Menderes’in darbeci katiller tarafından asıldığı sene dünyaya gözlerini açmış Molla Hasım. Gençliğini siyasi ve ideolojik ortamlarda mücadele içinde geçirmiş.
POLİTİK MOLİTİK HİCİVLER
MOLLA HASIM

Molla Hasım kim?
Menderes’in darbeci katiller tarafından asıldığı sene dünyaya gözlerini açmış Molla Hasım.
Gençliğini siyasi ve ideolojik ortamlarda mücadele içinde geçirmiş.
Politik uykudan uyandığında Cemil Meriç’in değimi ile ideolojilerin insanlara giydirilen “Deli gömleği” olduğunu görmüş.
Hayatı boyunca hiçbir yanlışa bilerek boyun eğmemiş. Doğruları eğip bükmeden savunmuş. Bundan dolayı ikisi siyasi hadiseler biri de meşhur 163. maddeden (Şeriatçılık diyorlar adına) üç defa hapsi boylamış.
Gazetecilik ve yazarlıkta karar kılmış, gazete ve dergi çıkarmış ve yazarlık ve yayın yönetmenliklerini yapmış.
Molla Hasım, hiciv yazmayı gençliğinden beri ihmal etmemiş. Çalıştığı işyerlerinde patronları da dahil yanlış yapan herkesi hicvetmekten çekinmemiş.
Molla Hasım’ın sistem ile de arası ise hiç iyi olmamış. Hicivlerinden dolayı hakkında onlarca dava açılmış ve hâlâ mahkemelerin yolunu aşındırmakla meşgul.
Muhtelif müstear isimlerde yayınlanmış sayısını kendisininde bilmediği çok sayıda kitabı var.
Şimdilerde emekli havasında yarım kalan diğer kitaplarını tamamlama kararı almış.
Bundan sonra haftada bir marmarahaber.com sitemizde “Politik- Molitik Hicivler” yazacak. Kendi ifadesiyle yaraları kaşıyacak, dertlere dert katacak. Yolsuzluk yapanların, milletin malını çalanların, politik fırıldaklık yapanların ensesinde boza pişirecek.
Kendisine hoş geldin diyoruz.
***

HİCİVCİLERİN SONU YA İP YA KAZIK!
Bir kitap var, bilmem okudunuz mu? Adı, “Maktul şairler” ve Cemil Çiftçi kaleme almış.
Kitabı okurken dikkatimi birşey çekti. Tarihte ne kadar hicivci varsa sonu hep ya ip olmuş, ya kazık.
Doğrusu bu sonuç beni bayağı ürküttü.
Niye mi?
Malum uzun zamandır hicivle uğraşıyoruz. Hem de elimizde iki tarafı sivri mızrakla.
Herkese mızrağı saplarken bir gün bizim de mızrak yeme ihtimalinin de olması insanı ister istemez ürkütüyor.
Neyse, hamama giren terler demişler. Madem ki biz de hamama girmeyi göze aldık, terlemeye de razı olacağız.
Türkiye gibi ülkelerde hiciv yazmak bir cihetten çok kolayken, diğer bir cihetten alabildiğine zor.
Kolaylığı malzeme bolluğundan ileri geliyor. Çünkü özellikle politik alanda öyle hadiseler yaşanıyor ki, rahatlıkla fıkra yerine anlatmak mümkün.
Zorluğu ise karşılaşılan ilginç ceza ve hukuk davalar ve tabii ki ödenen tazminatlar.
Mesela bir zamanlar İhlaslı(!) Enver abimiz hakkında “Enver abinin televizyonu Türkiye Gazinosu Rezillik Tiyatrosu’na (TGRT) çıkan kadınlar çıplak değilmiş. Enver abimiz onları balmumu ile sıvayıp çıkarıyormuş. Böylece tesettür sağlanıyormuş.” diye bir ironik bir hiciv yazdık. Enver abimiz çok kızmış olmalı ki, hemen tazminat davası açtılar. Yıl 2003 ve tam tamına 10 milyar. Beşi Enver abimize hakaret etmişiz, beşi de TGRT’ye “Türkiye Gazinosu Rezillik Tiyatrosu” dediğimiz içinmiş. Rakamı küçümsemeyin haaa! Bu 2003 yılı rakamı ile on milyar.
Açılan davanın metninde avukat ne diyordu biliyor musunuz?:
“Sanık Molla Hasım müstear ismini kullanarak ne derece hasım olduğunu göstermiştir.”
Evet ismimizin Molla Hasım olması bile bizim Enver abiye hasım olduğumuzu gösteriyormuş.
Adı “Nur” olan ama yaptığı bütün icraatlarla ruhunun karalığı bütün çıplaklığı ile ortaya çıkan hukukçu prof. (gerçekte pofff) bir sarışın bayanın açtığı ceza davasını da zikretmek gerek.
Tabii bu arada 28 Şubat sürcindeki general abilerin(!) hakkını yememek lazım. Malum çok alınganlar. Neredeyse yazdığımız her yazıdan sonra ya tazminat ya da ceza davası açıyorlar.
Neymiş efendim; “Askerlerin maddi ve manevi şahsiyetini tahkir ve tezyif suçu” işliyormuşuz!
Hele hele son olarak 2003 yılında açtıkları ve yazdığımız derginin kapanmasına vesile olan dava yok mu? TSK’nın iç hizmet kanununa göre disiplin suçu işleyen üç generalin resimlerini sinek 2’li, 3’lü ve 4’lü iskanbil kağıtlarının üzerine koymuşuz diye tam 60, (yazı ile altmış milyar) tazminat davası açtılar. Ceza davası da işin cabası..
Dava açılmadan önce soruşturma safhasında görev yapan askeri savcı bayan Yüzbaşının tavırları ise gerçekten tam komediydi. Düşünebiliyor musunuz; saat 11 olmuş, beni arıyor ve bir emekli tümgeneral, bir emekli kurmay albay ve bir emekli binbaşı’yı aynı gün saat 12’de ifade için yanına getirmemi isteyebiliyor. Buna gülünmez de ya ne yapılır?
Bir de dağıttığı adaletlerle meşhur olan(!) Adalet bakanlığımızın(!) açtığı davalar var.
Dedim ya dostlar, işte böyle zorlukları var hiciv yazmanın.
Ama olsun, hiciv üstadları geçmişte halkın yüreğinin yağını ve karnının şişliğini bu yolla olsun biraz gidermiş. Bizde o büyük üstadların izinden giderek günümüzde kalemimizle, mızrağımızla ezilenlerin, sömürülenlerin, soyulanların, hakkı çiğnenenlerin, mazlumların yanında olmaya gayret ettik. Bunu yaparken kırdığımız, döktüğümüzde olmuyor değil. Birşey yapmayan hiçbir hata yapmaz. Biz birşeyler yaparken bazı hatalarımız oldu muhakkak. Ancak risk alınmadan hiçbir şeyin ortaya çıkmayacağını da iyi bilenlerdeniz.
Köşemizin adı niye “Politik Molitik Hicivler” diye soracaksınız muhakkak.
Hatta diyeceksiniz ki bu “Politik”i anladık ta, “Molitik” ne oluyor? Kısaca anlatayım isterseniz.
Hani bazı hikayelerde “Vali Mali, Kıyma Mıyma, Hayat Mayat, Ekmek Mekmek” gibi terimler kullanırlar ya. Bu “Molitik” onlardaki gibi “Politik”e uysun diye ortaya konmuş bir deyim değil! Politik’i zaten biliyorsunuz. Molitik ise, yıllarca politik alanda kendilerini kandıranlara hâlâ oy verenler, kendi değerlerine sahip çıkmayanlar, ülke soyulurken ses çıkarmayanlar, bana neciler ve benzerlerine taktığım bir isim.. Öküzler beni affetsin amma biraz da “ÖKÜZ”den mülhem bu “Molitik.”
Haftada bir hazırlayacağım “Politik Molitik Hicivler” ile sizin yüreğinizin yağını eritebilsek ve karnınızın şişini geçirebilirsek ne mutlu bana.
Hepinize şimdiden bol tebessümler.
Molla Hasım / 2026
KUŞLAR VE POLİTİKACILAR!
İki yaşlı adam parkta oturmuş muhabbet ederken bir yandan da güvercinlere yem atıyorlarmış. Biri bir süre dalgın dalgın kuşlara baktıktan sonra şöyle demiş:
“Biliyor musun arkadaşım, şu kuşlara ne zaman yem versem hep politikacılar aklıma geliyor.”
Diğer emekli duydukları karşısında şaşırdı:
-Allah Allah! Neden ki?
“Neden olacak? Ne zaman karınları acıksa ve yem isteseler ayaklarımızın dibine kadar inip elimizden yem yiyorlar. Ama karınları doyup havalanınca hemen kafamıza ediyorlar.”

