Mısırlı mücahit Hasan el-Benna’ya atfedilerek yayınlanan, “Müslüman halkları helak edeceği ileri sürülen 10 husus” “Emperyalizm, şahsi ve siyasi ihtilaflar, mezhep ayrılıkları, faiz, Batılılarla iş birliği, Batı taklitçiliği, beşerî kanunlar, fikrî anarşi ve inkarcılık,, her şeyi mubah görme ve şehevi arzular, ahlaki çöküş ve liderliğin zayıflığı ve programından yoksunluk” şeklinde sıralanmış ve bunların günümüzde yaşandığı ve helakin geleceği iddia edilmektedir.

MÜSLÜMANLARI HELAK EDECEK HUSUSLAR

Analiz: Selim Çoraklı

Selim Çoraklı-6

Son dönemlerde özellikle sosyal medyada sık sık yayınlanan bu maddeleri Kur’an ışığında incelediğimizde önemli bir ayrımın ortaya çıkmakta olduğunu görüyoruz. Bu durum, bir davranışın Kur’an’da eleştirilmesinin başka, o davranışın bütün Müslüman halkları kesin olarak helak edeceğinin söylenmesi başka olmasıdır.

Hasan el-Benna adına yayınlanan bu listedeki iddialar için Kur’an’ın ölçüsü, verilen listeyi bütünüyle onaylamak veya reddetmek değil, her maddeyi ayrı ayrı vahyin ölçüleriyle değerlendirmektir. Bu arada verilen listedeki maddelerin Hasan el-Benna’ya ait olduğu iddiası da doğrulanmış değildir.

Şimdi isterseniz Kur’an ışığında yayınlanan maddeleri tek tek ele alalım:

1. EMPERYALİZM

Kur’an, insanların birbirlerine zulmetmesini ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmasını eleştirir. Bir topluluğun başka bir topluluğu ezmesi, haklarını gasp etmesi ve onları kendi çıkarları doğrultusunda sömürmesi de bu ilkeler çerçevesinde değerlendirilmelidir.

"Yol ancak insanlara zulmeden ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık yapanların aleyhinedir." (Şûra Suresi, 42)

“Malların haksız yollarla yenmesini ve insanların mallarının bir bölümünün günah yoluyla ele geçirilmesini yasaklar.” (Bakara Suresi, 188)

Bu ayetler ışığında meseleye baktığımızda emperyalizmin sömürü, zulüm ve hak gaspı boyutları Kur’an’ın adalet ilkeleriyle çeliştiğini görürüz. Ancak emperyalizm kelimesi Kur’an’da geçmez. Kavramın hangi uygulamaları kapsadığı, somut davranışlar üzerinden değerlendirilmeli ve hüküm ona göre verilmelidir.

2. ŞAHSİ, SİYASİ VE MEZHEBİ İHTİLAFLAR

Kur’an Müslümanların birliğinden bahseder ve bunun hayat için elzem olduğunu ortaya koyar:

"Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve ayrılığa düşmeyin." (Âl-i İmrân Suresi, 103)

"Birbirinizle çekişmeyin; sonra gevşersiniz ve gücünüz gider." (Enfâl Suresi, 46)

Bu ayetler, Müslümanların birbirleriyle çatışmalarının toplumsal güçlerini zayıflatabileceğini açıkça ortaya koyar. Ancak burada önemli bir ayrım vardır. Kur’an, her türlü farklı düşünceyi ve görüş ayrılığını yasaklamaz. İnsanların farklı görüşlere sahip olmasıyla bu farklılıkları düşmanlığa, zulme ve çatışmaya dönüştürmesi aynı şey değildir. Kur’an Hûd Suresi, 118. ayette insanların farklılaşabileceğini bildirir.

Ayetler ışığında meseleyi değerlendirmek gerekirse, şahsi çıkarlar uğruna toplumu bölmek ve siyasi farklılıkları düşmanlığa dönüştürmek yanlıştır. Mezhep farklılıkları nedeniyle insanları aşağılamak, dışlamak veya onlara zulmetmek Kur’an’ın adalet ve kardeşlik ilkeleriyle bağdaşmaz.

