Bir aydan fazladır ki, "Iğdır Tanıtım Günleri"nin tanıtımı ve reklamı yapılıyordu. Iğdır Federasyonu bu konuda olağanüstü çaba sarf ediyor ve ulaşmak istediği her yere haber gönderiyordu. Dernek; basında, televizyonlarda, medya ve sivil kuruluşlarda alabildiğine etkili olup mümkün mertebe herkese ve özellikle tüm Iğdırlılara ulaşmaya çalışıyorlardı. Bu yönüyle Iğdırlı Dernekler Federasyonu muhatap aldıkları tabandaki hemşehrilerinden son derece olumlu not aldılar.
Ben de bu tanıtım günlerini iple çekiyordum. Pusuda bekliyordum. Günü gelsin de gidip Iğdır'ın kokusunu alayım ve nice zamandır hasret kaldığım yemeklerinden, lezzetlerinden, meyvelerinden ve özel taşköfte ve bozbaşından tadayım ve kendime geleyim.
Bir arkadaşımla tam hazırlanıp yola çıkarken bir de baktım telefonum zangır zangır ötüyor. Tez elden kulağıma götürür götürmez karşıdan gelen ses "Hocam biz geldik, buradayız, ne zaman geleceksin?" dediğinde ona " Bugün ordayım, merak etmeyin, hemen yola çıkıyorum" deyip telefonu kapattık. Telefon eden kişi Iğdır'da yemeklerini çok beğendiğimiz, bilhassa taşköfte ve bozbaş konusunda uzman olan ve aynı zamanda üniversitede gastroloji bölümünde okuyan Açelya'nın sahibi Pınar Bindik'ti. Pınar Hanım bizzat beni tanıtım günlerine davet ediyordu. O'nun çok yönlü gayreti takdire şayandı.
Yeşilköy Atatürk Havalimanı Millet Bahçesi'ne gitmek zor olmadı. Federasyon; birçok noktadan otobüs ve minibüs kaldırıyordu. Marmaray'dan inip hemen burnumuzun dibinde biz Iğdırlıları bekleyen minibüse bindik. Çok çekmeden Yeşilköy Millet Bahçesi'nde bulunan "Iğdır Tanıtım Günleri" platformuna ulaştık.
Çok geniş bir alana kurulan "Iğdır Tanıtım Günleri" sanki kapalı çarşı gibiydi. Bölümlerin, kısımların içinde insanın kaybolması işten bile değildi. Sağlı sollu kurulu stantlar ve masalar Iğdır'ın en güzel lezzetlerini, sebze ve meyvelerini, yemek çeşitlerini buraya taşımışlardı. Gözün alabildiği tüm bölümeler Iğdır'dan özel olarak üretilip getirilen mallarla doluydu. Kokusu ve güzel görüntüsüyle her taraftaki yiyecek ve içecekler Iğdır'ı ve Iğdır'ın bereketli topraklarını, ovalarını ve bahçelerini andırıyordu.
Tanıtımın upuzun koridorunda ilerlerken gözüm Pınar Hanım'ın bölümünü ve yazarlar standını arıyordu. Kısımlarda dizilmiş birbirinden alımlı yiyecekler insanın iştahını kabartıyordu. Hele özellikle Iğdır kayısısının aroması burnuma mis gibi vuruyordu.
Koridorlar insan kalabalığıyla sanki pazar yerine evrilmişti. Tam bu sırada bizim Iğdır Milletvekili Cantürk Alagöz'ü görmeyeyim mi? Adamı çekiştiren çekiştireneydi. Adeta kum torbası gibi taşınıyordu. Herkes kendi standına götürmeye çalışıyordu. Yanaştım ama görüşmek imkansız gibiydi. Yanında Iğdır'dan Doğukan ile Ayvaz Reis de vardı. Doğukan yardımcı oldu, görüştük, biraz ayak üstü lafladık. Övgüyü hakkettiğini söyledim. Çalışkanlığından bahsettim. Fotoğraf çektirdik. Karşılaşmamızdan her ikimiz de memnun ayrıldık. (Bu konuyu ileride genişçe yazacağım)
Az ileride yazarlar standında Yazar Metin Yıldırım ile Şair Fatma Aras'ı gördüm. Hemen yanlarına gittim. Hoş beşten sonra onlardan 8 imzalı kitap alarak başka bir bölüme geçmek üzere oradan ayrıldık. Gözüm hep Pınar Hanımı arıyordu. Bir anda baktım uzaktan el sallıyor. Arkadaşımla birlikte derhal oraya doğru yara yara ilerledik. Pınar'ın önünde meşhur bizim taşköftenin taşı ve tokmağı vardı. Taşın üstünde de dövülmüş et, alımlı görüntüsüyle "buradayım" diyordu. Stantta eriştesi ve lepesi "beni alın" diye bekleyip duruyordu. Pınar Hanım o sıcakta çok serin bir kese "katıkaşı" ikram etti. Yüreğim serinledi. Bir miktar erişte ve lepe alıp ızgara bölümlerine gittik. Azeri Türklerinin yaptığı dürüm ve lavaştan yiyince gözlerimiz ışıklandı.
Millet Bahçesinde daha fazla duramazdık. Aracımız Çerkezköy'e kalkmak üzereydi. Pazar günü tekrar gelmek üzere istemeyerek de olsa buradan ayrıldık.
Başta Milletvekilimiz Cantürk Alagöz'e, Vali'mize, Iğdır Federasyonu'na ve gösterdikleri ilgi ve yakınlıktan dolayı Iğdırlı hemşehrilerimize yürek dolusu selam ve teşekkürler iletiyoruz. Var olsunlar, sağ olsunlar!
FAHRETTİN MASUM BUDAK