Cemil Meriç, “İdeolojiler insanlara giydirilen deli gömlekleridir.” derken ne kadar haklı olduğunu şimdi daha iyi anlıyoruz. Deli gömleği giyenlerin ne durumda olduğunu anlamak için ideolojilerini tanrılaştıran ülkelerin durumuna bakmak yeterlidir.
Cemil Meriç, “İdeolojiler insanlara giydirilen deli gömlekleridir.” derken ne kadar haklı olduğunu şimdi daha iyi anlıyoruz. Deli gömleği giyenlerin ne durumda olduğunu anlamak için ideolojilerini tanrılaştıran ülkelerin durumuna bakmak yeterlidir.

İdeolojilerin insanları aldatmak ve istedikleri yöne doğru sevk etmek için kullandıkları en tesirli silahların başında kavramlar gelmektedir. Her ideoloji ürettiği kavramın içini kendi menfaatleri doğrultusunda doldurmakta ve kullanmaktadır. Bugün dünyanın neresine bakarsak bakalım bunun yansımasını çok geniş alanda görüyoruz.
Özellikle Batılılar, evrensel değerler olarak sunduğu kavramların içini kendi kültürel, dini, siyasi, ekonomik ve askeri çıkarlarına göre doldurup boşaltarak dünyayı manipüle etmeye devam ediyor. Batılılar, kavram eksenli bir hegemonya oluşturarak sömürgeciliği ve adaletsizliği meşrulaştırma aracı haline getirmektedirler. Bunu yaparken kendi çıkarlarına uygun durumlarda en katı haliyle işlerine gelen kavramları savunmakta, çıkarlarıyla çatışan durumlarda ise bu kavramları tamamen görmezden gelmektedirler.
Batılılar, kendi jeopolitik ortaklarının hak ihlallerine sessiz kalırken, muhalif ülkeleri baskı altına almak için özellikle insan hakları kavramını bir yaptırım ve müdahale silahı olarak kullanmaya da devam etmektedir.
Batılı sivil toplum kuruluşları ve küresel vakıflar, demokrasiyi geliştirme, insan hakları ve özgürlüklerin savunulması gibi meşru kılıflar altında, fonladıkları yerel yapılar aracılığıyla hedef ülkelerin iç siyasetini, hukuki yapısını ve sosyal dengelerini şekillendirmektedir. Düşünürlerin yumuşak güç veya sivil işgal olarak tanımladığı bu mekanizma, askeri müdahalelerin maliyetli ve tepki çeken yapısına alternatif olarak geliştirilen bir müdahale biçimidir.
Batılılar bu hususta değişik fonlar oluşturarak, hedef seçtikleri ülkelerde sosyal bütünlüğü güçlendirmek yerine mikro-milliyetçilik, etnik ve mezhepsel kimlikler ile marjinal grupların siyasileşmesini finanse etmektedirler. Hedef ülkenin sosyolojik ve kültürel yapısına tamamen yabancı olan kavramlar ve tartışmalar, fonlanan STK'lar ve medya organları eliyle ana gündem maddesi haline getirilir. Fonlanan bu medya organları; devlet kurumlarını itibarsızlaştırma, milli savunma sanayii projelerini karalama ve toplumda sürekli bir karamsarlık havası yayma görevini üstlenir.
Batı'nın jeopolitik çıkarlarına uygun haberler tarafsızlık maskesiyle servis edilirken, Batı'nın işlediği suçlar veya müttefiklerinin ihlalleri tamamen sansürlenir veya küçültülür.
Batılıların en çok istismar ettikleri kavramlardan biri de demokrasidir. Ne yazık ki Batılılar, sadece kendilerini merkeze koydukları kapitalist sisteme hizmet eden rejimler demokratik kabul edilmekte, kendi çıkarlarına uymayan seçim sonuçları veya halk iradeleri ise doğrudan otokrasi veya terör yönetimi olarak etiketlemektedirler.
Tarihi ve sosyolojik olarak olumlu çağrışım yapan kelimeler, Batı merkezli bir süzgeçten geçirilerek emperyalist hedeflere hizmet edecek şekilde yeniden tasarlanmaktadır. Askeri işgaller ve kaynak sömürgeleri, hedef ülkelere özgürlük ve demokrasi götürmek kılıfıyla ambalajlanmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde sosyal birliği zayıflatmak, farklılıkları ayrışmaya dönüştürmek ve ulus devletleri içeriden bölmek için birer manivela olarak kullanmaktan da asla geri durmamaktadırlar. . Küreselleşme insanlara kültürlerin eşit şekilde kaynaşması gibi sunulsa da, temelde Batı sermayesinin ve kültürünün diğer ülkelere tek taraflı dayatılması ve pazarların ele geçirilmesi sürecinden öteye gitmemektedir.
