Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası seçimleri geride kaldı. İkinci kez başkanlığa seçilen Ahmet Çetin, yeni meclis ve yönetim kurulu üyeleriyle birlikte yeni dönemin yol haritasını belirlemek üzere çalışmalarına başladı.
Öncelikle yeni dönemde görev üstlenen bütün meclis ve yönetim kurulu üyelerine başarılar diliyor, bu dönemin Çerkezköy’ün sanayisine, ticaretine, üretimine ve ülke ekonomisine hayırlı olmasını temenni ediyorum.
Ancak yeni dönemin ilk meclis toplantısında yaşanan bir gelişme, geçmişte takdirle karşıladığım bir uygulamanın geleceği konusunda beni düşündürdü.
Konu, Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası Meclisinin dilek ve temenniler bölümünde basın mensuplarının toplantı salonundan dışarı davet edilmesi.
Sayın Ahmet Çetin, bence bunu yapmamalı!
Neden mi?
Anlatayım…
DÖRT YIL ÖNCE AÇILAN KAPILAR
Ahmet Çetin, Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığına ilk seçildiğinde önemli bir adım atmıştı.
Yıllardır basına kapalı gerçekleştirilen oda meclis toplantılarını gazetecilerin takip edebilmesine imkân sağlamıştı.
Bu karar, benim açımdan yalnızca gazetecilere tanınan bir çalışma kolaylığı değildi. Aynı zamanda kurumsal şeffaflık ve kamuoyunun bilgilendirilmesi bakımından önemli bir gelişmeydi.
Ben de o dönemde dört yıl boyunca oda meclis üyesi olarak görev yaptım. Gazetecilerin toplantıları daha uygun koşullarda takip edebilmesi için önerilerde bulundum.
Ahmet Çetin’e bu yaklaşımından dolayı hem meclis üyesi hem de yıllarını bu ilçenin gazeteciliğine vermiş bir basın mensubu olarak çeşitli platformlarda teşekkür ettim.
Çünkü doğru yapılan bir işi takdir etmek de gazeteciliğin sorumluluklarından biridir.
Ne var ki yeni dönemin ilk meclis toplantısında, geçtiğimiz dönem Meclis Başkan Yardımcılığı görevini yürüten ve bu dönem Meclis Başkanı olan Sayın Nazan Çoban’ın, dilek ve temenniler bölümüne geçilirken basın mensuplarını dışarı davet etmesi, dört yıldır sürdürülen açıklık anlayışıyla bağdaştıramadığım bir uygulama oldu.
Elbette bu kararın hangi gerekçeyle alındığını ve ilgili organın bu konuda nasıl bir değerlendirme yaptığını bilmiyorum.
Ancak dört yıl boyunca gazetecilerin takip edebildiği bir toplantının belirli bir bölümünde neden farklı bir uygulamaya geçildiğinin açıklanması gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü kurumsal güven yalnızca alınan kararlarla değil, o kararların gerekçelerinin anlaşılabilir olmasıyla da güçlenir.
DİLEK VE TEMENNİLER BÖLÜMÜ NEDEN ÖNEMLİ?
Oda meclislerinde gündem maddeleri görüşülür, çeşitli konularda değerlendirmeler yapılır ve kararlar alınır.
Dilek ve temenniler bölümü ise meclis üyelerinin düşüncelerini, önerilerini, eleştirilerini ve beklentilerini dile getirebildikleri önemli bir bölümdür.
Bana göre gazetecilerin takip etmesinin kamuoyuna en fazla katkı sağlayabileceği bölümlerden biri de burasıdır.
Çünkü bazen bir meclisin gerçek gündemi, önceden belirlenen gündem maddelerinin ötesinde, üyelerin dile getirdiği sorunlarda ortaya çıkar.
Bir meclis üyesi sanayicinin yaşadığı sıkıntıları anlatabilir.
Bir başkası esnafın beklentilerini gündeme getirebilir.
Bir diğeri yönetimin çalışmalarına ilişkin önerilerde bulunabilir veya farklı bir görüş ifade edebilir.
Bütün bunlar, oda üyelerini ve bölge ekonomisini yakından ilgilendiren konulardır.
Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası gibi 7 bin 500’ü aşkın üyesi bulunan, bölgenin en önemli meslek kuruluşlarından birinin meclisinde dile getirilen görüşlerin, uygun koşullarda kamuoyuna yansıtılmasının kuruma da katkı sağlayacağına inanıyorum.
Elbette her toplantıda kamuoyuna açık biçimde paylaşılması uygun olmayan bilgiler gündeme gelebilir. Ticari sırların, kişisel verilerin ve hukuken korunması gereken diğer bilgilerin gözetilmesi doğaldır.
