Şu sıralar uluslararası kamuoyunda Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in 2 Ekim 2026 günü Bakü’de, Yeni Azerbaycan Partisi’nin 8. Kurultayı’nda yaptığı konuşma tartışılıyor.
İlham Aliyev, konuşmasının iç ve dış sorunlarla ilgili bölümünde dozunu oldukça yüksek tuttuğu kızgınlık ve öfke dolu ifadeler kullanırken, birkaç devlete aynı anda verdiği mesajlarla adeta ortalığı ayağa kaldırdı.
Buradaki üslup, “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit.” anlayışının ötesinde, açık ve doğrudan göndermelerle doluydu.
“Kimsenin yardımına veya himayesine ihtiyacımız yoktur. Yardıma ihtiyacımız olduğunda kimse bize yardım etmedi.”
Aliyev’in sözleri müphem değildi. Hedefi belliydi. Kim veya kimler için konuştuğu da gayet açıktı.
Burada dört devlet öne çıkıyordu: İran, İsrail, Rusya ve Türkiye.
Aliyev’in sert sözlerinden nasibini alan devletlerden biri İran’dı. İran, uzun zamandır Azerbaycan’ın içişlerine karışmakla ve bu ülkede olup bitenlere müdahil olmakla suçlanıyordu. Son olarak devlet dairelerinde başörtüsü yasağı getirilmesi, iki ülke arasındaki gerilimi daha da artırdı.
İran’ın Azerbaycan’da İslam temelli bir sistemin altyapısını uzun zamandır oluşturmaya çalıştığı yönündeki değerlendirmeler, Bakü yönetiminde ciddi rahatsızlık oluşturuyordu. İran’ın kendilerini hedef alan bir politika izlediğini düşünen Aliyev yönetimi, bu gidişata dur demek için uygun zamanı kolluyordu.
Nitekim söz konusu konuşmada Aliyev, İran’a yönelik oldukça sert mesajlar vermekten çekinmedi:
“Ya herkes otursun yerine, bizim işimize burnunu sokmasın. Yaşam tarzımıza karışmasın.”
Konuşmasında İsrail ve Rusya da nasibini aldı.
Aliyev’in, “Kimseden bedava silah almadık. Kuruşuna kadar ödedik. Hatta fazlasını ödedik.” anlamına gelen sözleri özellikle bu iki ülkeye yönelikti.
Azerbaycan, Karabağ Savaşı öncesinde silahlarının önemli bir bölümünü Rusya ve İsrail’den temin etmişti. Silah tedarikinin yaklaşık yüzde 60’ı Rusya’dan, yüzde 27’si ise İsrail’den karşılanıyordu. Geri kalan bölüm ise diğer ülkelerden sağlanıyordu.
Azerbaycan’ın silah alımında Türkiye’nin payı ise yüzde 3’ü geçmiyordu. Karabağ Savaşı sonrasında ise Türkiye’nin savunma sanayisindeki payı bir anda yüzde 50’nin üzerine çıktı.
İlham Aliyev’in konuşmasında Türkiye ile ilgili bölüm ise talihsiz bir çıkış olarak değerlendirilebilecek nitelikteydi.
Türk devlet yetkililerinin zaman zaman Azerbaycan’la ilgili açıklamalarında haddi ve hududu aşan değerlendirmeler yaptıkları olmuştur. Ancak bu açıklamalara böylesine sert bir karşılık verilmesi, son dönemde Azerbaycan’ın Filistin konusunda Türkiye’nin yanında durmaması ve bunun Türkiye’de ağır eleştirilere konu olmasıyla bağlantılı olabilir.
Aliyev, Türkiye’den gelen bazı eleştirileri bağımsız ve egemen bir devletin içişlerine müdahale olarak değerlendirmiş ve bu nedenle sert sözler söyleme gereği duymuş olabilir.
Ancak şurası unutulmamalıdır:
Azerbaycan Devlet Başkanı Sayın İlham Aliyev’in bu sert çıkışlarını Türkiye hiçbir zaman hak etmemiştir.
Geçmişte Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Karabağ’ı biz kurtardık.” şeklindeki sözlerinin ağırlığı altında ezilmemek için bu tür açıklamalara muhatap olan Türkiye, ne Aliyev’in ne de Sayın Erdoğan’ın kabul edilmesi mümkün olmayan sözleri yüzünden Azerbaycan’a sırtını döner. Dönmemelidir.
