Peygamber-i Ekrem, “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” diye buyurmuştur. Bu sözü destekleyen birçok ayetin Kur’an-ı Kerim’de yer aldığını biliyoruz. Ahlakı şekillendiren unsurların başında inanç, töre, gelenek ve görenekler gelir. Ahlakını zayıflatmış veya yitirmiş toplumların iflah olması ve sağlıklı bir yaşam sürmesi mümkün değildir. Bundan dolayı, yazılı kaynaklarda ahlakın önemine dair çok güçlü vurgular vardır.
Toplumları ayakta tutan, onlara huzur, güven ve mutluluk bahşeden ahlaktır. Ahlakın yazılı kuralları ve cezai yaptırımları olmayabilir; ancak güçlü bir toplumsal yaptırımı vardır. Hayâdan, vicdandan ve nesilden nesile aktarılan değerlerden beslenen ahlak, bir toplumun temel yapısını şekillendiren en hayati kavramlardan biridir.
Ahlak konusunda mütefekkirler, filozoflar, yazarlar, bilim insanları ve sosyologlar; önümüzü aydınlatacak, bizleri doğru istikamete yönlendirecek, güvenli ve huzurlu bir yaşam sürmemizi sağlayacak, yol haritamızı belirleyecek eşsiz düşünceler ve darbımeseller ortaya koymuşlardır.
Ahlakın, adaletin ve liyakatin olmadığı bir toplumda refah seviyesi ne kadar yüksek olursa olsun, yaşama sevinci ve güven duygusu istenilen düzeyde olamaz. Ahlaklı ve adaletli toplum, mutluluğa yelken açan toplumdur. Mutluluk ve toplumsal gelişmişlik yalnızca teknoloji, kalkınma ve uygarlık düzeyiyle ölçülemez. Ahlakın olmadığı veya zayıfladığı bir toplumda zenginliğin ve refahın sağlayacağı faydalar da sınırlı kalır.
Hz. Ali’ye atfedilen, “Ahlakın, ahlaksızların elinde oyuncak olduğu bir toplumdan hayır beklemeyiniz.” sözü, bu konuda önemli bir uyarıdır. Yüce Atatürk de bu düşünceyi şu sözlerle ifade etmiştir: “Bir millet, zenginliğiyle değil, ahlak değeriyle ölçülür.”
Buradan da anlaşılıyor ki ahlak, toplumsal yaşamın vazgeçilmez unsurlarından biridir. Ahlakın zayıfladığı yerde toplumsal ilişkiler bozulur, güven sarsılır ve huzur ortadan kalkar.
Ahlak, adaletle beslenir ve adaletle ayakta kalır. Ahlak ile adalet, birbirini tamamlayan ve karşılıklı olarak besleyen iki temel kavramdır. Ahlakın zayıfladığı toplumlarda birlik ve beraberlik de zarar görür. Böyle toplumlarda orman kanunları ve mafyavari hareketler giderek yaygınlaşır. Kimse hakkını ve vazifesini hatırlamaz ya da hatırlamak istemez.
Ahlak ve adalet duygusunun zayıfladığı toplumların çözülüşe sürüklenmesi kaçınılmazdır. Çünkü vicdanın, hayânın, ahlakın ve adaletin olmadığı ya da ciddi biçimde zayıfladığı toplumlarda güçsüzlerin, mazlumların ve masumların ayaklar altında ezilmesi mukadderdir.
Hz. Ali’ye atfedilen “Devletin dini adalettir.” sözü, adaletin devlet yönetimindeki önemini çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır. Buradan da anlaşılıyor ki toplumları ayakta tutan en önemli etkenlerden biri, belki de en başta geleni, adalettir. Adalet, bir toplumun ve devletin olmazsa olmazıdır.
Devlet demek güç ve kudret demektir. Ancak bu gücü ve kudreti kalıcı kılan, adaletin varlığıdır. Devlet yalnızca teşkilatlanmayla ayakta kalmaz. Devlete güç ve etkinlik kazandıran unsurların başında adalet, ahlak ve liyakat gelir. Bunları birbirinden ayrı düşünmek mümkün değildir.
Özellikle ülkemizde liyakat, başlı başına bir sorun hâline gelmiştir. Adeta kanayan bir yaradır.
Son yıllarda devlet yönetiminde görev almış bazı idarecilerin, bürokratların ve belediye başkanlarının durumunu görüyorsunuz. Zamanında adalete, ahlaka ve liyakate gereken önem verilseydi, bugün karşı karşıya kaldığımız bütün bu rezillikler yaşanır mıydı?
Ne yazık ki seçim ve denetim mekanizmaları gerektiği gibi işletilmedi. Yeterince seçici davranılmadı, gerekli kontroller yapılmadı. Adalet ve ahlak üzerinde gerektiği kadar durulmadı. Liyakat ise neredeyse tamamen göz ardı edildi.
Devlet kurumlarında çalıştırılmak üzere işe alınan insanları bir düşünün. Bu süreçlerde ne kadar titiz davranıyoruz? Adayların geçmişini, yetkinliğini, ahlaki duruşunu ve sorumluluk bilincini ne ölçüde araştırıyoruz? Güvenlik soruşturmalarının dışında, devletin hassas kurumlarına yerleştirilecek kişilerin yeterliliğini ve güvenilirliğini kapsamlı biçimde araştırdığımızı söyleyebilir miyiz? Üstelik güvenlik soruşturmalarında bile zaman zaman yüzeysel bir yaklaşımla yetinildiği görülmektedir.
Kısacası, toplumdaki bozulma had safhaya ulaşmıştır. Bu bozulmayı hayatın hemen her alanında görmekteyiz. Sendikalarda, siyasi partilerde, sivil toplum kuruluşlarında, devlet kurumlarında, hastanelerde ve aklınıza gelebilecek daha pek çok yerde…
Ahlakın, adaletin ve liyakatin zayıfladığı yerde güven de zayıflar. Güvenin olmadığı yerde huzurdan, huzurun olmadığı yerde ise sağlıklı bir toplumsal yaşamdan söz etmek mümkün değildir.
Bir toplumun yeniden ayağa kalkabilmesi için ahlaka, adalete ve liyakate dört elle sarılması gerekir. Devlet yönetiminde de toplumsal yaşamda da bu üç temel ilke vazgeçilmez olmalıdır.
Ne adalet kaldı ne ahlak ne de liyakat!..
FAHRETTİN MASUM BUDAK