Ancak bu tür durumlar için gerekli önlemlerin alınmasıyla, toplantıların genel olarak basın tarafından takip edilebilmesi birbirini dışlayan yaklaşımlar değildir.
Bu nedenle dilek ve temenniler bölümünde basının bulunmasına ilişkin uygulamanın yeniden değerlendirilmesinin yararlı olacağını düşünüyorum.
MESELE YALNIZCA HUKUK DEĞİL, YÖNETİM ANLAYIŞI
Bu noktada önemli bir ayrımı özellikle yapmak istiyorum.
Gazetecilerin ticaret ve sanayi odalarının bütün organ toplantılarına koşulsuz katılma hakkı bulunduğunu ileri sürmüyorum.
Ticaret ve sanayi odaları, 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu ve ilgili mevzuat çerçevesinde faaliyet gösteriyor.
Oda Muamelat Yönetmeliği’nin 19. maddesinde, 20 Ocak 2021 tarihinde yapılan değişiklikle, mevzuat gereği toplantıya katılması zorunlu olmayan kişilerin organ toplantılarına katılımının ilgili organın kararına bağlı olduğu düzenlenmiştir.
Bu çerçevede basın mensuplarının toplantılara katılımı konusunda da ilgili mevzuatın, varsa oda iç düzenlemelerinin ve yetkili organ kararlarının birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Dolayısıyla burada kesin bir hukuka aykırılık iddiasında bulunmuyorum.
Benim üzerinde durduğum konu, dört yıl boyunca uygulanan bir açıklık anlayışının neden değiştiği ve bu değişikliğin kurumsal iletişim açısından nasıl değerlendirileceğidir.
Dilek ve temenniler bölümünün basına kapatılması konusunda alınmış bir meclis kararı veya başka bir düzenleme varsa bunun açıklanması, tartışmaları da ortadan kaldıracaktır.
Çünkü bir uygulamanın hukuken mümkün olmasıyla, kurumsal şeffaflık bakımından en doğru tercih olması her zaman aynı şey değildir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi ve belediye meclislerinde toplantıların kamuya açıklığına ilişkin düzenlemeler bulunuyor. Elbette bu kurumlarla ticaret ve sanayi odalarının hukuki statüleri ve tabi oldukları kurallar farklı.
Bu nedenle doğrudan bir hukuki karşılaştırma yapmak doğru olmaz.
Ancak kamuoyunu ilgilendiren konuların mümkün olduğunca açık biçimde görüşülmesi anlayışı, farklı kurumlar için de üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir ilkedir.
Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odasının geçmiş dört yılda ortaya koyduğu yaklaşımı sürdürmesi, hatta geliştirmesi gerektiğine inanıyorum.
ÖNCE KENDİ İLETİŞİMİMİZE BAKMALIYIZ
Sayın Ahmet Çetin’e ve Sayın Nazan Çoban’a bir başka hatırlatmam daha olacak.
Hani bir söz vardır:
İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır.
Bu söz yalnızca oda yönetimi için değil, biz gazeteciler için de geçerlidir.
Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odasının kurumsal internet sitesine baktığımda, bu yazıyı kaleme aldığım 30 Ekim 2026 tarihi itibarıyla gördüğüm son haberin 20 Ekim 2026 tarihli olduğunu fark ettim.
Aradan on gün geçmiş.
Oysa bu süreçte hem oda hem de Ahmet Çetin, haber değeri taşıyan çeşitli etkinliklerde yer aldı.
Bu çalışmaların bir bölümü Çerkezköy’deki gazetelerde, hatta ilçe dışındaki yayın kuruluşlarında haber oldu.
Böylesine önemli bir meslek kuruluşunun kendi üyelerini ve kamuoyunu bilgilendirdiği kurumsal internet sitesinin daha güncel olması gerekmez mi?
Bana göre gerekir.
Üstelik iletişimin bu kadar hızlandığı, dijital yayıncılığın hayatımızın merkezine yerleştiği bir dönemde kurumsal internet siteleri yalnızca haber arşivi değil, aynı zamanda kurumların şeffaflık ve iletişim anlayışını yansıtan önemli mecralardır.
Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası, Avrupa’ya açılma hedeflerinden, vizyoner projelerden ve çağdaş yönetim anlayışından söz eden bir kurum.
Bu vizyonun güçlü bir dijital iletişimle desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum.
Burada basının rolünü de doğru tanımlamak gerekiyor.
Odanın basın birimi, kurumsal faaliyetlere ilişkin açıklamaları ve fotoğrafları hazırlayarak yayın kuruluşlarına ulaştırabilir. Bu son derece doğal ve gerekli bir çalışmadır.
