12 Eylül Cuntası, İstanbul- Fatih'te, Küçükayasofya Ahmet Yasevi Vakfı'nda bir kez daha lanetlendi.
12 Eylül Askerî Darbesi, milletimizi sırtından hançerleyen ve dışarıdan emir alınarak kalleşçe yapılan bir darbedir. Türkiye, bu darbeyle en az 50 yıl geriye gitmiştir.
12 Eylül çok ayrıntılı bir şekilde incelenmeli, analiz edilmeli ve kapsamlı bir biçimde araştırılarak sonuçlarıyla birlikte kamuoyuyla paylaşılmalıdır. 12 Eylül yıldönümlerinde yapılan açıklamalar, verilen haberler ve yapılan yorumlar bu konuda kâfi olmaktan çok uzaktır. Bu darbe, milletimizin belini kırmıştır. Yetiştirilen vatansever, milliyetçi ve ülkücü gençliği perişan etmiş, Türk milletini savunmasız ve dayanaksız bırakmıştır.
Ülkücüler, sırf denge olsun diye devrimcilerle birlikte toplatılıp içeri atılmıştır. Cezaevleri yıllarca milliyetçilerin tedip ve tenkil mekânı hâline getirilmiştir. Ağır işkenceler yapılmış, birçok ülkücü darağaçlarında sallandırılmıştır. Sayısız ülkücü, suçsuz ve günahsız olduğu hâlde işkencelerde can vermiştir. Ölmeyenler ise onlarca yıl hapishanelerde süründürülmüştür.
Aileler ve ebeveynler de en az evlatları kadar manevi ve psikolojik işkenceye tâbi tutulmuş; dışlanmışlığa ve ötekileştirilmeye maruz bırakılmıştır.
12 Eylül 1980 Askerî Darbesi, Amerika ve Batı'nın şimdiye kadar Türkiye'yi tam anlamıyla teslim alamadığı, ancak bu lanetli ve uğursuz darbeyle teslime zorladığı bir darbedir.
Açıkça ifade etmek gerekirse bu darbe, Amerikancı ve Batıcı generaller vasıtasıyla Türkiye'yi Amerika'ya ve Batı'ya teslim etme darbesidir. Amerikalı yetkililerin "Bizim çocuklar" dediği generallerle neyi kastettiği bugün hâlâ sorgulanması gereken önemli bir konudur.
12 Eylül Darbesi'yle küresel kapitalizm Türkiye'ye tam anlamıyla yerleşmiştir. Batı'nın ve Amerika'nın direktifleri, talimatları ve talepleri uygulanmıştır. Amerikancı iktidarlar başa getirilerek her türlü talebin kolayca karşılanmasının önü açılmıştır. Türkiye'nin geleceği elinden alınmış ve Batıcı politikalara teslim edilmiştir. Ülkücü-milliyetçilerin hedef olarak belirlediği Türk Birliği ideali, bilinmeyen bir döneme ertelenmiştir.
İnsan hakları, hak ve hukuk kavramları rafa kaldırılmıştır. Milyonlarca insan fişlenmiş ve bir kenara atılmıştır. Milliyetçiler ve ülkücüler devletten, bürokrasiden ve yönetimden uzaklaştırılmıştır. Milliyetçi Hareket, bir bakanını, 12 il başkanını, 44 ilçe başkanını ve 3.800'ün üzerinde ülküdaşını toprağın kara bağrına vermiştir.
12 Eylül, bir iki makaleyle anlatılacak bir olay değildir. Bu uğursuz ve meşum darbede kan vardır, gözyaşı vardır. Acı ve ıstırap vardır. Yıllarca suçsuz yere hapis yatan insanlar vardır. Perişan olmuş yuvalar ve dağılan aileler vardır. İşkenceler sonucunda hayatını kaybeden yüzlerce insan vardır. Masum olduğu hâlde idam edilen ülkücüler ve devrimciler vardır. Kısacası zalimlik vardır, gaddarlık ve alçaklık vardır.
Amerika'nın ve Batı'nın uşağı "Beşli Cunta"nın kulağı seste, gözü oynaştaydı. Amerika emrediyor, bu beşli oligarşi de "şak" diye yapıyordu. Denildiği ve anlatıldığı gibi bir kardeş kavgası yoktu. Sağ-sol çatışması değildi; Türk bayrağı isteyenlerle, kızıl bayrak isteyenlerin arasında büyük bir mücadele vardı.
Dünyayı kasıp kavuran komünist ve Leninist hareketler, onlarca ülkeyi ya işgal etmiş ya da bölüp parçalamıştı. Buna benzer bir istila Türkiye'de de deneniyordu. Bunlar, beyinleri yıkanmış ve ruhları sosyal emperyalizme ram olmuş kiralık militanlardı. Türkiye'yi Sovyetler Birliği'ne teslim etmek için var güçleriyle mücadele ediyor ve "devrimin kanla yazılacağı" mesajını veriyorlardı. Nitekim ele geçirdikleri ülkelerde bunu kan dökerek ve can alarak gerçekleştirmişlerdi.
O günler, "kara günler" ile "kızıl günlerin" birbirine karıştığı ve Türkiye'nin kılcal damarlarına kadar sızdığı; ihanetin ve melanetin pazarlarda satıldığı günlerdi.
12 Eylül öncesini ve sonrasını hiçbir zaman unutmayacağız.
Hareketin şehitlerini, gazilerini ve Taş Medreselilerini saygıyla ve minnetle anıyoruz.
FAHRETTİN MASUM BUDAK