Kur’an’ın eleştirdiği şey, her farklılık değil; hakikatten uzaklaştıran çekişme, haksızlık ve birliği ortadan kaldıran bölücülüktür.

3. FAİZ

Kur’an faiz hususunda bazı ayetlerde şöyle açıklama yapar:

“Allah alışverişi helal, faizi haram kılmıştır." (Bakara Suresi, 275)

Bakara Suresi, 278 ve 279 ayetlerde ise faizden vazgeçilmesini ister ve bu konuda son derece ciddi bir uyarıda bulunur.

"Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve gerçekten iman etmiş iseniz faizden kalanı bırakın. Bunu yapmazsanız Allah ve resulü tarafından size bir savaş açıldığını bilin. Eğer tövbe ederseniz, haksızlık etmemek ve haksızlığa uğramamak üzere anaparanız sizindir."

Ayetler ışığında hadiseyi değerlendirdiğimizde faiz, listedeki en açık hükme bağlanmış konulardan biridir. Bununla birlikte, günümüzdeki bütün finansal işlemlerin hangi koşullarda Kur’an’daki faiz yasağına girdiği, işlemin yapısı ve niteliği dikkate alınarak ayrıca incelenmelidir.

Bir toplumda faizin yaygınlaşması ciddi ekonomik ve ahlaki sorunlara yol açar. Fakat buradan hareketle belirli bir toplumun kesinlikle helak olacağını söylemek, ayetlerin ortaya koyduğu hükmün ötesine geçer.

4. BATILILARLA İŞ BİRLİĞİ

Bu madde, listedeki en fazla açıklamaya ihtiyaç duyan maddelerden biridir. Kur’an, insanlarla ilişkileri yalnızca onların kimliklerine göre değil, davranışlarına ve tutumlarına göre değerlendirmemizi ister.

“Allah, din konusunda sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik yapmanızı ve onlara adaletli davranmanızı yasaklamaz.” (Mümtehine Suresi, 8)

Bu ayet, Müslüman olmayanlarla ilişkilerde adalet ve iyiliğin esas alınabileceğini açıkça gösterir.

"İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın; günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın." (Mâide Suresi, 2)

Ayetler ışığında meseleyi değerlendirirsek, Batılılarla veya başka toplumlarla iş birliği veya ticaret yapmak, sırf tarafların kimlikleri nedeniyle haram sayılamaz. Asıl ölçü, iş birliğinin ne amaçla ve hangi sonuçları doğuracak şekilde yapıldığıdır.

İslam, “Maharet ibadete tercih edilir.” ve “Emaneti ehlin verin.” ilkelerini benimser. Adaleti ve sosyal faydayı destekleyen iş birliği, sırf tarafların kimliği nedeniyle yanlış değildir. Zulme, saldırganlığa veya insanların haklarının çiğnenmesine destek veren iş birliği ise yasaklanmıştır. Kur’an’ın ölçüsü, iş birliği yapılan tarafın kimliğinden önce iş birliğinin niteliğidir.

5. BATI TAKLİTÇİLİĞİ

Kur’an, insanın başkalarının düşüncelerini sorgulamadan benimsemesini eleştirir. Bakara Suresi, 170 atalarının uygulamalarını sorgulamadan takip edenlerin tutumunu ele alır:

"Onlara, 'Allah’ın indirdiğine uyun' denildiğinde, 'Hayır, atalarımızdan gördüğümüze uyarız' dediler. Ya atalarının aklı bir şeye ermemiş, doğru yolu bulamamışlarsa!"

İsra Suresi, 36 ayet ise, "Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme." diye yol gösterir.

Bu ayet, bilgi ve sorumluluk olmadan hareket etmeme ilkesini ortaya koyar.