Akif’in değimiyle Mim’siz medeniyetin temsilcisi Batılılar, kendi tarihi tecrübelerinden (Rönesans, Aydınlanma, Sanayi Devrimi) doğan yerel kavramları tüm dünyaya tek reçete ve "evrensel doğrular" olarak dikte etmektedirler. Batılılar, yerel şartları yok sayarak Doğulu veya farklı coğrafyadaki toplumların kendi inanç, gelenek ve sosyolojilerinden ürettikleri çözümleri ilkel veya yetersiz olarak damgalar. Gelişmekte olan ülkelerin entelektüelleri, kendi toplumlarını analiz etmek yerine Batı'nın ürettiği şablon kavramları (örneğin devlet, sivil toplum, insan hakları, demokrasi, vs.) aynen kopyalayarak kendi gerçekliklerine yabancılaşırlar. Bunda medyanın gücü önemli rol oynar. Medya ve akademi güç kullanılarak kelimelerin oluşturduğu psikolojik algı kontrol edilir. Kendi askerleri veya müttefikleri sivilleri öldürdüğünde bu durum yumuşatılır. Kendilerine muhalif unsurların direnişleri ise doğrudan terörizm veya barbarlık olarak dünya kamuoyuna servis edilir.
Batılı emperyalistler özellikle Müslümanları sömürebilmek ve birbirine kırdırmak için kullanmadıkları kavram kalmadı dersem herhalde mübalağa etmemiş olurum. Batılılar Müslümanlara hiçbir katkı sağlamayacak tartışmaların körüklenme işini ileri karakolları durumunda olan yerli uşakları durumundaki medyaya yaptırmaktadırlar.
Geçmişte olduğu gibi günümüzde de Müslümanların zikredilen tipte bir kavram bombardımanına ve kargaşasına tutulduğunu görüyoruz. Batı kendi ideolojisine göre çizdiği hedefine doğru ilerlerken, Müslüman toplulukları, maalesef değişik kavramların münakaşası ve münazarasıyla uğraştırarak geri bırakmaktadırlar.
Batı emperyalistleri tarafından üretilen kavramlardan biri de “Ilımlı İslam’dır.” Allah (cc) Kur’an’ında “Allah katında din İslam’dır.” buyururken, batılı emperyalistler Müslümanları bölmek, parçalamak ve yutmak için İslamiyet’i “Ilımlı İslam, Radikal İslam, Sosyalist İslam vb.” bölümlere ayırmakta ve şeytani emelleri doğrultusunda kullanmaktadırlar.
Müslümanlar olarak böyle bir şeytani plan karşısında çok uyanık olmak zorundayız. Zira İslam’ın ana kaynağı Kur’an bütün mükemmeliyetiyle elimizde bulunmaktadır. Allah (cc), “Size din olarak İslam’ı seçtim ve dininizi kemale erdirdim.” buyurarak İslam’ın “Kemal” bir din olduğunu; yani ne eksiği ne fazlası olmadığını beyan etmektedir.
Batılı emperyalistler Fundamentalizm kavramını piyasaya sürerek insanları maniple etmeye çalışmaktadırlar. Batılı emperyalistler kendi fikir laboratuvarlarında ürettikleri bu kavramı Müslümanlara yamamak için ellerinden geleni yapmaktadır.
Fundamentalizm lügatte, "Kitabi-ı Mukaddes'in nihaî otorite olduğunu kabul ederek modernist ve ilmi eleştirilere karşı çıkan Hıristiyan hareket” anlamına gelmektedir. "Yine Hıristiyan Amerika'da dini bir akımın adı" gibi manalarda tarif edilmesine rağmen emperyalistler, bu kavramı Müslümanlara dayatılmış ederken ona şu manayı yüklemişlerdir: "1960'lı yıllardan sonra Batılılaşma, modernleşme ve laikleşmeye karşı çıkan, sağlam, güvenilir ve bağlayıcı nitelikteki bilgilerin, İslam’ın kaynak kitaplarında mevcut olduğu için, hakikatin modern literatürde değil, bu hakikatlerde aranması gerektiğini savunan yaklaşıma da İslami Fundamentalizm denmektedir
Tamamıyla ABD'nin dini yönden bir iç sorunu olan Fundamentalizm kavramının Müslümanların bir problemi haline getirilmesi ve tarihi yapısı tetkik edilmeden kalkınma ve gelişmeye adeta engel bir hareket olarak sunulması batılı emperyalistlerin kotarmaya çalıştığı stratejik bir manevradır.
Bu stratejik manevranın hedefi, 1980'li yıllara kadar ülkemizi bir iç savaşın eşiğine kadar getiren sağ-sol kavramlarının güncelliğini yitirmesinin ardından “İslam-Hıristiyan” sürtüşmesi zemininin hazırlanmasını sağlamaktır. Batılılar, halkı Müslüman ülkelerde İslam içi gruplar arasında karşıt görüşler oluşturulmaya çalışarak kavramı Müslümanların üzerine yıkmayı planlamışlardır. Aslında bu batılı emperyalist ülkelerin her zaman uygulamış olduğu sömürü politikasının bir yansımasından başka bir şey olmadığı açıktır. Özellikle Batı ve ABD patentli bir kısım panel ve konferanslarda ileri sürülen kavramların kısa zamanda meşgul edilmek istenen ülkenin önemli medyasında boy göstermesi bunu ispat eden bir delildir.