Aynı husus Azerbaycan için de geçerlidir.
Azerbaycan demek Türkiye demektir. Türkiye demek Azerbaycan demektir.
Bu iki ülkenin sıcak ilişkileri, politikacıların ve devlet adamlarının incitici ve kırıcı sözleriyle sarsılamayacak kadar sağlam ve köklüdür.
Kanı bir, canı bir, soyu sopu bir olan bu iki devleti kuran ve yaşatan aynı millettir.
Devletlerin kalıcılığı, gelip geçici olan devlet adamlarının sözleriyle sarsılamaz.
Kardeşlik kolay kurulmuş bir ilişki değildir.
Azerbaycan ile Türkiye, en zor dönemlerinde birbirleri için canını, malını ve kanını ortaya koymuş, acıyı ve sevinci birlikte yaşamış iki devlettir.
İlham Aliyev, dozunu kaçırdığı bu sözleri elbette diplomatik bir dille de ifade edebilirdi. Dolaylı yollardan mesaj verebilir, kırıcı olmayan bir üslup kullanabilirdi.
Fakat burada dolaylı değil, doğrudan atışta bulunması her iki halkı da derinden yaralamıştır.
Devlet adamları konuşurken ölçmeli, tartmalı ve kılı kırk yarmalıdır.
Çünkü onların ağzından çıkan her kelime yalnızca kendilerini değil, temsil ettikleri milleti ve devleti de bağlar.
Unutmayalım:
“Sel gider, taş kalır; el gider, gardaş kalır!”
“İki devlet, bir millet” dediğimiz kardeşliğimize halel getirecek davranış ve konuşmalara dikkat etmek, devlet yönetiminde sorumluluk taşıyan herkesin görevidir.
İlham Aliyev’in de Sayın Erdoğan’ın da devlet deneyimleri oldukça derin ve birikimlidir. Konuştukları her sözcük ve kurdukları her cümle milletimiz tarafından yakından takip edilmektedir.
Milletimiz hâlâ Turgut Özal’ın o talihsiz sözlerini unutmuş değildir.
Söz dediğin dokuz boğumdur.
İnsanlar sözleriyle, davranışlarıyla ve koydukları kurallarla yaşadıkları toplumun hayat tarzına katkıda bulunurlar.
Yunus Emre ne güzel söylemiş:
“Söz ola kese savaşı,
Söz ola kestire başı.
Söz ola ağulu aşı,
Bal ile yağ ede bir söz.
Zırva tevil götürmez!
Söylenen sözleri eğip bükmenin, farklı anlamlara çekmenin bir anlamı yoktur.
İlham Aliyev’in geçmişte yaptığı konuşmalar da ortadadır. Dünya kamuoyunda Azerbaycan’a karşı olumsuz bir tutum gördüğünde sık sık, “Bize Türkiye’den başka yardım eden olmadı.” cümlesini kullanırdı.
Fakat son konuşmasında nedense bu ifadeyi kullanma gereği duymadı.
İşte burada insan ister istemez bazı sorular soruyor.
Ben burada bir bit yeniği arıyorum.
İsrail lobisinin ahtapotun kolları gibi dünyanın dört bir yanına uzandığı yönündeki tartışmalar yıllardır sürüyor.
Acaba Azerbaycan’ın içinde de İsrail lobisi harekete mi geçti?
Ne oldu da İlham Aliyev, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik ilişkilerini zedeleyebilecek böylesine talihsiz bir konuşma yapmak zorunda kaldı?
Bu soruların üzerinde durmak, araştırmak ve kafa yormak gerekmez mi?
Çünkü mesele yalnızca bir devlet adamının birkaç cümlesinden ibaret değildir.
Mesele, “İki devlet, bir millet” diye tarif ettiğimiz kardeşliğin geleceğidir.
Ve bu kardeşlik, günlük siyasetin öfkesine, yanlış anlaşılmalara ve zamana yenik düşmeyecek kadar değerlidir.
Sel gider, taş kalır.
El gider, gardaş kalır.
FAHRETTİN MASUM BUDAK