Meşhur bir fıkra anlatılır: “Şeytan yavrularına dünyadaki mahlûkatı tanıtıyormuş. Bunlar inek, bunlar, at, bunlar köpek… Derken bir mahlûku atlamış. Bu yavrusunun dikkatini çekmiş ve ‘Baba bu kim, onu niye atladın.’ diye sormuş. Şeytan tedirgin bir şekilde, ‘Yavrum ondan uzak dur. Onun adı insan. O her türlü günahı işler, sonra da suçu bizim üzerimize atar.’ demiş.”
FON VE AZERBAYCAN’DA FETÖ PARMAĞI

Son zamanlarda ülkemizde patlak veren fon krizi, Azerbaycan’daki okullarda başörtü yasaklanma olayı ve neredeyse her ay iç işleri bakanlığı tarafından yapılan FETÖ denen iblisi yapının yeniden yapılanmasına yönelik operasyonları beraber değerlendirince bu fıkra akıma geldi ve içimden gayri ihtiyari, “Şeytanın yavrusuna göstermekten çekindiği insan tipi kesin FETÖ denen yapının militanlarıdır.” sözleri geçti. Çünkü bu yapı başta 15 Temmuz darbesi olmak üzere ne kadar yaptığı pislik varsa başkalarının üzerine atmak hususunda oldukça beceriklidir.
Yukarıda bahsettiğim fon ve Azerbaycan’daki başörtüsü krizini de birbirinden bağımsız değerlendirmek bizleri yanlışa götürür. Çünkü halen CIA, BDN ve MOSSAD gibi istihbarat örgütlerinin kanatları altında 150 ülkede faaliyetlerine devam eden bir örgüt var ve bunların bütün çalışmaları ülkemizi her alanda krize sürüklemektir. Ülke ve millet olarak Bukalemun tipi bu tür hain yapılanmalara karşı uyanık olmazsak nereden karşımıza çıkacaklarını ve bize nasıl zarar vereceklerini tahmin bile edemeyiz.
Asrın münafığı Fetullah’ın cehennemi boylamasından beri örgüt, Pennsylvania, İsrail ve Almanya merkezli üç noktadan Türkiye aleyhine her türlü yolu deneyerek saldırılarını sürdürüyor. Sosyal medyada çok organize bir şekilde yüzlerine “Kemalizm, Türkçülük, milliyetçilik, solculuk, ateistlik, vatanseverlik vb.” maske geçirip her kılığa girerek bu faaliyetlerini devam ettiriyorlar.
Neredeyse her gün yaptıkları yalan habere dayalı sansasyonel dosyalar hazırlayarak insanlarımızın kafalarını karıştırmaya çalışıyorlar.
Cevheri Güven, Emre Uslu, Abdülhamit Bilici, Adem Yavuz Arslan, Ekrem Dumanlı, Halit Esendir, Yasin Kesen, Doğan Ertuğrul ve Osman Özsoy vb. Kriminal örgüt üyelerinin tetikçilik yaparak yalanlarla savunduğu hadiselerin başında 15 Temmuz darbe girişimini FETÖ denen hain yapının yapmadığı gelmektedir. Hâlbuki 15 Temmuz sonrası yakalanan yüzlerce subay ve general yargılandıkları mahkemelerde (kimi etnik pişmanlıktan yararlanmak için kimi de kandırıldıkları gerekçesiyle) verdikleri ifadelerde darbeyi Fetullah Gülen’in emriyle yaptıklarını itiraf etmişlerdir.
15 Temmuz darbesini tezgâhlayıp memleketi kan çanağına çeviren böylesine büyük bir ihaneti bile perdelemeye ve örgütlerini temize çıkarmaya çalışan bu yapının FON krizi ve Azerbaycan’daki olaylarda da parmağı olduğu yaptıkları yayınlarda kendini ele veriyor.
Karşımızda CIA, MOSSAD, BDN ve benzeri istihbarat örgütleri tarafından desteklenerek organize şekilde çalışan ve sırıtarak yalan söyleyebilen bu ahlaksız yapı ne yazık ki yeterli tedbirler alınmadığı ve etkin bir mücadele stratejisi geliştirilemediği için yaptıkları her faaliyet sonrasında ülkemize büyük zarar vermektedirler.
