Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli’nin başlattığı ve “Terörsüz Türkiye” adını verdiği “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair" 12 maddelik kanun, 468 milletvekilinin oyuyla Gazi Meclis’ten geçip yasalaşınca, iç ve dış mihraklar oldukça rahatsız oldular. Bu mihraklar, adeta yas tutmaya ve vaveyla koparmaya başladılar.
Sayın Devlet Bahçeli gerek 22 Ekim 2024'te yaptığı açıklamada, gerekse 5 Kasım 2024 tarihinde TBMM'de MHP Grup Konuşmasında "Terörist başı, terörün bittiğini, PKK'nın lağvedildiğini, ihanet ve bölücülüğün çıkmaz sokak olduğunu söyleyecekse, haydi DEM grubuna gelsin, bunları teker teker söylesin, ak koyun kara koyun ortaya çıksın, umut hakkından da istifade etsin. Sözümün arkasındayım ve teklifimde ısrarlıyım." demişti.
Yaklaşık iki yıldan beri bu yasanın kadük kalması için mücadele edenler, “Terörsüz Türkiye” sürecinin asıl sahibi olan Milliyetçi Hareket’in önderine söylemediklerini bırakmadılar. Onu hem kişisel hem de fikirsel yönden yıpratmaya, itibarını zedelemeye ve siyasi olarak etkisiz hâle getirmeye çalıştılar.
Peki, kanlı terör örgütü lideri Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kapısına gelip beyaz bayrak çıkararak, “Ben teslim oluyorum. Silahlarımı bırakıyorum. Örgütümü lağvediyorum. İddialarımdan ve emellerimden vazgeçiyorum. Beni bağışlayın, bana aman verin” dedi ise, Türk Devleti’ni yönetenler buna karşılık vermeyecekler miydi?
“Hayır, elli yıl daha savaşalım” mı diyeceklerdi?
Yoksa bu memleketin elli bin insanının daha hayatını kaybetmesini mi bekleyeceklerdi?
Bu meselede devlet aklı harekete geçti. Oturuldu, meşveret edildi. İlgili kuruluşlardan ve devletin yetkili birimlerinden bilgi, belge ve raporlar alındı. Milletimiz için en hayırlı olan neyse onun uygulanmasına karar verildi.
Barış denildi. Kardeşlik denildi. Kaynaşma, dayanışma ve bütünleşme denildi. Ardından da milli birlik için bir takım düzenlemelerin yapılması sağlandı.
Geçmişte adı yanlış konulan ve “Çözüm Süreci” olarak ifade edilen bu meselenin aslının “Terörsüz Türkiye” olduğunu gören devlet, bu sefer neşteri kökünden vurup halletmek istedi.
Türk Devleti’nin gücünü, tesirini ve etkinliğini ensesinde hisseden terör örgütü, teslim olmaktan başka bir yolunun kalmadığını gördü. Kurtuluşu da burada sözünü ettiğimiz yöntemde aradı.
Örgüt, kamuoyuna yayımladığı bir deklarasyonla (27 Şubat 2025) artık Türk Devleti’yle savaşmanın mümkün olmadığını ifade ederek hedeflerinden vazgeçtiğini açıkladı. Özerklik istemediğini, ayrı bir devlet kurma peşinde olmadığını ve Türkiye’yi bölme gibi bir niyetlerinin bulunmadığını belirterek hukuk devletinin çatısı altına sığınmak istediğini ilan etti.
Örgüt, Türk Devleti’nin gücünü test etti. Böylesine güçlü bir devletin karşısında daha fazla duramayacağını anladı. Önünde bir çıkış yolu kalmadığını, bu gidişle tamamen yok olup gideceğini gördü.
Sonunda ağzındaki baklayı çıkardı.
Bir çıkış yolu istedi.
Ancak tamamen küçülmek ve büzülmek de istemiyordu. Ufak tefek tavizler koparmanın hesabını yapıyordu. Liderine “umut hakkı”, militanlarına ise salıverilme imkânı istiyordu.
Bu talepler ağır talepler değildi. Devlet aklı ve hukuk çerçevesinde değerlendirilebilirdi. Nitekim bunların hayata geçirilmesinin önünü açmak amacıyla Gazi Meclis 12 maddelik bir kanun çıkardı.
Örgüt lağvedilir, silahlar teslim edilir ve teröristler nerede olurlarsa olsunlar Türkiye’ye gelerek Türk adaletinin karşısına çıkıp “Boynum kıldan incedir.” derlerse, işte o zaman bu maddeler geçerlilik kazanacaktır.
Mesele bundan ibarettir.
Terörsüz Türkiye’yi istemeyenlerin asıl amacı şudur: Kanlı katiller dağıtılır, silahlar teslim edilirse, terör sona erer, insanlar ölmezse ve Türkiye’nin kendi enerjisini artık terörle mücadeleye değil, geleceğini inşa etmeye harcarsa, siyasi rantları elden gidecek ve istismar ettikleri terör olaylarını oya tahvil edemeyecekler.
Takriben iki yıldan bu yana her türlü iftira, bühtan, dedikodu yapılarak milletimizin aklını çelmek isteyenler, şimdi oturup zırıl zırıl ağlıyorlar! Yok anayasayı değiştirecekler, yok ilk dört maddeyi kaldıracaklar, yok 66.maddeyi etkisiz hale getirecekler ve Türkiye'yi bölük pörçük edecekler gibi zırvaları Türk milletinin önüne koyarak adeta ajite etmeye ve algı yaratmaya çalıştılar.
Şimdi soruyorum, bunların hangisi gerçekleşti? Yasalaşan 12 maddenin içinde bunlarla ilgili bir madde var mı? Varsa gelin hep birlikte mücadele edelim. Yoksa oturun oturduğunuz yerde, ortalığı karıştırmayın. Fesatlık ve cazgırlık yapıp halkımızın kafasını karıştırmayın.
Elbette ki, tüm siyasi çevreler böyle düşünmüyor. İçlerinde ülke kaygısı ve bölünme endişesi taşıyanlar da vardır. Böyle düşünenleri sabırlı olmaya ve işin neticesini beklemeye davet ediyorum. Sabırla koruk helva pişer.
FAHRETTİN MASUM BUDAK