“Bütün ümidim gençliktedir.”
Atatürk’ün bu sözünü ilk duyduğumda çocuktum. Atatürk’ü yeni tanımaya, düşüncelerini anlamaya çalışıyordum. O sözün üzerimde bıraktığı derin etkiyi bugün bile hatırlıyorum. Gençliğe Hitabe’yi kavradıkça içimdeki vatan sevgisinin ilk tohumları da filizlenmeye başlamıştı.
Sonra Türk ordusunun saflarında yetişen Başbuğ Alparslan Türkeş’in Türk milliyetçiliği düşüncesiyle tanıştım. Gençliğimizi ülkücülük sevdasıyla şekillendirirken bu toprağa kök salmaya, memleketimize faydalı insanlar olmaya çalıştık.
Fakat insan, büyük ideallere inanırken kendi hayatında büyük yanlışlar yapabiliyor.
Benim yanlışım sigaraydı.
Daha çocuk denecek yaşta tanıştım o illetle. Yaklaşık otuz yıl boyunca da hayatımdan çıkaramadım. Çalışırken, düşünürken, üzülürken, sevinirken hep yanımdaydı. Aramızda öylesine güçlü bir bağ kurmuştum ki onsuz düşünemeyeceğime, yaşayamayacağıma inanıyordum.
Hatta onsuz nefes alamayacakmışım gibi geliyordu.
Şimdi düşününce insanın içi acıyor: Nefesini tehdit eden bir şeye, nefesiymiş gibi bağlanması…
Sonunda bir karar verdim. Çevremdekilerin çoğu bırakabileceğime inanmadı.
Ama ben inandım.
Kendi irademle, inancımla, azmimle bıraktım. Yardım almadan başardım. Elbette herkesin yolu aynı olmak zorunda değil; destek alarak bırakmak da aynı derecede kıymetli.
Bunları kendimi övmek için anlatmıyorum. Beni değiştiren bir karşılaşmayı, ardından zihnimde büyüyen bir düşünceyi paylaşmak istiyorum.
BİR SERVİS, BİR YÜZLEŞME
Bir gün onkoloji servisine gittim.
Oradaki insanların yaşadıklarını, yüzlerindeki ifadeyi, bekleyişlerini gördüm. Hastalığın yalnızca bedeni değil, insanın bütün hayatını nasıl kuşattığını hissettim.
Sadece bakmadım. O duyguyu ruhumda, benliğimde yaşadım.
Günlük telaşın içinde kıymetini unuttuğumuz şeyler orada bambaşka anlamlar kazanıyordu: Sağlıklı uyanmak, rahatça nefes almak, sevdiklerinin yanında bir gün daha geçirebilmek…
Kendime, “Sağlığımı korumak için elimden geleni yapacağım” dedim.
Şunu da açıkça söylemeliyim: Her kanser hastası sigara içmiş değildir. Hastalık kimsenin suçu değildir. Ancak bu gerçek, sigaranın ağır sağlık zararlarını görmezden gelmemize gerekçe olamaz.
O servisten çıkarken aklımda çocuklarımız vardı.
ONLAR İÇİN HER ŞEYİ VERİYORUZ, PEKİ NEYİ EKSİK BIRAKIYORUZ?
Hepimiz çocuklarımızı çok seviyoruz.
Hayatımızı onların geleceğine göre kuruyoruz. Evimizi, birikimimizi, malımızı mülkümüzü onlar için düşünüyoruz. Gerektiğinde canımızı bile vermeye hazırız.
Peki, onları bağımlılıklardan korumak için ne yapıyoruz?
“Sigara içme” demekle sorumluluğumuzu yerine getirmiş oluyor muyuz? Kendi elimizde sigara, önümüzde kül tablası varken verdiğimiz öğüdün ne kadar etkili olmasını bekliyoruz?
Çocuğumuza iyi bir gelecek hazırlarken sağlığını koruyacak bilinci kazandırmayı da aynı ciddiyetle ele alıyor muyuz?
Bazen bir çocuğun geleceğini değiştirecek şey, ona bırakacağımız büyük bir servetten önce, zamanında yapacağımız samimi bir konuşmadır.
ÇANAKKALE’YE GÖTÜRÜYORUZ; HAYATIN GERÇEKLERİNİ DE ANLATALIM
Çocuklarımızı Çanakkale’ye götürüyoruz. Çok değerli bir iş yapıyoruz.
Vatanın hangi fedakârlıklarla korunduğunu öğrensinler, üzerinde yaşadıkları toprağın anlamını kavrasınlar istiyoruz. Tarihi yerinde görmenin, bir hikâyeyi yaşandığı yerde dinlemenin etkisini biliyoruz.
Savaşın, yıkımın ve vatansız kalmanın ne demek olduğunu da öğrensinler isterim. Yanı başımızdaki Suriye’nin yaşadıkları bunun acı örnekleriyle dolu. Çocuklarımızı tehlikeye götürmeden de o insanların hikâyeleriyle buluşturabilir, barışın ve güven içinde yaşamanın değerini anlatabiliriz.
Peki, sağlığın kıymetini öğretmek için neden aynı gayreti göstermiyoruz?
Millî Eğitim Bakanlığına ve Sağlık Bakanlığına bir önerim var:
Özellikle ortaokul çağındaki çocuklarımız için, uzmanların rehberliğinde, hayatın içinden örneklerle güçlendirilmiş bir bağımlılıktan korunma programı hazırlayalım.
Benim bu öneriyi düşünmeme bir onkoloji servisinde gördüklerim vesile oldu. Çocuklarımız da uygun koşullarda sağlık çalışanlarını dinlesin, tedavi süreçlerinin ne anlama geldiğini öğrensin, gönüllü hastaların deneyimlerinden yararlansın.
