"Samıyı kıranlar" nice zamandır saldırılarına devam ediyor. Suskunluğumuzdan cesaret alıyorlar. Mevziyi terk eden bu cephe kaçkınlarına artık yanıt verme zamanı geldi. Ağızlarına sakız ettikleri bu gerçek savaşçıları, kendileri gibi olmadılar diye durmadan, usanmadan en ağır sözcüklerle eleştiriyorlar. Unutmayın ki, mevziyi terk edenlerle, mevziyi canı pahasına savunanlar bir değildir. Sizleri uzun cezaevi yıllarından tanıyoruz. Karargâhı bırakıp kaçan asker kaçaklarını çok iyi tanıyoruz. "Pişmanlık dilekçesi" verip timsah gözyaşları akıtanları da biliyoruz. Zoru, baskıyı görüp "itirafçı" olanları da biliyoruz.

Velhasıl biz bu yolculukta kimin ne olduğunu ve kimin ne yaptığını ve kimin ne için yaptığını çok iyi biliyoruz.

Makam için gittiniz bir şey demedik. Siyaset için fır döndünüz bir şey demedik. Yol ve fikir değiştirdiniz bir şey demedik. Ülkücülüğü bırakıp devrimci oldunuz bir şey demedik. Sağcılıktan kaçıp solculuğa sığındınız bir şey demedik.

Geçmişinizi pazarlığa çıkardınız bir şey demedik. Değerinizi tartıya çıkardınız bir şey demedik. Mağduriyetinizi ileri sürüp menfaat ve merhamet sömürücülüğü yaptınız bir şey demedik.

Anlamakta zorlandığımız tek cümle; neden yakamızdan düşmüyorsunuz? Neden durmadan saldırıyorsunuz? Neden kin ve düşmanlık kusuyorsunuz?

Çektiğiniz ağrının, yaşadığınız sancının ne kadar şiddetli olduğunu biliyoruz. Ama bunun çaresi biz değiliz. Çıkarsal yöntemleri savunanlar, fikirsel yöntemleri savunanları anlayamazlar! Bireysel düşünenler, toplumsal düşünenlerin hayal dünyasına yetişemezler!

Toplumsal düşünmek yerine, bireysel düşünmenin yollarını aradınız, bir başarı gösterebildiniz mi? Örgütsel ve toplumsal düşünmenin çözüm getirdiğini, bireysel düşünmenin sorun getirdiğini bir türlü anlamak istemediniz. Çünkü kanınızı kirleten enaniyet duygusu bir ur gibi dimağınıza doğru yol almıştır. Ulufeden faydalanıp aldığınız makamlarda kaldığınız müddetçe "lider- teşkilat - doktrin" kavramlarını dilinizden düşürmediniz. Öyle ki, makamlar elden gidip boşlukta tepinince bu kavramlara burun kıvırıp kapı kapı dolaşmaya başladınız.

Davadan, fikirden ve yuvadan ayrılmakla ne kazandınız? "Sürüden ayrılanı kurt kapar" sözünü neden hatırlamadınız? Dalından kopan yaprağın akıbetini neden görmediniz? Boşuna kürek çekilmeyeceğin neden öğrenmediniz?

"Naylon medreseliler ve Kerpiçmedreseliler" deyip küçümsediğiniz Taşmedreselileri bu kafa yapısıyla anlayabilmeniz mümkün müdür? Bizler, "itirafçılarla, pişmancılarla ve çantacılarla" yol yürümek zorunda mıyız? Gidenlerle, ayrılanlarla, terk edenlerle ve fikir bezirganlığı yapanlarla bir arada olmak mecburiyetinde miyiz?

Bütün iyi niyetli ve yapıcı söylemlerimize rağmen eski yuvanıza, eski arkadaşlarınıza ve eski hatıralarınıza durup dinlenmeden saldırıp duruyorsunuz. Aklınızla değil, duygularınızla hareket ediyorsunuz. Davaya göre değil, rüzgâra göre konuşuyorsunuz. Milli ve yerli düşünceye göre değil, işbirlikçi ve mandacı zihniyete göre tavır belirliyorsunuz. Milletten ve devletten yana değil, farkında olmadan düşmandan, Yahudi'den ve Haçlıdan yana strateji geliştiriyorsunuz. Cephe kaçkınlarıyla Turan'a, Fizan'a gidilir mi? Dava peşinde koşanlarla, ikbal peşinde koşanlar aynı terazide tartılabilir mi?  Birlikten kuvvet doğar, ayrılıktan ne doğar? Hepimiz baş olmaya layık olsak da bir başa bağlı olmak zorundayız. Tarih bizlere başa bağlı olmayı öğreten darbı mesellerle doludur. Bundan kesinlikle ödün veremeyiz.

Dünya alem şunu bilsin ki, kendi evimizi yıkmayacağız! Kendi çocuğumuzu boğmayacağız! Kendi yuvamızı dağıtmayacağız! İç ve dış düşmanlarımızın ekmeğine yağ sürüp beslenmelerine yardımcı olmayacağız!

FAHRETTİN MASUM BUDAK