Bir toplumu ayakta tutan en önemli kavram adalet ve ahlak kavramıdır. Adaletin ve ahlakın olmadığı bir yerde insanların ne yüzü güler ne de yaşadığı dünyadan zevk alır. 

Adaleti olmayanın dini de olmaz. Yüce Peygamberimiz adalet üzere yaşamış ve ahlak kavramına büyük bir ağırlık vermiştir Öyle ki "Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim" diye buyurmuştur. Hz. Ali de "Devletin dini adalettir!" demiştir. Yani adaleti ve ahlakı olmayan insanın dünyaya, insanlığa verebileceği hiçbir şeyi yoktur. Aristo "Adalet her insana hakkını vermektir" diyerek bir gerçeğe parmak basmıştır. 

Buradan hareketle bizim toplum yapımıza ve ekonomik göstergelerimize baktığımızda durumumuzun hiç de adalet ve ahlak üzere bina edildiğini söyleyemeyiz. Hangi kurumumuza bakarsak bakalım olumlanacak tarafımızın istenilen düzeyde olmadığını görüyoruz. Türkiye'nin büyümesi, kalkınması ve gelişmesi hepimizi sevindiriyor ama bunu halk katmanlarına ulaştırmakta bir türlü başarılı olamıyoruz. 

Bizde tüm sosyal dilimler kendisini kurtarma peşinde. Kimse kimsenin derdine yanmıyor. İlahiyatçı Prof. Dr. Niyazi Kahveci, "Batı sömürgecidir ama kendisini sömürmüyor. Türkiye sömürgeci değildir ama kendi insanını sömürüyor" demiştir. Bu söze yanlış diyebilir miyiz? 

Bu bağlamda siyasetçiler nalıncı keseri gibi kendine yontuyor. İşverenler zaten çıkar odaklı oturup kalktığı için odu daima kendi önüne çekiyor. Üst düzey bürokratların nemalandığı bu sisli ortamda her iki kesimin de yararına uğraş verip yerini korumaya çalışıyor.

Toplumun %30'u empati yapmaktan ve insaf ölçüsünü yitirmekten yoksun yaşıyor. Bu %30'luk kesim olay ve olguları tepeden seyredip zevki sefa peşinde koşarken, kendilerini zirveye taşıyan %70'lik bölümün dertlerini dinlemek bile istemiyor.

Toplumun %70'lik kesimini çaresizliğe, darlığa ve yoksulluğa itenler, öylesine bir gaflet içinde günlerini gün ediyorlar ki, yarınlarda elde ettikleri bu zenginliğin kendilerine birer bela olarak geri döneceğini ne yazık ki göremiyorlar.

Varsıllar, varsıllıklarını borçlu oldukları yoksulların hayat standartlarını iyileştirmeye yönelik çalışmalar yaptıkları oranda varsıllıklarını sürdürebilirler. Aksi takdirde bir gün gelir, yaptıkları adaletsizlikler, yağlı bir urgan olup boğazlarına yapışabilir! Çünkü bu dünya etme bulma dünyasıdır. Ne ekersen, onu biçersin! Ağlayanın hali gülene kalmaz! Atalarımızın "Her ne iş yaparsan yap adaletle yap" sözüne kulak vermek zorundayız!

Sözün aslına gelecek olursak; günlerdir bu ülkede asgari ücret tartışması sürüp gidiyor. Sanırsınız ki, hükümetle işveren ağlıyor, işçiler de onları teselli ediyor. Bu işi uzatmanın anlamı yoktur. Ekonomik veriler ortadadır. Enflasyon, artan refah bellidir. Hesabınızı yaparsınız, işçinin hakkını verirsiniz. Kalanını da cebe indirir, işinize bakarsınız! Zaten sizden kimse bu saatten sonra adalet ve hakkaniyet de beklemiyor. Kitleler yavaş yavaş sizlerden kopuyor. Bunun farkında değil misiniz? Ekonominin yükünü yıllardır taşıyan dar gelirlilerin belini kırdınız! Şu anda sürünüyorlar. Yaptığınız parlak icraatlar ve hayati hizmetler bu kesimlerin gözünde artık hiçbir şey ifade etmiyor. Kırıldılar, küstüler ve gönül bağlarını kopardılar!

FAHRETTİN MASUM BUDAK