Azerbaycan’dan kulağımıza yine feryat sesleri gelmeye başladı. Daha önce bu feryatlar Karabağ’dan yükseliyordu. Ermeniler her tarafı işgal etmiş, kadın, çocuk demeden halkı kurşunlardan geçirmiş, sağ kalanları da Karabağ’dan acımasızca kovmuştu. Halk, feryat figan, yalın ayak ve gözyaşları içinde yollara düşmüştü.

Bu feryatlar otuz yıl boyunca kulaklarımızdan gitmedi. Sonunda millet olarak canımızı dişimize takarak, yüzlerce şehidimizin ve gazimizin fedakârlıkları sayesinde Ermenileri Karabağ’dan çıkardık. Azerbaycan’ın yaşadığı bu anlamlı ve büyük zaferin ardından Azerbaycan Türklerinin gözyaşları yerini sevinç ve mutluluğa bıraktı.

Ancak ne var ki bu zaferin mutluluğu uzun sürmedi. Bu kez Kuzey Azerbaycan Türklerinden yeni feryatlar duyulmaya başlandı. Türkiye’nin geçmişte yaşadığı 28 Şubat sürecini hatırlatan gelişmeler nedeniyle Azerbaycan Türklerinin feryatları yeniden kulaklarımızı çınlatmaya başladı.

Azerbaycan halkı âdeta Türkiye’nin yaşadığı 28 Şubat sürecini yaşıyor. Başörtülü öğretmenler ve kız öğrenciler okullara alınmıyor. Bu yaşam biçimini benimseyen öğretmenler ve öğrenciler, okul kapılarından gözyaşları içinde geri çevriliyor.

Azerbaycan’da hâlâ komünist zihniyetin kalıntıları var. Bunlar, İsrail’le birlikte hareket ederek Azerbaycan’ın altını oyuyorlar. İlham Aliyev’i böyle bir karar almaya kim ikna ettiyse bilinsin ki o kişi ya ülkesine zarar verecek bir anlayışın temsilcisidir ya da büyük bir yanlışın içindedir.

Kafkaslar’da parmakla gösterilecek bir konuma doğru ilerleyen bir ülkeyi, çıkarılan bu kararla ne hâle getirdiler! Ülke istikrarlı bir şekilde ilerlerken, şeytanın bile aklına gelmeyecek bir uygulamayla toplumu ikiye böldüler.

Çıkarılan kararla neyin amaçlandığını bilmiyoruz. Ancak bu durumdan memnuniyet duyan ülkeler var. Çünkü Azerbaycan’ın büyümesini, güçlenmesini ve bölgede söz sahibi olmasını istemeyenler bulunuyor. Hiç vakit kaybedilmeden bu karar iptal edilmeli, başörtülü öğretmenler ve öğrenciler okullarına dönmelidir.

İsteyen okuluna ve devlet dairesine başörtüsüyle gitsin, isteyen başı açık olarak görevini yapsın. Kimse kimsenin yaşam tarzına karışmasın. Bu konuda hoşgörülü bir devlet anlayışını ülkenin tamamına yaymak, devlet yönetiminin temel görevlerinden biri olmalıdır.

Laiklik kökleşsin ama İslam düşmanlığı yapılarak değil, inanç ve vicdan özgürlüğü güvence altına alınarak kökleşsin. Bırakın insanlar inançlarını özgürce yaşasın. Başı açık olan da başörtülü olan da aynı derecede değerlidir. Devletin görevi, bu konuda gerekli düzenlemeleri yaparken dengeyi ve ölçüyü korumaktır.

İlham Aliyev, maalesef Türkiye’nin geçmişte yaşadığı bu travmaları dikkate almadı. Üstelik başörtüsüyle ilgili kararın açıklanmasının hemen ardından Türkiye’nin başlattığı arka kapı diplomasisini, “Kimse bizim ülkemize burnunu sokmasın!” diyerek geri çevirmesiyle kendisini ateşin ortasına attı.

Başörtüsü meselesini, İran’daki milyonlarca Türkün ana dilinde eğitim hakkından mahrum bırakılmasıyla ilişkilendirmek ne kadar yanlışsa, İran’ın bu ülkenin iç işlerine karışması da o kadar yanlıştır. Mesele, insanların inançlarını özgürce yaşama meselesidir.

Laik bir ülkede hiç kimsenin yaşam tarzına müdahale edilmemelidir. İran’daki Türklerin ana dilinde eğitim hakkı yoksa bunun için yürütülecek mücadelenin zemini bellidir. Bunun karşılığı başörtüsü değildir. Peki, Azerbaycan halkının gözünde kendi devletine karşı olumsuz bir imajın oluşmasına neden izin veriyorsunuz?

Birçok ülkede başörtüsüne müdahale edenlerin karşılaştıkları sonuçların hiç de iyi olmadığını gördük. İlham Aliyev yanlışta ısrar eder ve alınan kararı uygulamakta diretirse hem Azerbaycan’ın hem de kendi geleceğini karanlığa sürükleyebilir.

Başörtüsüne getirilen yasakla dört ülkenin ekmeğine yağ sürüldü. Bunlar Rusya, İran, İsrail ve Ermenistan’dır.

Sayın Aliyev, yanlış hesap Bağdat’tan döner! Eğer Azerbaycan’ın selametini, birliğini ve geleceğini istiyorsanız bu kararınızdan mutlaka geri dönmelisiniz. Unutmayın ki bir ülkenin gerçek gücü yalnızca kazandığı askerî zaferlerle ölçülmez. Asıl güç, milletin gönlünü kazanmakta, toplumsal huzuru korumakta ve vatandaşlarına inançlarını özgürce yaşama imkânı sunmaktadır.

FAHRETTİN MASUM BUDAK