Ancak gazetecilik yalnızca kurumların hazırladığı bültenleri yayımlamak değildir.
Gazeteci gerektiğinde soru sorar, farklı görüşleri dinler, eleştirileri değerlendirir ve kamuoyunu bilgilendirir.
Kurumsal iletişim kurumun anlatmak istediklerini aktarır; bağımsız gazetecilik ise kamuoyunun öğrenmesi gerekenleri araştırır.
Bu iki faaliyet birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır.
GAZETECİ ÖNCE KENDİ MESLEĞİNE SAHİP ÇIKMALI
Bu konuyla ilgili meslektaşlarıma da birkaç söz söylemek istiyorum.
Meclis toplantısında basının dışarı davet edilmesi üzerine gazeteci arkadaşlarımızın bu uygulamanın gerekçesini araştırmaları, varsa ilgili kararı öğrenmeleri ve kamuoyunu bilgilendirmeleri gerektiğini düşünüyorum.
Bu konuda haber yapan, köşe yazan veya değerlendirmede bulunan meslektaşlarım varsa kendilerinden peşinen anlayış bekliyorum. Bütün yayınları takip etme imkânım olmadı.
Ancak benim görebildiğim kadarıyla konu, basın mesleği açısından taşıdığı önem ölçüsünde gündeme gelmedi.
Daha da önemlisi, başında bulunduğum yayın kuruluşlarının da toplantıyı takip etmelerine rağmen bu uygulamaya haberlerinde yer vermediklerini üzülerek öğrendim.
Bunu da doğru bulmuyorum.
Eleştiriye kendi kurumlarımızdan başlamamız gerektiğine inanıyorum.
Çünkü gazetecilik yalnızca başkalarının uygulamalarını sorgulamak değildir. Gerektiğinde kendi eksikliklerimizi de görebilmektir.
Basın mensuplarının çalışma koşullarını, mesleki saygınlığını ve kamu adına bilgi edinme sorumluluğunu önemsemek, hepimizin ortak görevidir.
Ancak bu sorumluluğu yerine getirirken kurumların hukuki yetkilerini de göz ardı etmemeli, meseleyi kişisel bir tartışmaya dönüştürmemeliyiz.
Benim bu yazıyı kaleme almamın nedeni de budur.
Kişilerle değil, uygulamayla ilgili bir değerlendirme yapmak istiyorum.
BASINLA İLİŞKİLERİN ÖLÇÜSÜ REKLAM VE ABONELİK OLAMAZ
Burada bir konunun özellikle bilinmesini isterim.
Ahmet Çetin’in veya Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odasının gazetelerimize abone olması, reklam vermesi ya da herhangi bir ticari ilişki kurması, bizim haber anlayışımızı belirleyen bir unsur değildir.
Dün olduğu gibi bugün de Ahmet Çetin’in, oda yönetiminin ve meclis üyelerinin haber değeri taşıyan çalışmalarını kamuoyuna aktarmaya devam edeceğiz.
Başarılarını yazacağız.
Projelerini duyuracağız.
Açıklamalarına yer vereceğiz.
Gerektiğinde de uygulamalarını eleştireceğiz.
Çünkü gazetecilikte esas olan kişisel ilişkiler veya ticari beklentiler değil, haberin kamu yararı taşımasıdır.
Basının saygınlığı reklamla, abonelikle veya ilanla değil; bağımsızlığına gösterilen saygıyla korunur.
Aynı şekilde basın kuruluşlarının da haber ve yorumlarını ticari ilişkilerden bağımsız biçimde değerlendirmesi gerekir.
Benim yıllardır savunduğum anlayış budur.
DÖRT YIL ÖNCE ATILAN ADIM DAHA İLERİ TAŞINABİLİR
Sayın Ahmet Çetin…
Dört yıl önce basına kapalı olan meclis toplantılarını gazetecilerin takip edebilmesine imkân sağlayarak önemli bir adım attınız.
O gün bu kararı nasıl takdir ettiysem, bugün de aynı anlayışın devam etmesini istemeyi doğal bir sorumluluk olarak görüyorum.
Hatta bununla da yetinmeyelim.
Gelin, meclis toplantılarının uygun bölümlerinin dijital mecralardan canlı yayımlanması seçeneğini değerlendirin.
İster odanın kendi yayın kanalları üzerinden ister gerekli düzenlemeler çerçevesinde basın kuruluşlarının teknik imkânlarından yararlanarak bunu gerçekleştirin.
Bugün dijital yayıncılığın ulaştığı noktada böyle bir uygulama teknik açıdan eskisi kadar zor değil.