Hastane ziyaretleri yapılacaksa kurumların izniyle, hastaların mahremiyeti ve çocukların psikolojik ihtiyaçları gözetilerek düzenlensin. Bunun uygun olmadığı yerlerde hekimler ve gönüllü kişiler okullara gelsin.
Hastaların acılarını bir seyir malzemesine dönüştürmeden, çocukları korkuya boğmadan yapalım bunu.
Sağlıklı bir nefesin değerini anlatabilelim.
Böyle bir çalışmanın bütün çocukları bağımlılıktan koruyacağını iddia edemem. Ama düşünmeye, soru sormaya, doğru bilgiyle karar vermeye açılan bir kapı olabileceğine inanıyorum.
PAHALI CİHAZ, MASUM ALIŞKANLIK DEĞİLDİR
Bir de elektronik sigara meselesi var.
Renkli ambalajlar, çeşitli aromalar, gösterişli cihazlar… Bazı yetişkinlerin elinde bir statü göstergesine dönüşüyor. Adeta bir aksesuar gibi taşınıyor, elden bırakılmıyor.
Çocuklar da görüyor.
Bir yetişkinin gösterişle kullandığı şey, bir gencin gözünde özenilecek bir alışkanlığa dönüşebiliyor.
Elektronik sigara güvenli değildir. Nikotin içeren ürünler bağımlılık yaratabilir; gençlerin gelişimine zarar verebilir. Solunan aerosol de yalnızca su buharından oluşmaz, zararlı maddeler içerebilir.
Cihazın pahalı olması, taşıdığı riski ortadan kaldırmıyor.
Bu konuda ailelerin de eğitimcilerin de kamu kurumlarının da daha fazla sorumluluk alması gerektiğine inanıyorum. Çocuğun elindeki cihazı fark ettiğimiz gün konuşmaya başlamakta geç kalmış olabiliriz. O konuşmayı daha önce yapmalıyız.
BELEDİYELERE DE BİR SÖZÜM VAR
Belediyelerimiz kültür gezileri düzenliyor, konserler yapıyor, çeşitli etkinliklere kaynak ayırıyor.
Çocuklarımızın ve gençlerimizin kültürle, sanatla buluşması elbette değerlidir. Fakat aynı kararlılığı onların bağımlılıklardan korunmasında da görmek istiyorum.
Gelin, bu etkinliklere ayırdığınız bütçenin onda birini de çocukların sağlık bilincine ayırmayı hedefleyin.
Uzmanlarla buluşmalar düzenleyin. Ailelere ulaşın. Okullarla ortak programlar geliştirin. Gençlerin spor yapabileceği, üretebileceği, kendini ifade edebileceği alanları çoğaltın. Yardıma ihtiyaç duyan bir çocuğun nereye başvuracağını bilmesini sağlayın.
Bir etkinliğin başarısını yalnızca meydandaki kalabalıkla ölçmeyelim. Ulaşabildiğimiz çocukları, destek verebildiğimiz aileleri ve sürdürebildiğimiz çalışmaları da hesaba katalım.
Sosyal devlet olmanın gereği, hastalanan insanı tedavi etmek kadar, insanın sağlığını koruyacak koşulları da oluşturmaktır.
Gençlik pek çok tehlikenin kıskacında. Her sorunu aynı gün çözemeyebiliriz. Ama bir yerden başlayabiliriz.
Buradan başlayalım. Bugün başlayalım.
BAKANLAR BAKSIN, ANNE BABALAR EL UZATSIN
Yetkililerden çalışma beklerken kendi sorumluluğumuzu ertelemeyelim.
Çocuğunuzun elinden tutun.
Nasıl parka, sinemaya, geziye, tatile zaman ayırıyorsanız bir gününüzü de sağlığı hakkında konuşmaya ayırın.
Nelerle karşılaştığını sorun. Arkadaş çevresini anlamaya çalışın. Yargılamadan dinleyin. İhtiyaç duyduğunuzda bir sağlık uzmanından birlikte bilgi alın.
“Benim çocuğum yapmaz” rahatlığına sığınmayın.
Çocuğunuzun size bir şey anlatabilmesi, korktuğunda ya da yanlış yaptığında kapınızı çalabilmesi, ona sunabileceğiniz en güçlü korumalardan biridir.
SÖZ UÇAR, YAZI KALIR
Bütün bunları neden yazdım?
Büyüklerimizden duyduğumuz o söz yüzünden: Söz uçar, yazı kalır.
Bu düşünce kayda geçsin istedim. Bir anne babanın zihninde yer etsin. Bir öğretmenin dersine, bir belediyenin programına, bir bakanlığın çalışmasına vesile olsun istedim.
Gelecek seçimlerin hesabını yapanlara da buradan sesleniyorum:
Bize büyüklerimiz nesil hesabı yapmayı öğretti.
Bizden sonra bu ülkede yaşayacak çocukların nasıl yetişeceğini, neye inanacağını, nasıl bir hayat süreceğini düşünmeyi öğretti.
Gençliğe duyduğumuz ümidi her fırsatta dile getiriyoruz. Şimdi o ümidin sorumluluğunu da taşıyalım.
Ben yaklaşık otuz yılın ardından sigarayı bıraktım. Dileğim, çocuklarımızın otuz yıl kaybetmemesi.
Bir hastane koridorunda, “Keşke hiç başlamasaydım” demek zorunda kalmamaları.
Onlara bırakacağımız mirasın içinde, rahatça alabilecekleri bir nefes de olsun.
Kalın sağlıcakla.