Milliyetçi Hareket’in önderi Sayın Devlet Bahçeli’nin başlattığı “Terörsüz Türkiye” sürecini baltalamak ve önünü kesmek için bugüne kadar her türlü melaneti çevirmekten geri kalmayan art niyetli siyasi çevrelerin çözümle alakalı en ufak bir yol gösterdiklerini duydunuz mu? Bu süreci engelleyebilmek için çevirmedikleri dolap, kurmadıkları kumpas kalmadı. “Terörsüz Türkiye” ile ilgili neler demediler, neler! Özellikle Devlet Bahçeli’ye demediklerini bırakmadılar.
“Anayasa’nın ilk dört maddesini değiştirecekler.” dediler. “66. maddeyi ortadan kaldıracaklar.” dediler. “Kürtçeye ana dilde eğitim hakkı verecekler.” dediler. “Vatanın bir bölümünü PKK’lılara verip özerklik tanıyacaklar.” dediler.
Bu dediklerinin hiçbiri bugüne kadar gerçekleşmedi. En son çıkan “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, kamuoyunda 12 maddelik “Çerçeve Yasa” olarak sunulan yasa teklifinde bile Türk devletini zora sokacak herhangi bir madde yoktur. Sayın Devlet Bahçeli baştan beri ne dediyse o oldu. Sadece, bir umut hakkı ile suça bulaşmamış ne kadar terörist varsa şartlı tahliyeden yararlanıp salıverilmesi düşünülmektedir.
Barış kolay bir iş değildir. Karşımızda, Türk devletine 40 yıldır bela olan ve İsrail ile Batılı birçok devlet tarafından desteklenen acımasız ve zalim bir terör örgütü vardır. Bu terör örgütünün uzantıları, Batılı devletlerin karar alma mekanizmalarında her zaman pişirilip öne sürülen taşeron ve kiralık bir yapıya evrilmişti. Canı isteyen veya Türkiye’ye düşmanlık besleyen herhangi bir devlet, rahatça bu vahşi örgütü kullanabiliyordu.
PKK, bu kırk yılda ortada her zaman çalgıya göre göbek atan ve gerdan kıvıran bir dansöz vazifesi yaptı. Bugüne kadar bölgede emeli olan tüm devletlerin çalgısına ayak uydurdu. Öyle ki Türkiye’yle hesabı olan güçlü veya güçsüz devletlerden kim varsa, bu kanlı örgütü kullanmayan kalmadı.
Türkiye, böylesine vahşi ve kanlı bir örgütü kıskaca alıp boğmak için uzun süredir çalışmalarını sürdürüyordu. Örgütü tükenme noktasına getiren devlet, yeni filizlerin ve yeni dirilişlerin önünü kesmek için karşıdan gelecek teslimiyet çağrılarına ihtiyaç duyuyordu. Bu çağrının işaretleri gelince Milliyetçi Hareket’in önderi Devlet Bahçeli kanalıyla derhal atağa geçti.
Artık bir deklarasyona ihtiyaç vardı. Deklarasyon bizzat teröristbaşı tarafından kamuoyuyla paylaşılınca iş, komisyonların kurulmasına ve sürecin ilerlemesine bırakıldı. Çünkü canibaşının ne istediği ve ne istemediği milletimiz için çok önemliydi. Bebek katili, yayımladığı deklarasyonda teslimiyetten başka hiçbir şey istemediğini belirtiyordu. Tüm ütopik ve hayal ürünü amaçlarından vazgeçiyordu. Eğitim dilinden, özerklikten, federasyondan ve ayrı bir devlet kurmaktan vazgeçiyor; silahlarını teslim ediyor, PKK’nin tüm yan kuruluşlarıyla birlikte dağıtılmasını açık ve seçik biçimde belirtiyor ve teslim bayrağını çekiyordu.
Son iki senedir de Türk devletine karşı en ufak bir eylemde bulunmadıklarına dair sürdürdükleri barış yolculuğu, bunun samimi örneklerine delil teşkil ediyor.
Düne kadar “YPG-PYD Suriye’de bir ordu kurup devlet oldular ve Suriye’nin yarısını ellerinde tutuyorlar.” diye bas bas bağırıyorlardı. “Güneydoğu elden gitti.” diye ortalığı velveleye veriyorlardı. Görüldüğü gibi hem Güneydoğu’da hem de “devlet kurdular” dedikleri Suriye’de yoklara karıştılar.
Gelelim Irak’ın iç kesimlerindeki PKK kamplarına… Bunlar da peyderpey ortadan kaldırılacaktır. HDP ile Kandil, “Terörsüz Türkiye” sürecine mecburen katlanıyorlar. Bunu biliyoruz. Zaman zaman çıkıp zehirli dillerini göstermiyor değiller.
Barışı Avrupa istemiyor. Amerika istemiyor. İçimizdeki şer cephesi ile işbirlikçi odaklar istemiyor.
Gizli Anayasa’da anlaşanlar, özerklik sözü verip “Altılı Masa”da koklaşanlar, şimdi kalkıp teslim olmak isteyen örgüte farklı metotlarla can suyu olmak istiyor. Riyakârca ve sahtekârca bu sürece karşı çıkanlar, yıllardır kapalı kapılar ardında PKK’nin destekçisi oldular.
Biz 2000’lerin başlarını hatırlıyoruz. Koskoca Mecliste MHP’nin dışında Abdullah Öcalan’ın asılmasını hiçbir parti istemedi. Kamuoyunda da öyle bir rüzgâr estirdiler ki sanki MHP bu kanlı katili astırmak istemiyor gibi bir algı yaratıp milletin beynine nakşettiler. Sonra da MHP’siz Mecliste Öcalan’ın asılmasını önlemek için yasa çıkardılar.
“Terörsüz Türkiye”ye karşı çıkanlara sesleniyorum: Boşuna yırtınıyor ve boşuna paralanıyorsunuz. Geçmişinizi çok iyi biliyoruz. Sizlerin borazanlığı memleket meselesi değil, koltuk meselesidir.
Bir tanenizin çocuğu Güneydoğu’da, Suriye’de ve Irak’ta askerlik yapmadı, yapmayacaktır. Türk nesline sözlerinizle, yaşantılarınızla ve davranışlarınızla tırpan vuruyorsunuz! Bir veya iki çocuk yapmakla zaten bu millete ihanet ediyorsunuz. O iki çocuğu da cepheye göndermemek için Amerika’nın, Avrupa’nın ve farklı ülkelerin mahalle üniversitelerinde bir bahaneyle okutmaya, yüksek lisans ve doktora yapmaya gönderip her türlü bahanenin arkasına saklanıyorsunuz. Ardından da fakir fukara edebiyatı yapıp yoksulluk üzerinden prim yapmaya çalışıyorsunuz.
Hangi birinizin çocuğu cephededir, söyler misiniz? Kerpiç binalara, varoşlardaki gecekondulara gelen şehitlerin içinden bir tanesi gökdelenlere, yalılara ve köşklere gitseydi kıyameti koparır, hükümetler yıkar, hükümetler kurardınız! Biz sizlerin cemaziyelevvelinizi biliyoruz!
Sözün kısası: Gölge etmeyin, başka ihsan istemiyoruz. Vatan, millet, devlet ve bayrak gibi kutsal kavramları o kirli ağzınızda sakız gibi çiğnemeseniz iyi edersiniz!
FAHRETTİN MASUM BUDAK