olayıydı. CIA ve MOSSAD Şii Müslümanları zor terörist ilan etmek için böyle bir mizansen hazırlamıştı.

Olay üzerine bir açıklama yapan Şii direniş lideri Mukteda El Sadr, ABD Başkanı George Bush ve İngiltere Başbakanı Tony Blair'in, dikkatlerini, kurmaca olan Amerikalı Nicholas Berg'in kafasının kesilmesi olayına yönelterek, Iraklı esirlerin acılarına aldırmamakla suçladı. Bush ve Blair'i "zorbalığın liderleri'' olarak tanımlayan Sadr, iki liderin de, uydurmaca olan; militanlar tarafından kellesi uçurulan Amerikalı sivil konusuna önem vererek, koalisyon güçlerinin denetimindeki cezaevlerinde tutulan Iraklıların çektiği acıları önemsemediğini açıklamıştı.

“Top Secret Yazılar ve Derin Devlet” kitabının yazarı Serdar Kuru, Nicolas Berg’in “kafasının kesilerek infaz edilmesinin” baştan sona CIA-MOSSAD ortak yapımı bir mizansen olduğunu kitabında ortaya koymuştu. Kuru, Irak’ta ABD güçlerince Müslümanlara yapılan işkence görüntülerinin ABD tarafından yıllardır sürdürülen “Barbar Müslümanlar” propagandalarına verdiği hasardan sonra CIA ve MOSSAD tarafından önleyici bir eylemin yapılacağını öngördüğünü belirterek, “Ama işin bu kadar acemice yapılacağını tahmin edememiştim” diyor.

“Kafa kesme görüntüleri” ile ilgili olarak başta Amerikan medyası olmak üzere pek çok kişi tarafından çeşitli şüpheler gündeme getirilirken Türk medyasının büyük çoğunluğunun bu meseleyi kendisine servis edildiği gibi sunmayı tercih ettiğini belirten Serdar Kuru, bu hususta şöyle demişti: “Son söyleyeceğimi ilk baştan söylemem gerekirse Nick Berg’in kafası kesilerek katledilişini gösteren görüntüler sahtedir ve bunun sahte olduğunu anlamak için çok da uzman olmak gerekmez. Kendisine kabul ettirilmek istenenleri sorgulamak alışkanlığına sahip pek çok insan basit bir video oynatıcısı veya bilgisayar ortamındaki bir görüntü işlemci programı sayesinde bu görüntülerin sahte olduğunu görür. Zaten görüntüler ilk çıktığı saatlerde bile dünya üzerindeki pek çok istihbarat teşkilatı bu operasyonun bir ‘Psikolojik Harekât’ olduğunu anlamıştır. Görüntülerin kaynağı İsrail istihbaratı MOSSAD aslında sahte görüntüler yaratmakta uzman bir teşkilat ve kendilerinin geçmişte yaptıkları pek çok sahte görüntü ne yazık ki bugün bile çoğu insan tarafından kesin doğrular olarak kabul edilmektedir. Bu son prodüksiyonlarının oldukça amatörce olması bana MOSSAD’ın siyasi liderleri tarafından acele davranmaya zorlandığını düşündürmektedir. Bence işin gerçeği Berg bildiği bazı bilgiler yüzünden önce Amerikalılar tarafından alınıp sorgulandı daha sonra bu operasyon için uygun bir kurban olabileceği düşünülerek CIA tarafından kendisini öldüren MOSSAD timine teslim edildi.”

Yukarıdan beri anlattığımız olaylar Hitler’in Milli Eğitim ve Propaganda Bakanı Dr. J. Göbels’in "Yalan Söyleyin, mutlaka inanan çıkar!" sözünü doğrular mahiyettedir. Küresel güçler yalan ve asparagas haberi kendi menfaatleri doğrultusunda dün olduğu gibi bugünde sonuna kadar kullanarak dünya kamuoyunu kendi lehlerine ve yalanlarına inandırmaya çalışmaktadır.

İnanan ve inandığı gibi dosdoğru yaşamayı hayat ilkesi olarak kabul edenlerin babası Firavun ve evlatları başta ABD ve batı medyası olan bu tür yalan ve asparagas haberlerden fersah fersah uzak durmak zorundadırlar.