İlham Aliyev, Türk milletinin gözünde önemli bir yere sahip olmuştu. Herkes ondan çok şey bekliyor, çok şey yapabileceğine inanıyordu. Karabağ Zaferi'nden sonra kendisine duyulan güven had safhaya ulaşmıştı. Çeşitli siyasi manevralarla babasından devraldığı iktidarı istikrarlı ve uyumlu bir şekilde sürdürebilirse halkın desteğinin artarak devam edeceği düşünülüyordu. Ancak son aylarda izlediği iç ve dış politikadaki yanlış tutum, onu giderek gözden ve gönülden düşürdü. Hata üzerine hata yaptı. Türkiye'yi karşısına alacak hamlelerden vazgeçmedi. Konuşmalarını ve açıklamalarını diplomatik üsluptan uzaklaştırarak nezaket sınırlarını aşan, pervasızca meydan okuyan bir çizgiye taşıdı. Mağrur ve üstenci bir tavırla doğrudan Türkiye'yi hedef aldı. İncitici ve kırıcı sözlerle Türkiye'ye ayar vermeye kalkıştı. Sanki Türkiye ile ipleri koparmak için bir yerlerden işaret almış gibiydi.

Başörtüsü meselesinde Türkiye'nin Azerbaycan'ın içişlerine karışan herhangi bir resmî beyanı olmamasına rağmen Aliyev, varsayımlardan hareket ederek Türkiye'yi zor durumda bırakacak açıklamalar yapmaktan çekinmedi.

Sayın Aliyev, iki ülkenin arasını açmak ve ilişkileri kopma noktasına getirmek için adeta çırpınmaktadır. Acaba bunun sebebi ne olabilir? Bu sorunun cevabını, dünya siyonizminin Azerbaycan üzerindeki emellerinde aramak gerekir. Siyonizmin kabul etmediği bir ilişkiyi Aliyev'in sürdürmesi kolay değildir. Uluslararası siyasette siyonizmin düşman bellediği ülkelerle Azerbaycan'ın sıcak münasebetler kurması oldukça zordur. Bu konuda Arap ülkeleri ve İran örnek gösterilebilir. Eğer Arap ülkeleri arasında Azerbaycan'ın dostane ilişkiler kurduğu bir ülke varsa bilin ki bu ilişkiye İsrail'in de icazet verdiği düşünülmelidir. Birleşik Arap Emirlikleri ile İsrail'in arasının oldukça iyi olduğunu biliyoruz, değil mi? O hâlde Azerbaycan'ın da adı geçen ülkeyle ilişkilerinin aynı doğrultuda olacağını düşünebilirsiniz.

İlham Aliyev'in siyonizmin kuyruğuna takılarak uçuruma doğru doludizgin koşması bir yana, Azerbaycan'ı da kendisiyle birlikte sürüklemesi bizleri çok düşündürüyor. Kafkaslarda siyonistlerin desteğiyle uzun süre ayakta kalacağını düşünüyorsa büyük yanılgı içindedir. Günü ve zamanı geldiğinde bir paçavra gibi kenara atıldığında gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalacaktır!

Aliyev yanlış ata oynuyor. Türkiye'siz Azerbaycan, Kafkaslarda ayakta kalamaz. Buna ne İran ne de Rusya müsaade eder. Bölge, tarih boyunca bu iki devletin daima ilgi alanında yer almıştır. İran ile Rusya'nın daima fırsat kolladığını ve şartlar olgunlaşır olgunlaşmaz harekete geçtiklerini biliyoruz. Tarihte bunun pek çok örneği açıkça görülmektedir. Bu tehlikeyi herkesten çok Aliyev'in bilmesi gerekir. Ama hayır! Onun gözünü Rusya, İsrail ve Amerika kapatmış vaziyettedir. İşini gücünü bırakmış Türkiye'nin Kuzey Azerbaycan üzerindeki belirleyici etkisini kırmakla uğraşıyor. Eğer ortada bir kardeşlik varsa bu kardeşliğin bir de ağabeyliği vardır. Kafkaslara sıkışmış bu hâlinle ağabeylik yapabileceksen buyur, yap; biz de görelim! Yok, eğer yapamayacaksan hiç olmazsa ağabeylik yapanların önünü tıkama! Sığındığınız "İçişlerimize karışıyorlar" bahanesi sizi haklı çıkarmaz. Çünkü biz gardaşız. Gardaş gardaşa yeri geldiğinde karışır ve gerekirse karşılıklı ayar da verir, akıl da verir!

Türkiye'nin Kuzey Azerbaycan'a, Kuzey Azerbaycan'ın da Türkiye'ye her daim yaşamsal ihtiyacı vardır. Bu gerçeği her iki tarafın da kafasına sokması gerekir. Öyle kapris yapmakla, trip atmakla ülke yönetilemez. Çık ortaya, derdin neyse açıkça söyle! "Şu şu sebeplerden dolayı Türkiye'yi istemiyorum." de! Unutma ki Türkiye sensiz yoluna devam edebilir ama sen Türkiye'siz yoluna devam edemezsin! Bunu seni korkutmak veya yıldırmak için söylemiyorum; kardeşlik adına söylüyorum.

Ne yazık ki Sayın Aliyev'in, "Köprüyü geçene kadar ayıya dayı denir." anlayışıyla hareket ettiğini görüyoruz. Eğer işini halledene kadar böyle bir sözü kendisine ilke edindiyse Türkiye, günü geldiğinde bu riyakârca davranışın hesabını sormasını bilir. Unutmasın ki kurt kışı geçirir ama yediği ayazı unutmaz!

Başörtüsünü "Arap geleneğidir." diyerek bir kenara itemezsiniz. Dünya çok değişti. Özgürlük, artık bütün dünyanın kutsadığı bir kavram hâline geldi. Bugün totaliter ülkeler dışında pek çok ülkede kılık kıyafet özgürlüğü temel bir hak olarak kabul edilmektedir. Buna saygı göstermek zorundasınız. Bugün şartlar gereği buna uymak istemeseniz bile yarın mutlaka uymak zorunda kalacaksınız. Aklınızı başınıza toplayın, milletimizi üzmeyin. Arap giysisi diye küçümsediğiniz o kıyafetlerin önemli bir değer taşıdığını bilmeyecek kadar nadan olamazsınız!

Başörtüsü için "millî değildir" diyebiliyorsunuz ama dilinizi adeta istila eden Arapça sözcüklere de sonuna kadar sahip çıkıyorsunuz. Kurduğunuz on kelimelik bir cümlenin dokuzu ya Farsça ya Arapça ya da Rusça kökenli kelimelerden oluşuyor. Bunun neresi millî ve yerli? Millîlik konusunda dünyanın en geri kalmış ülkelerinden biri olduğunuzu ne zaman kabul edeceksiniz? Eğer millî olmak istiyorsanız önce dilinizi istila eden yabancı kelimelerden arınmakla işe başlayın.

Sayın Aliyev, İsrail'in Azerbaycan'a verdiği samimi desteği unutmadıklarını söylüyor. İyi de bu destek, Türkiye'nin Azerbaycan'a verdiği destek kadar candan, içten ve gönülden midir acaba?

Sırdaşını, gardaşını ve soydaşını bırakıp İsrail gibi zalim ve katil bir devletin arkasına takılıp gitmek, can Azerbaycan'ı felakete sürüklemektir!

Sayın Aliyev'e buradan seslenmek istiyorum: Siyonizme elinizi kaptırdınız ama bari kolunuzu kaptırmayın! Kolunuz giderse donunuz da gider!

FAHRETTİN MASUM BUDAK