FON krizinin arkasında bu hain yapının olması gayet doğal. Çünkü geçmişte özellikle 2018-2022 yılları arasında SPK’nın başına yıllarca FETÖ’nün bankasında üst düzey görevlerde bulunan biri atanmış ve SPK bu yapının faaliyet alanına açık duruma düşürülmüştü. O dönemlerde de bunu dile getirmemize rağmen ve sanki geçmişi FETÖ ile iltisaklı olmayan kimse yokmuş gibi ne yazık ki bu tür atamalar siyasi desteklerle yapılmış ve dolaylı olarak örgüte alan açılmıştır. Yine ne yazık ki FETÖ ile mücadelede siyasi ayağa dokunulmadığı için kripto FETÖ elemanlarının etkin devlet görevlerine gelmesine mani olunamamıştır. Ülkeyi ekonomik ve siyasi olarak zor duruma sokan FON krizinin arkasında bu hain yapıyı göremeyenler ve ortaya koydukları anlık çözümlerle yaptıkları hatalara gelecekte yenilerini ekleyeceklerdir.
15 Temmuz sonrası Azerbaycan’daki FETÖ yapılanması şekil değiştirmiş, örgüt okulları devletin petrol şirketi olan SOCAR’a devredilmiştir. FETÖ’nün yurt dışındaki ilk yapılanma alanlarından biri olan Azerbaycan’da örgüt okullarının SOCAR bünyesine devredilmesi ve sonrasındaki süreç, Türkiye ve Azerbaycan arasındaki en kritik güvenlik başlıklarından biri haline gelmiştir. Örgütün Azerbaycan'daki okulları, Türkiye'de yaşanan siyasi ve hukuki kırılma süreçlerine paralel olarak kademeli olarak tasfiye edilmiştir.
Türkiye’deki 17-25 Aralık sürecinin hemen ardından Azerbaycan yönetimi hızlı bir refleks gösterdi. Örgütün çatı kuruluşu olan “Çağ Öğretim İşletmelerine” bağlı 11 lise, 13 dershane ve Kafkas Üniversitesi, Azerbaycan Devlet Petrol Şirketi (SOCAR) bünyesinde kurulan “Azerbaycan Uluslararası Eğitim Merkezine” devredildi. Bu devir, kamuoyunda "şekil değiştirme" ve "koruma altına alma" şeklinde tartışmalara yol açtı. Ancak bu eleştirilerine sebep olsa da SOCAR, kısa süre sonra getirdiği mali yükleri ve yönetim zorluklarını gerekçe göstererek bünyesindeki tüm kursları ve bağlı dershaneleri resmen feshetti ve kapattı.
15 Temmuz hain darbe girişiminin hemen ardından, örgütün ülkedeki en büyük yükseköğrenim merkezi olan Kafkas Üniversitesi’nin faaliyetleri ise tamamen durduruldu ve kapısına kilit vuruldu. Eğitim faaliyetlerinin boşluğunu doldurmak adına “Türkiye Maarif Vakfı” Azerbaycan'da resmi okullar açarak devreye girdi.
Bütün bu tedbirlere rağmen örgütün uzun yıllar boyunca "Altın Nesil" adı altında devlet kadrolarına sızdırmak üzere yetiştirdiği elemanlar devlet kadrolarına yerleşmiştir. Bu konuda Azerbaycan devleti ciddi adımlar atmış olsa da netice itibariyle ne derece başarılı olduğu tartışmalıdır.
FETÖ’nün 1990 yıllarında başlayan okul faaliyetleri aracılığı ile Azerbaycan’da yetiştirdiği örgüt elemanları ülke yönetiminde ciddi makamlara gelmiştir. Bugünkü eğitim bakanının FETÖ okullarından yetişen biri olması bunun en çarpıcı misalidir.
