Yılda en az bir veya iki kere mutlaka tatile çıkarım. Benim tatilim ve gezilerim hiçbir zaman bir otel veya onun önündeki deniz sahili olmaz. Olsa bile bir ya da iki günü geçmez. Yolcu yolunda gerek deyip pılımı pırtımı topladığım gibi yola koyulur, yeni yerler ve yeni şehirler görmek için arabamın gazına basar giderim.

Öyle evden ayrılıp bir başka şehirde, bir başka otel köşesine yerleşmeyi sevmiyorum. Çünkü bunu evimden çıkıp başka bir eve yerleşmiş gibi hissediyor ve tatil olarak göremiyorum.

Bu yazın güney illeri dolaşarak Iğdır'a gittim. Gezilerimde mümkün mertebe yemek ve kahvaltılarımı tanıdık ve güvenilir yerlerde yapmaya çalışırım. Hatta bu konuda çok seçici davranırım. Öyle bir işletmenin lüks görüntüsüne aldanmam. Benim için temiz ve güvenilir olması yeterlidir. Zira bazı yağları bünyem kaldırmıyor. Eğer memleketimde biraz fazla kalacaksam yemek yerlerimi önceden ayarlarım.

Örneğin; Iğdır 'da yöre yemekleri benim için çok önemlidir. Ev yemekleri tadı verdiği ve temiz bir mekan olduğu için AÇELYA'yı hiç bir yere değişmem. Sahibi tanıdığımızdır. Yemek konusunda bilinçli ve uzmandır. Gıda üzerine yüksek tahsil yapmaya devam ediyor. Ayrıca Iğdır yemek kültürü konusunda araştırmaları var. Ata kültürü ile ilgili yemekleri bulup yeniden topluma kazandırmakla tanınıyor. Yani gastronomi okuyor. Özellikle "Taş Köfte" ve "Bozbaş" canım istediğinde saatlerce aç kalsam da elenip dolanıp mutlaka oraya giderim.

Iğdır'ın birçok yerinde, yöreye has bazı lezzetler elbette ki dikkat çekiyor. Ancak bazen özel isteklerle bu yemeklere katılan çeşniler insanın ağzında ayrı bir tat bırakıyor. İşte bundan dolayı canım istediğinde Açelya'nın yolunu tutuyor ve orada gönül rahatlığıyla ev atmosferi içinde "Taş Köfte"nin ve "Bozbaş"ın o meşhur lezzetine kaşık sallıyorum. Hele bilhassa suyuna lavaş doğrayıp yemeğe başlayınca sanki kendimi aile ortamında bulmuş gibi hissedip ferahlık duyuyorum.

Iğdır'ın bilinen ve meşhur olan bir sürü yemeği vardır. Benim Iğdır yemeklerinde en favorilerim; Taş Köfte, Bozbaş, Döner ve Kellepaçadır. Memleketimde kaldığım sürece bu yemekleri biraz da bünyeme dikkat ederek dönüşümlü yemeğe çalışırım. Çünkü bahse konu yemekler ağır yemeklerdir. Hazmetmek, sindirmek kolay değildir. Yemekten sonra en az yarım saat yürüme alışkanlığım olduğu için bana çok fazla ağır gelmiyor.

Durup dururken "Iğdır'ı ve Yemek Lezzetleri"ni niye yazdım biliyor musunuz? Geçende Beylikdüzü'ndeydim. Orada Firuz Iğdır adlı Iğdırlı bir arkadaşın "bozbaş" üzerine bir lokanta açmış olduğunu duymuştum. Canım bir anda bozbaş istedi ama yerini bilmiyordum. Aradım taradım bulamadım. Arabanın kalkmasına da az bir zaman kaldığı için vaz geçtim.

Kuşkusuz ki, her toplumun kendine özgü bir damak tadı vardır, bizimkisi de öyle bir şey...

FAHRETTİN MASUM BUDAK