Üniversite öğrencisiydim, çok kızardım Özal’a. Herkes severdi ama ben kızardım. Tonton bir adamdı aslında.

Ama en çok kızdığım şey, bir tane özel uçak almıştı mesela, çok kızmıştım. Sonra yeğen, oğul, kardeş servetlerindeki muazzam yükselişler, birden peyda olan Semra Hanım’ın “Papatyalar” topluluğuna aşırı derecede öfkelenirdim. Hepsi zengin, şık, meşhur isimlerdi. Özel uçağa atladıkları gibi yurtdışına alışveriş yapmaya giderlerdi. Ne günlerdi onlar…

Allah’a çok şükür, şimdi böyle şeyler yok memlekette.

Öyle eşmiş, kardeşmiş, yeğenmiş, akrabaymış; liyakate bakılmaksızın belediyelere, devlet kurumlarına doluşturulsun, olacak iş midir şu vakitlerde? Kim olursa olsun gözünün yaşına bakılmaz. Liyakat yoksa iş de yok, makam da yok…

Hatırlarım o vakitler gençler iş bulamaz, kapı kapı dolanıp iş ararlardı. Bir “torpil” lafı dolaşır dururdu ortalıkta. Çok şükür böyle bir derdimiz de yok artık. Gençler iş aramıyor. İş aramaya gerek kalmadı çünkü işsizlik diye bir şey kalmadı, herkes mutlu mesut çalışıyor…

Eskiden memlekette bu kadar üniversite mi vardı? Sayılı, bilindik, belli başlı üniversiteler… Şimdi köyü, kasabası, her yeri üniversite dolu. “Sokaklar işsiz üniversite mezunuyla dolu” diyeceksiniz. Şükredin de her şeyi devletten beklemeyin!

Yol mu vardı, okul mu, hastane mi, köprü mü, baraj mı? Nankör olmamak lazım. Şimdi öyle mi ya? Hasta sayısı garantili şehir hastaneleri, geçiş sayısı garantili köprüler, yolcu sayısı garantili havalimanları… Her şey mis gibi garantili.

Eskiden memleket faiz lobisinin elinde oyuncak oluyordu. Merkez Bankası da bağımsız falan değildi. Çok şükür faiz lobisi dağıtıldı, Merkez Bankası bağımsızlığını büyük bir coşkuyla ilan etti.

O “dış güçler” denilenleri de aldık içimize. Artık “dış güçler, faiz lobisi, Batı bizi kıskanıyor” diye feveran eden kimse kaldı mı?

Ne yolsuzluk ne ihaleye fesat karıştırma ne de aynı üç-beş müteahhidin sürekli devlet ihalelerini alması gibi bir problem de yok artık. Şükürler olsun, bunlar hep mazide kaldı.

Eskiden ekmek pahalıydı, et pahalıydı, hububat pahalıydı. Kaldı mı öyle bir problem?

Buğday üretmek masraflı, getir Amerika’dan; nohut üretmeye değmez, al Meksika’dan; kırmızı mercimeği iste Kanada’dan; sığırı da Brezilya’dan, Arjantin’den toparla… Zaten hepsi uygun fiyata vatandaş ucuz ucuz yesin diye ithal ediliyor. Eskiden et yiyebiliyor muydun ki?

Hastaneye randevu bulmak, ilaç kuyruklarında sabahlamak… Bunlar hep eskilerde kaldı, şükürler olsun. Şimdi 3 ay sonrasına randevu bulabiliyorsun; daha ne istiyorsun? İlaç da yoksa eczacı “eşdeğeri var” diyor, şükret yine de bir şey bulmuşsun…

Şimdi adalet adil, mahkemeler hızlı, herkesin hukuku eşit derecede korunuyor. Ya eskiden?

Siz nereden bileceksiniz o karanlık günleri… Bilmediğinizden şikâyet edip duruyorsunuz.

Eskiden insanımız ev sahibi olmayı hayal ederdi. Şimdi hayali bile yok. Toptan ve kesin çözüm yani.

“O eski Türkiye yok artık” diyenler haklıymış.

Memleket her yönüyle mamur hale getirilmiştir.

Şükürler olsun!

Esenlikler dileğiyle,

ASİYE ÇİFT ŞAHİN