Bu satırların yazarı hayatının hiçbir safhasında kitle partilerine güvenmedi ve bu partilere oy da vermedi. Halkın rağbet ettiği kitle partilerine daima kuşkuyla yaklaştı. Çünkü bu partilerin kadrolarının ezici çoğunluğunun göreve gelirken düşündüğü tek şey, ceplerini doldurmak, şahsi çıkarlarını korumak ve geleceklerini garanti altına almaktır.
Genelde kitle partileri çıkar eksenli çalışır. Oyunu verirsin, sen de karşılığında bir beklentiye girersin. Bir nevi al gülüm, ver gülüm meselesi... Onlar için fikir, fedakarlık ve hizmet en son plandadır. Hayatları boyunca paradan, güçten, makamdan ve nefsani arzulardan başka bir şey düşünmezler! Türkiye, vatan, devlet ve millet kavramları akıllarına, hatta hayallerine bile gelmez.
Tırnaklarını geçirdikleri herhangi bir kitle veya merkez partisinde akıllarına hizmet kavramı asla takılmaz. Varsa yoksa soymak ve hırsızlık yapmak! Bu kadar namussuzluk, bu kadar şerefsizlik ve bu kadar alçaklık olamaz!
Biz, belediyeleri yalnızca CHP'lilerin soyup soğana çevirdiğini sanıyorduk. Meğerse aynı tutum AK Parti mensupları arasında da varmış!
Esenyurt Belediye Başkan Yardımcısı Yusuf Ulutaş'ın özel olarak kiraladığı eve baskın düzenleyen polislerin, evde servet değerinde altın, dolar ve milyonlarca lira bulduğu ileri sürülüyor. Ulutaş, “24 senelik avukatım, bu paralar ailemizin birikimleridir” diyerek kendisini savunmuş.
Utanmaz adam! Bu ülkede binlerce avukat var. Senin evinde bulunduğu belirtilen paraları bu avukatlar rüyalarında bile göremezler!
Bereket versin ki AK Parti, hırsızlık yaptığı iddia edilen kişileri tespit ettiğinde gözünün yaşına bakmadan partisinden kovuyor. Ancak CHP'de maalesef aynı tutumu göremiyoruz. Onlar, hırsızlıkla suçlanan kişilere sahip çıkıyor. Sanki “O benim hırsızımdır, ona dokunmayın!” dercesine hareket ediyor, ardından da bu kişilerin masum olduğunu savunmak için kampanyalar başlatıyorlar.
Şükür ki bu kirli zihniyet CHP'den kovuldu! Kirlenenler ve çalıp çırpmakla suçlananlar gidip Yeni Parti'yi kurdular. İstanbul'u talan etmekle suçlananların baş aktörünü de cumhurbaşkanı adayı olarak desteklemeye devam ettiler.
Belediyeler, adeta yağma Hasan'ın böreği olmuş! Çalan çalana, soyan soyana... Sanki kamu kurumları arasında hırsızlık yarışı var! Kurumların dört bir yanından yükselen pis kokular burun deliklerimizi çatlatıyor. Hangi belediyeyi görsem aklıma foseptik çukuru geliyor!
Bu kokuların kaynağını bulmak için kimsenin özel bir çaba sarf etmesine gerek yok. Çünkü belediyelerin ve kamu kurumlarının birçoğundan yayılan benzer kokular, Türkiye'nin dört bir yanında insanların midesini bulandırıyor.
Bizde caydırıcı cezalar yok! Korku da yok! Gidin bakalım, Batı ülkelerinde böyle bir şey yapabilir misiniz? Hukukun ve denetimin işlediği yerlerde bunun ağır sonuçlarıyla karşılaşırsınız. Adamın kemiklerini kırıp kendisine yedirirler. Bizde böyle midir? Bizde ise durum farklı. Gemisini kurtarana kaptan gözüyle bakılıyor. “Devletin malı deniz, yemeyen keriz!” sözü bu toplumun dilinde bu kadar yaygın bir şekilde yer bulmuşsa artık biz ne diyebiliriz?
Bu ülkede ve bu devlette, kim nasıl para kazanıp zengin olursa olsun, ona hemen beyefendi gözüyle bakılıyor. Çünkü “Parayı veren düdüğü çalar.” sözü toplumumuzda kabul görmüş bir sözdür!
Peki, çalanın, çırpanın, haksız kazanç elde edip keyif çatanın yaptıkları yanına kâr kalırsa biz bir toplum olarak nasıl iflah olacağız? Buradan yürütme ve yasama organlarına seslenmek istiyorum:
Düzgün ve etkili kanunlar çıkarın! Cezaları ağırlaştırın, caydırıcılığı artırın! Yolsuzluk yapanları, kamu kaynaklarını kötüye kullananları ve hırsızlık suçundan mahkûm olanları, hukukun öngördüğü çerçevede, ömür boyu ticaretten ve kamu görevlerinden uzak tutacak düzenlemeler yapın. Her kurumda denetimi sağlayacak bağımsız ve etkin birimler oluşturun.
Unutmayın ki denetimin olmadığı yerde yolsuzluk büyür, cezasızlığın hüküm sürdüğü yerde ise adalet yerlerde sürünür.
Yoksa bu gidişle hâlimiz dumandır!
FAHRETTİN MASUM BUDAK