18. asrın sonlarına doğru geliştiği iddia edilen aydınlanma hareketleriyle beraber batılıların bilime neredeyse bir din gibi sarılmalarının Hıristiyanlar arasında dine dönüşü hızlandırdığı açıktır. Bunun için kendi dinlerini ve tahrif edilmiş kitaplarını çok önemserler. Batılılar bu hususta, "İncil'in ileri sürdüğü ilkeler yanılmaz, çünkü metinler hatadan uzak yazılmış ve korunmuştur. İnsanlık temel bir ahlaki yapı içerisindedir ve ancak İncil'e inananlar kurtulacak. Hz. İsa cismani olarak yeryüzüne inecek, Hz. Meryem bakiredir, Hz. İsa insanlığın boynunda asılı bulunan ebedi günahın kefaretini ödemek için ölmüştür." gibi genel inançlara sahiptirler. Batılılar bu süreçte Hıristiyan köktenciliğinin hâkim olması için savaşan kişi manasına gelen "Fundamentalist" (köktenci) kavramının kullanmaktadırlar.
Fundamentalistlerin kendilerine çalışma alanı olarak çok değişik meslek gruplarını seçtiklerine şahit olmakla beraber en yoğun faaliyetlerinin askeri ve dış politika hususlarında olduğuna dikkat çekmek istiyorum. Gerek Hristiyanlıktaki iç çekişmelerde, gerekse kilise önderliğindeki haçlı hareketleri, Asya, Afrika ve Latin Amerika'da bizzat kilisenin politik güçlerle sergilediği durum, Hıristiyanlığın iddia edildiği gibi bir barış dini olmaktan uzaklaştırmış ve adeta askeri saldırıların teşvikçisi durumuna getirmiştir. Askeri istiladan önce yabancı bir ülkeye çeşitli unvanlarla gitmiş Hıristiyan misyonerler, bir zaman sonra kendi ülke askerlerinin orayı istila etmesi için hükümetlerini ikna etmeye çalışmaktadırlar.
ABD'nin İslam ülkelerine yaptırmak istediği projelerini oryantalistler vasıtasıyla sürdürdüğü görülmektedir. Kavramların piyasaya sürüldüğü konferansların sponsorlarının araştırılması halinde işin perde arkasında CIA, MI6, MOSSAD, BDN benzeri istihbarat örgütlerinin olduğunu açık biçimde görüyoruz.
Kavramları silah olarak kullananların, her ülkeye göre değişik fikir hareketleri ortaya koyduğu gerçeğini artık bütün insanların görmesi gerekmektedir.
ABD Protestan mezhebi ağırlıklı bir dini problem olan Fundamentalizm kavramının, İslam toplumlarının düşünce ve siyaset kaosuna düşmeleri için en yüksek seviyede kullanılmaya başlanması bu işin içinde şeytani planlar olduğunu göstermektedir.
Fundamentalizm’in her yerde uyanışa geçen İslam’ın önünü kesmek maksadıyla İslam toplumlarına musallat edilen bir kavram olduğu açıktır. Batı, İslam’ı kendi çıkarlarına karşı koyan kitlelerin ortak imanı olduğu için ona yaşama hakkı vermek istemiyor. Tarihte Batıya karşı kazanılan bütün zaferlerin altında İslam dinamizminin yattığı bilindiği için vurulan yaftalara şaşmamak gerekir. Bu bakımdan batı, İslam toplumunun zikredilen şahdamarını etkisiz ve sevimsiz hale getirmek için her türlü senaryoyu hazırlamış ve halende hazırlamaktadır. Fundamentalizm senaryosu bu filmin bir parçasıdır.
Hülasa etmek gerekirse başta da değindiğimiz gibi Batılılar, insanlara evrensel değerler olarak sunduğu kavramların içini kendi kültürel, dini, siyasi, ekonomik ve askeri çıkarlarına göre doldurup boşaltarak dünyayı manipüle etmeye devam etmektedirler. Batılıların kavram eksenli bir hegemonya oluşturarak sömürgeciliği ve adaletsizliği meşrulaştırma aracı haline getirmesi, niyetlerinin hiçte insani olmadığını göstermektedir.
Batı her zamanki gibi şimdi de kendi çıkarlarına uygun durumlarda en katı haliyle işlerine gelen kavramları savunmakta, çıkarlarıyla çatışan durumlarda ise bu kavramları tamamen görmezden gelmektedirler. Bugün ikiyüzlü batılıların şeytan planlarını görmek için vatanını, milletini, mukaddesatını seven şuurlu insanlara çok ihtiyacımız var.