İsrail ve FETÖ işbirliği içinde Azerbaycan ile Türkiye’nin arası açılmak istenmekte ve Türkiye için kırmızı çizgi olan başörtüsü ile provokasyonlar yapılmaktadır. Azerbaycan’daki başörtüsü problemini sosyal medyada köpürten hesaplara baktığımızda İsrail ve FETÖ imzasını rahatlıkla görebilmekteyiz. Bu açıdan her ne kadar Azerbaycan yönetimi bu tezgâha gelerek üst perdeden konuşmalar yapmış olsa da Türk yetkililerin bu tezgâha gelerek Azerbaycan ile aramızı bozmak isteyenlere fırsat vermemesi gerekir.
Bugün hala 150’den fazla ülkede CIA, MOSSAD, BDN vb. istihbarat örgütlerinin desteğiyle faaliyetlerine devam eden FETÖ, Dünyayı olduğu gibi ülkemizi de zehirlemeye devam ediyor. Bu hain yapıya acımak doğmamış çocuklarımızın geleceğine ipotek vurmak anlamına geldiği için bütün bir millet olarak mücadeleye ara vermeden devam etmek mecburiyetindeyiz.
Bakın isterseniz her kılığa girmede oldukça başarılı olan bu hain yapının nasıl bir örgütlenme içinde olduğunu sadece devlet tarafından meslekten atılan mensuplarına bakarak da anlayabilirsiniz.
FETÖ denen hain yapıyla alakası tespit edilerek devletten kovulan militan sayısı 130 bin civarındadır. Bunların yaklaşık 20 bini TBMM’de kurulan komisyon aracılığı ile işlerine geri dönmüştür. “Pişman olmuşlar mıdır?” diye sorarsanız olumlu cevap veremem. Çünkü örgüt militanları arasında gizlenme iman esası olduğu için her kılığa giriyorlar. Yapılan araştırmalarda bunların çoğunun daha önce yüzlerine geçirdikleri İslam maskesini çıkardıkları ve kiminin ateist, kiminin aşırı Türkçü/Kemalist, kiminin solcu, kiminin Şamanist vb. kılıklara girdiklerini görülmektedir.
Ülkemizde FETÖ ile mücadele kapsamında en büyük temizlik operasyonları iç güvenlik, eğitim ve savunma birimlerinde gerçekleştirilmiştir. Üniversiteler, Diyanet, siyaset ve iş adamları alanında yeterli temizliğin yapılmadığı açıktır.
Yapılan resmi açıklamalara göre İçişleri Bakanlığı bünyesinde 45.229 personel ihraç edildi. Bu sayının 30.615 kişisini Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatı oluşturmaktadır.
Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde ise örgütün eğitim yapılanması kapsamında büyük çoğunluğu öğretmenlerden oluşan 33.000 kamu personeli ihraç edildi.
Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde sivil ve askeri olmak üzere toplam 24.008 personel ihraç edildi, ayrıca 2.198 emekli personelin de rütbeleri geri alındı.
Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ve Üniversiteler bünyesinde 7.323 akademisyen ve idari personel üniversitelerden uzaklaştırıldı.
Sağlık Bakanlığı bünyesinde 7.299 sağlık çalışanı görevinden ihraç edildi.
Hâkimler Savcılar Kurulu (HSK) kararlarıyla FETÖ bağlantılı 4.016 hâkim ve savcı meslekten atıldı.
İki yıl süren Olağanüstü Hal (OHAL) döneminde ihraç edilen kişilerin başvurularını incelemek üzere kurulan OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu, yapılan yaklaşık 127 bin başvuruyu titizlikle incelemiştir. Bu incelemeler neticesinde yaklaşık 20 bin kişi kamudaki görevine iade edilmiştir.
Adalet Bakanlığı tarafından paylaşılan resmi verilere göre ise, FETÖ isimli hain yapıya yönelik yürütülen adli süreçlerin sayısal verileri şu şekildedir:
Soruşturmalar kapsamında bugüne kadar 720.580 kişi hakkında adli işlem yapıldı. Yargılaması tamamlanan dosyalarda 127.102 kişi mahkûm olurken, 124.861 kişi beraat etti. İncelenen dosyalardan 373.642 kişi hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi. Şu an ceza infaz kurumlarında FETÖ/PDY terör örgütü üyeliği suçundan 10.485 tutuklu ve hükümlü bulunmaktadır.
