Nasibimizde varmış, tekrar merhaba demek. İşte yeniden buradayız. Son makalemiz “Noktalı Virgül” idi.

Kapatmayıp aralık bıraktığımız kapı ile okuduğunuz bu makaleyle tekrar açmaya çalıştığımız kapı arasında 8 koca yıl kalmış. İnsan ömrüne göre uzun bir süre. Eski makalelerimize göz gezdirenler korkmasınlar. Artık öyle ağır gündemlerimiz yok. Çok şükür memleketimiz, yüksek refah seviyesine erişmiş, ekonomik verilerin ideal olduğu, tarımdan sanayiye, eğitimden adalete her şeyleri yoluna koyulmuş vaziyettedir. Bize düşen bunun sefasını sürmek, başımızdakilere ve onları bu yolda destekleyenlere hep var olsunlar diye daima dua etmektir. Ağır gündemler yok diye yazılacak konu bulamamak da olmaz. O zaman köşe boş kalır. En iyisi arada bir hikâye anlatmak.

Efendim, bizden ırak olsun, Zulumabad diye bir memleket varmış. Orada memleket dertlerini dert edinen bir vatandaş, memleketin hallerini anlatan, kendi üslubunda yazılar yazarmış. Ona yakın görüşte olanların bir kısmı pek severlermiş yazdıklarını, diğer kısmı ise o içerikle az ilgilenir üslubunu eleştirir, yumuşak yazdığını daha sert yazması gerektiğini söylerlermiş. Bir de karşı mahalle var tabii. Esasında bu vatandaş, yoğun manipülasyona maruz kalan karşı mahalleye hitap ediyormuş. Karşı mahalleyle hep temas halinde olduğu için ağır ve sistemli bir manipülasyona maruz kaldıklarını düşünüyormuş.

Hitap edilen kişi veya kişilerin, davranış ve düşüncelerini isteğe göre değiştirmek veya muhakeme gücünü mâ'lûl hale getirmeye manipülasyon deniyor. Neden buna ihtiyaç duyuluyor? Asıl görülmesi gerekenleri geri plâna atmak ve unutturmak için. Buna gizli kontrol ve aldatma da denilebilir. Yapılan tam da buymuş.

Bir gün, yazdıkları sebebiyle varlığından bile haberdar olmadığı bir başka vatandaş tarafından tehdit edilmiş, tahammülü zor küfür ve hakaretlere maruz kalmış. Çok üzülmüş, incinmiş ve o kişiye karşı güçlü bir öfke duymuş. Önce kaba yollarla öfkesini soğutmayı düşünmüş, sonra hakkını hukuki yollardan aramayı tercih etmiş. Bu kişiden davacı olmuş. Duruşmalar 6 ayda bir oluyormuş. Dört duruşma boyunca hâkim, şikâyet konusu kişi hakkında yakalama kararı çıkarıldığını ama yakalanamadığını söylemiş. Beşinci duruşmada yine aynı şeyi söyleyince vatandaş tebessüm etmiş. Hâkim sormuş: “Niçin gülüyorsun?” Vatandaş: “Efendim, beni dağın başında bulan kolluk kuvvetleri, sosyal platformlarda boy boy fotoğraflarını paylaşan kişiyi nasıl bulamaz?”

Hâkim sinirlenmiş, hukukunu korumak için bulunduğu mahkeme salonunda o vatandaşı bir güzel azarlamış ve dışarı atmakla tehdit etmiş. Vatandaş da itiraz etmiş bu tavra, söyleyeceklerini söyleyip izin istemeden mahkeme salonunu kendisi terk etmiş. Bizden ırak olsun, Zulumabad’da hâkim kibri diye bir şey de varmış. (Allah’tan bizim memlekette yok böyle şeyler.) Ama Zulumabad’da bu kibir öyle yüksekmiş ki, bir duruşmada hâkim tarafından azarlanmak sık rastlanılan bir durummuş.

Nasibine yine üzülmek düşmüş.

Zira, tehdit edildiği için başvurduğu mahkemede bu defa hakim tarafından tehdit edilmek ağırına gitmiş. Çünkü biliyormuş: Adalet yoksa, vatan da, memleket de, sağlık da, eğitim de, refah da, adil paylaşım da yoktur. Bir tenha bulup orada bir süre gözyaşı dökmüş. Son mahkemede hiç sesini çıkarmamış. Hâkim “Çıkabilirsiniz” deyince kendini dışarı zor atmış. Davacı olduğu kişiye ne ceza verildiğini merak bile etmemiş.

Yıllar sonra, hakaret ve tehditlere maruz kalmasına sebep olan o yazıdaki her şey gerçek olmuş. “Gördünüz mü, işte bak, söylemiştim bunların olacağını” diyememiş. Yine kederlenmiş.

Öyle ki, terörist başı denilen kişiye övgüler, parlamentoya davet etmeler gırla gidiyormuş. Allah’tan bizim memlekette böyle şeyler olmuyor. Bazen bir filmde veya bir roman-hikâyede ilgiyi arttırmak için “gerçek bir olaydan esinlenmiştir” vurgusu yapılır. Şu okuduklarınızın hiçbirinin gerçekle ilgisi yoktur. Bu hikâye Zulumabad’ı tarif etmek için yeterli değildir. Hafif bir örnektir. Zulumabad’da hikaye çoktur.

Şöyle bir durum da vardır; bazen hayatlar hikâye, hikâyeler ise hayattan daha gerçektir.

Esenlikler dileğiyle.