Ayetler ışığında meseleyi değerlendirirsek, bir düşüncenin veya uygulamanın Batı'dan gelmesi, onun kendiliğinden yanlış olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde, bir düşüncenin Müslüman toplumlarda yaygın olması da onun mutlaka doğru olduğunu göstermez.

Bilim, teknoloji, hukuk, eğitim ve yönetim alanlarındaki uygulamalar; adalet, insan hakları, doğruluk ve diğer Kur’an ilkeleri açısından değerlendirilmelidir. Kur’an, körü körüne taklit yerine şuurlu değerlendirmeyi esas alır.

6. BEŞERÎ KANUNLAR

Bu madde, listenin en tartışmalı ifadelerinden biridir.

Kur’an Mâide suresi, 44-47 ayetleri arasında, “Allah’ın indirdiğiyle hükmetme” konusunu ele alır ve ayetlerin bağlamında son derece ciddi uyarılarda bulunur. Ancak bu ayetlerden hareketle insan eliyle hazırlanmış bütün kanunların otomatik olarak geçersiz veya haram olduğu sonucuna varmak, ayrıca gerekçelendirilmesi gereken bir yorumdur.

Kur’an’da insanların karar vermesini, danışmasını ve adaletle hükmetmesini ilgilendiren hükümler de bulunmaktadır.

Şûra suresi, 38. ayet, müminlerin işlerini aralarında danışma yoluyla yürüttüklerini bildirir.

Nisâ suresi, 58 ayet ise, emanetlerin ehline verilmesini ve insanlar arasında hükmedildiğinde adaletle hükmedilmesini emreder.

Ayetler ışığında maddeyi değerlendirirsek, burada şu soruların cevaplarını da Kur’an ölçüleri esas alınarak cevaplamak gerekir:

“Bir kanun adaleti mi, zulmü mü destekliyor?”

“İnsanların haklarını koruyor mu, yoksa haklarını mı gasp ediyor?”

Kur’an’ın açık (muhkem) hükümleriyle çelişen bir uygulama içeriyor mu?”

“İnsanların sosyal ihtiyaçlarını karşılamak için düzenlenmiş, adalete uygun bir kural mı?”

Bir kanunun insanlar tarafından hazırlanmış olması tek başına onun adaletsiz olduğunu göstermez. Kur’an açısından asıl mesele, kanunun adaletle ve Allah’ın bildirdiği ahlaki ilkelerle uyumlu olup olmadığıdır.

7. FİKRÎ ANARŞİ VE İNKÂRCILIK

Bu maddede iki farklı kavram bir araya getirilmiştir. Fikrî anarşi, düşünce hayatında düzensizlik veya yıkıcılık anlamında kullanılıyorsa somut olarak açıklanmalıdır. İnkârcılık ise hangi inancın veya iddianın reddedildiğine göre değerlendirilmelidir.

Kur’an insanı düşünmeye, sorgulamaya ve delil üzerinde durmaya çağırır.

İsra Suresi, 36. ayette, insanın bilgi sahibi olmadığı şeyin peşinden gitmemesini ister.

Bakara Suresi, 256. ayette ise, "Dinde zorlama yoktur." diye açıklar.

Kur’an, inanç konusunda insanı düşünmeye ve hakikati araştırmaya çağırır. Ancak bu, bütün düşüncelerin doğru kabul edildiği anlamına gelmez.

Diğer taraftan, bir insanın inanmaması veya farklı bir düşünceyi savunması, ona zulmetmenin gerekçesi yapılamaz. Bir toplumda düşünce özgürlüğü, eleştiri ve farklı yorumların bulunmasıyla toplumsal yıkıcılık aynı şey değildir.

Kur’an açısından düşüncenin doğruluğu delil ve içerik üzerinden değerlendirilmelidir; yalnızca farklı olduğu için reddedilmesi doğru bir yöntem değildir.