Hakkında yakalama emri bulunan ve aranan firari sayısı ise 33.827 kişidir.
Emekli Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Demir, katıldığı çeşitli televizyon programları ve sosyal medya hesaplarından yaptığı açıklamalarda devlet içerisinde halen yaklaşık 200 bin ila 250 bin arasında FETÖ mensubunun bulunduğunu iddia etmiş ve şunları söylemiştir:
“15 Temmuz sonrasında yaklaşık 150 bin örgüt üyesi kamudan temizlendi. Ancak kripto ve kendisini gizleyen yapılar (renklenme yöntemleri) nedeniyle kamuda hâlâ tespit edilemeyen ciddi bir sayı olduğu açıktır. Benim hesaplamalarıma göre bu sayı 200 bin ile 250 bin arasındadır.”
Benim de katıldığım Savcı Mehmet Demir’in iddiaları örgütün potansiyel insan kaynağı ve kamuda henüz hukuki olarak deşifre olmamış "kripto" unsurların tahmini toplam hacmine işaret etmektedir.
FETÖ ile mücadelede kripto unsurların tamamen temizlenip temizlenmediği tartışmalarının halen yapılıyor olması, adli makamlar tarafından yürütülen ankesör, hücre evi ve finans yapılanması operasyonları periyodik olarak devam etmesi ve bu alandaki operasyonların sürmesi meselenin ne kadar ciddi olduğunu gözler önüne sermektedir.
Baştan beri yapmaya çalıştığımız bütün bu açıklamalar ve rakamlar göz önüne alındığında hakkında herhangi bir soruşturma yapılmayan örgüt mensuplarının sayılarının ne kadar olabileceğini okuyucuların ferasetine bırakıyorum.
Yukarıdan beri verdiğimiz resmi rakamlar bile FETÖ denen hain casusluk yapısının nasıl büyük bir tehlike olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Uluslararası istihbarat örgütleri tarafından kurulan ve hala beslenen FETÖ isimli ihanet şebekesine karşı herhangi bir acı hissi duymak onların ekmeğine yağ sürmektir ve bu her karış toprağı şehit kanlarıyla sulanmış vatanımıza ihanettir.
Bu ihanet şebekesinin hapis yatmış ve çıkmış, hapse girmemiş militanları halen aramızda dolaşmakta ve kinlerini kusmaktadırlar. Bunlara karşı uyanık olmak ve hainlik yaptıkları faaliyetlerine izin vermemek başta devletimiz olmak üzere bütün vatanını, milletini seven insanların birinci vazifeleri olmalıdır. Çünkü bunların arkasında CIA. MOSSAD, BDN v benzeri istihbarat örgütleri ve onların bağlı oldukları ülkeler vardır.
Unutmayın: ASKER UYUR AMA DÜŞMAN FETÖ ASLA UYUMAZ!
Bu Atasözü bizlere güvenlik ve savunma konularında asla rehavete kapılmamak gerektiğini vurgular. Kendi ordumuz ya da gücümüz dinlenme ihtiyacı hissetse bile, karşınızdaki tehlike düşmanımız FETÖ’nün her an aktif olabileceğini bizlere hatırlatmaktadır. Bu tehlike sadece askeri durumlarda değil; iş hayatında, kişisel ilişkilerde veya hayatın her alanında geçerlidir. Size zarar vermek, kuyunuzu kazmak veya başarısız olmanızı istemek için fırsat kollayan FETÖ türü hain odaklara karşı her zaman uyanık ve tedbirli olmanız gerekir. "Bize bir şey olmaz", “FETÖ’yü bitirdik” ya da "Şu an her şey sakin" gibi düşüncelerin büyük felaketlere yol açabileceğini, güvenliğin temel şartının kesintisiz dikkat olduğunu hatırlatarak meseleyi noktalayalım.