Elbette bunun için ilgili organların kararları, toplantı düzeni, kişisel verilerin korunması ve diğer hukuki yükümlülükler dikkate alınmalıdır.
Ancak gerekli şartlar sağlandığında, üyelerin toplantıları iş yerlerinden veya fabrikalarından takip edebilmesi, oda ile üyeleri arasındaki iletişimi daha da güçlendirebilir.
Hangi sorunların gündeme geldiği, hangi önerilerin sunulduğu, hangi konularda farklı görüşlerin dile getirildiği daha geniş bir kesim tarafından öğrenilebilir.
Bence çağdaş kurumsal yönetimin hedeflerinden biri de bu olmalıdır.
29 EKİM’DE SÖYLEDİM, BUGÜN DE YAZIYORUM
Sayın Ahmet Çetin’e bu konudaki düşüncelerimi 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı törenlerinde bizzat ilettim.
Bu yazıyı kaleme aldığım ana kadar uygulamanın değiştiğine ilişkin bir gelişme öğrenmiş değilim.
İstesem kendisini telefonla arayıp düşüncelerimi bir kez daha anlatabilirdim.
Sayın Çetin de bilir ki kendisiyle görüşmekte, doğru bulduğum veya eleştirdiğim konuları doğrudan ifade etmekte bir güçlüğüm yok.
Ancak bunu yalnızca kişisel bir görüşme olarak bırakmak istemedim.
Çünkü mesele Ahmet Çetin ile Şaban Kardeş arasındaki bir iletişim meselesinden ibaret değil.
Bu konu, Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odasının kurumsal şeffaflığına, basınla ilişkilerine ve kamuoyunun bilgilendirilmesine ilişkin bir tartışmadır.
Bu nedenle düşüncelerimi köşemde paylaşmayı tercih ettim.
Yıllar sonra bugünlere dönüp bakıldığında, dört yıl boyunca basına açık yürütülen meclis toplantılarında neden farklı bir uygulamaya geçildiğinin sorgulandığı da bilinsin istiyorum.
Bu yazı, kişilere yönelik bir hesaplaşma değil, kurumsal hafızaya düşülmüş bir not olsun.
BASIN SİZİN KARŞINIZDA DEĞİL, KAMUOYUYLA ARANIZDAKİ KÖPRÜDÜR
Sayın Ahmet Çetin, Sayın Nazan Çoban…
Gazetecilerin de sorumlulukları vardır.
Toplantı düzenine saygı göstermek, haberleri doğru aktarmak, kişilik haklarını korumak ve meslek etiğine uygun davranmak bu sorumlulukların başında gelir.
Basın mensuplarından kaynaklanan somut sorunlar varsa bunların değerlendirilmesi, gerekli ve ölçülü tedbirlerin alınması elbette mümkündür.
Ancak dört yıldır sürdürülen bir açıklık uygulamasının daraltılması yerine, varsa sorunların karşılıklı iletişimle çözülmesinin daha yararlı olacağına inanıyorum.
Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası, yalnızca bir yönetim kurulundan veya meclis başkanlığından ibaret değildir.
Binlerce üyesiyle bölge ekonomisinin en önemli kuruluşlarından biridir.
Bu nedenle oda meclisinde konuşulanların, hukuki sınırlar içerisinde ve mümkün olan en geniş ölçüde üyelerle ve kamuoyuyla paylaşılması kurumsal güveni artıracaktır.
Basın da bu iletişimin önemli bir parçasıdır.
Güçlü ve bağımsız bir basın, yalnızca vatandaşın değil, kamuoyuna açık ve hesap verebilir kurumların da yararınadır.
Ben Ahmet Çetin’in dört yıl önce ortaya koyduğu yaklaşımın bugün de devam edebileceğine inanmak istiyorum.
Bu nedenle çağrım basit:
Dilek ve temenniler bölümünde basının dışarı davet edilmesine ilişkin uygulamayı yeniden değerlendirin.
Varsa kararın gerekçesini açıklayın.
Mümkünse toplantıları daha geniş katılıma açacak yeni yöntemler geliştirin.
Çünkü şeffaflık konusunda atılan bir adımın kalıcı olması, o adımın atılması kadar önemlidir.
Yeni dönemde Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odasından beklenen, geçmişte başlatılan olumlu uygulamaları geriye götürmek değil, daha ileriye taşımaktır.
Son sözüm yine Sayın Ahmet Çetin’e…
Dört yıl önce basına kapalı olan meclisin kapılarını açarak takdir topladınız. Bugün o kapıların yeniden daraltılmasına gerek olmadığını düşünüyorum.
Açılan kapılar kapanmamalı, mümkünse daha da genişletilmeli.
AHMET ÇETİN BUNU YAPMAMALI!