8. HER ŞEYİ MUBAH GÖRMEK VE ŞEHVET DÜŞKÜNLÜĞÜ

Kur’an, insanların arzularının peşinden sorumsuzca gitmesini eleştirir. Câsiye Suresi, 23. ayette kendi arzusunu ilah edinen ve peşinden gidenlerin durumunu gündeme getirir. A'raf Suresi, 31 ayette ise yeme ve içmede aşırılığa kaçılmamasını bildirir. Müminun Suresi, 5-7 ayetlerde ise cinsel davranışlarla ilgili sınırları ele alır.

Ayetler ışığında maddeyi değerlendirirsek, Kur’an, insanın her arzusunu ahlaki açıdan doğru kabul etmez. İnsanın istekleriyle sorumlulukları arasında bir denge kurmasını ister. Bununla birlikte, helal ve haram sınırları belirlenirken kişisel kanaatler değil, Kur’an’ın ortaya koyduğu ölçüler esas alınmalıdır. Bir davranışın kişiye hoş gelmesi, onun doğru veya helal olduğunu göstermez. Helal ve haram konusunda tek otorite Kur’an’dır.

9. AHLÂKİ ÇÖKÜŞ

Ahlak, Kur’an’ın temel konularından biridir. Kur’an insanların ahlaklı olmaları için gönderilmiş bir kitaptır.

"Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, kötülüğü ve azgınlığı yasaklar." (Nahl, 90)

İsra suresi, 23-39 ayetler ise, aile ilişkilerinden ekonomik davranışlara, insan hayatının korunmasından ölçülü davranmaya kadar pek çok ahlaki ilkeyi ele alır.

Ayetler ışığında maddeyi incelersek, “yalan, haksızlık, emanete ihanet, haksız kazanç, zulüm ve insanların haklarını çiğneme vb.” konular Kur’an’ın eleştirdiği davranışlar arasındadır. Ancak ahlaki çöküş yalnızca bireysel davranışlardan ibaret değildir. Yöneticilerin, kurumların ve toplumsal yapıların adalet anlayışı da önemlidir. Bir toplumda ahlaki sorunları değerlendirirken yalnızca sıradan insanların davranışlarına değil, güç ve imkân sahibi kişilerin, iktidarların sorumluluklarına da bakmak gerekir.

10. LİDERLİĞİN ZAYIFLIĞI VE PROGRAMDAN YOKSUNLUK

Kur’an, bilgi, ehliyet, danışma ve adalet üzerinde durur. Bilmeyenlerle bilenleri bir tutmaz ve bilenlerin üstünlüğünden bahseder.

Nisâ suresi, 58. ayette, emanetlerin ehline verilmesini ve insanlar arasında adaletle hükmedilmesini emreder. Bakara suresi, 247. Ayetinde, Talut'un yönetici seçilmesi bağlamında bilgi ve bedenî güç bakımından üstünlüğünden söz eder. Şûra suresi, 38. ayette danışma ilkesini öne çıkarır.

Meseleyi bu ayetler açısından incelediğimizde toplumların sağlıklı yönetilmesi için bilgi, liyakat, adalet ve sorumluluk önemlidir. Liderlerin bilgisizliği, kişisel çıkarlarını toplumun önüne koymaları veya kararlarını danışmadan almaları ciddi sorunlara yol açabilir.

Ancak Kur’an açısından iyi liderlik, yalnızca güçlü bir kişiliğe veya geniş bir bilgi birikimine sahip olmakla ölçülmez. Liderin adaletli, güvenilir, sorumlu ve ehliyet sahibi olması da gerekir.

KUR’AN HELAK HUSUSUNDA NE DİYOR?

Burada şu soruyu sorabiliriz: “Kur’an Müslüman toplumlarının helalını nasıl açıklıyor?”

Kur’an'daki helak kavramı, her zaman aynı anlamda kullanılmaz. Bazı ayetlerde geçmiş toplumların yok edilmesi anlatılırken bazı ayetlerde insanların yaptıklarının sonuçları, kayıpları veya ahlaki çöküşleri ele alınır. Bu nedenle her sosyal sorun doğrudan ilahi helak olarak nitelendirilemez.