HERKES ADETA FILOZOF!
Etrafıma bakıyorum da, herkes adeta filozof.
Yani her konunun uzmanı!
Halbuki çok biliyorum diyen çok yanılır.
Bilmek, bilmemeye daima engeldir.
Bilmemek, bilmeyi temin eden bir hazinedir.
Biliyorum dediğin zaman, hem kendini sınırlamış hem de zihin dosyasını kapatmış olursun.
Herşeyi biliyorum demek, bilmemenin ifadesidir.
İnsan için bilginin sınırı yok.
Bu açıdan hem zaman öğrenmeye açık olmak gerekir.
Her şeyi biliyorum demek kibirdir, Narsiztlik emaresidir. Bunu günümüz olitikacılarında çokça görüyoruz.
***

KIYAMA KALKMAK.
Mollayız ya!
Bazı okuyucularımız arayıp duruyor ve ülkenin içinde bulunduğu halden yakınıyor.
Yok ekonomi ne olacak? Fonlar nasıl ödenecek? Emekliler ne zaman zam alacak?
Vesaire. Vesaire.
Bunlar heyecanlı insanlar. Sonunda da ne diyorlar biliyor musunuz?
“Ne zaman kıyama kalkacağız?”
Hoppala!!! Ne kıyamı yahu?
Biz daha adam gibi sabah namazına kalkamıyoruz, bu halimizle bir de ne kıyama mı kalkacağız?
***
Geçenlerde yine bir bayan okuyucumuz aradı.
O da aynı şekilde “Ne zaman kıyama kalkacağız” diye sormasın mı?
Tabii ki benim de tepem attı ve ona aşağıdaki kılıbık fıkrasını anlattım.
Tabii ki “Bu fıkra “Kıyama ne zaman kalkacağız?” diyen herkese de bir gönderme!!!
***
“Kılıbıklar Elazığ ilimizde toplanmış. Başkan kürsüye çıkmış ve, “Hanımından korkanlar ayağa kalksın” demiş.komut duyan herkes yerinden fırlamış.
O da ne? Adamın biri hâlâ oturuyor.
Başkan oturan adama dönmüş:
“Kardeşim madem hanımından korkmuyorsun aramızda ne işin var?”
Adam biraz kendini toparlamış ve sebebini şöyle açıklamış:
“Ne korkmaması başkan. Hanımdan bahsedilince ayaklarımın bağları çözüldü, derman kalmadı. Onun için ayağa kalkamıyorum.”
Ne diyorsunuz dostlar, haksız mıyım?
Biz de derman mı varki, kıyama kalkalım?
***