Toplumlar yaptıklarının sonuçlarıyla karşılaşabilir. Rad Suresi, 11. Ayette, "Bir toplum kendilerinde olanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez." denilir. Bu ayet, toplumsal değişim ile insanların kendi durumları arasındaki ilişkiye dikkat çeker. Toplumların kendilerini düzeltmesi, davranışlarını sorgulaması ve yanlışlarını değiştirmesi önemlidir.

Zulüm toplumsal yıkıma yol açabilir. Hûd suresi, 117. ayette, "Rabbin, halkı ıslah edici kimseler iken ülkeleri zulümle helak edecek değildir." denilerek meseleye dikkat çekilir. Bu ayet, zulüm ve toplumsal yıkım meselesini ele alırken ıslah kavramını da gündeme getirir.

Her musibet doğrudan ilahi ceza olarak yorumlanamaz. Şûra suresi, 30. ayette, “Başınıza gelen musibetler ellerinizle işlediklerinizden dolayıdır.” denilerek insanların başına gelen bazı musibetlerle kendi yaptıkları arasındaki ilişkiye dikkat çeker. Ancak bu ayetten hareketle karşılaşılan her hastalığın, depremin, savaşın veya ekonomik krizin belirli bir günah nedeniyle meydana geldiğini kesin olarak söylemek doğru değildir. Çünkü bir olayın Allah katındaki özel anlamı hakkında delilsiz kesin hükümler vermek haddi aşmak olur.

LİSTEDEKİ EN ÖNEMLİ PROBLEM

Yukarıda verilen on maddelik listenin temel problemi, bazı doğru tespitlerle tartışmalı genellemeleri aynı başlık altında toplamasıdır.

Burada farklı bir soru daha sorabiliriz: “Müslümanların sorunu sadece bu 10 maddeden mi ibaret?

Kur’an açısından böyle bir sonuca varmak mümkün değildir. Kur’an; adaletsizliği, zulmü, haksız kazancı, ahlaki yozlaşmayı, emanete ihaneti, kibri ve toplumsal bozgunculuğu farklı başlıklarda ele alır. Bu maddelerin tamamının Kur’an'da aynı şekilde sıralandığını veya bu on hususun Müslüman halkların helakını kesin olarak belirlediğini söyleyemeyiz. Daha da önemlisi, bu tür listeler değerlendirilirken kişilerin veya toplulukların dinî kimlikleri değil, davranışları ve eylemleri esas alınmalıdır.

Bir Müslüman toplumda faiz bulunması, siyasi çekişmeler yaşanması veya ahlaki sorunların ortaya çıkması, o toplumun mutlaka helak edileceği anlamına gelmez. Kur’an, yanlışların düzeltilmesini, adaletin sağlanmasını ve insanların kendilerini ıslah etmesini ister ve müminlerden yerine getirmelerini bekler.

Kur’an’ın ortaya koyduğu temel ölçü şudur:

“Bir toplumun kurtuluşunu yalnızca sloganlar, siyasi aidiyetler veya belirli gruplara bağlılık üzerinden değerlendiremeyiz. Adalet, doğruluk, sorumluluk, iyilik ve zulümden uzak durmak temel ölçüler arasındadır.”

Bu sebeple Hasan el-Benna’ya atfedilerek yayınlanan yukarıdaki listeyi, Kur’an’ın değişmez ve eksiksiz bir helak listesi olarak değil, içindeki her maddeyi ayrı ayrı sorgulamamız gereken bir iddialar bütünü olarak değerlendirmek daha isabetlidir.

Yukarıdan beri açıklamaya çalıştığım düşünceler de ayet metinleri dışında birer yorumdur. Yorumlar ayetlerle uyuştuğu derecede doğru ve isabetlidir. Yorum yapanın dışında kimseyi bağlamaz ve inanmaya zorlamaz. Çünkü İslam insanların düşünmelerini, sorgulamalarını ve akletmelerini ister. İnsanı meleklerden ve hayvanlardan ayıran en önemli özellikte aklı ve iradesini kullanmasıdır.