Tüm fikirsel ve siyasal hareketlerin içinde olduğu gibi Milliyetçi Hareket’in içinde de kendisine yontan ve "Rabbena hep bana" diyen insanların varlığı her zaman olagelmiştir. Biz bu tip insanlara "ülkücüden geçinenler" veya "ülkücü geçinenler" diyoruz. Aslında bunlara "koltukçular, "balkonçular" ve "saloncular" demek daha doğru olur.

Dünyada varsa da yoksa da bunların koltuklarıdır. Koltukları elden gitti mi akıllarına hiçbir şey gelmez. Dünyanın batmasını isterler ama koltuklarının gitmesini istemezler. Eğer koltukta iseler, savunur göründükleri dava, adalet, ahlak ve lider asla ağızlarından düşmez. Vatan, devlet ve millet kavramlarını savunurken sanırsınız ki, bu adamların ağzından bal damlıyor. Lidere, doktrine ve teşkilata toz kondurmazlar.

Uzaktan bakanlar bunları sadakat sembolü sanır. İşleri güçleri koltuklarını korumanın hesabını yapmaktır. Bunun da geçerli yolunun davada bulunan hassasiyetlere "bilmediğimiz" mukaddes anlamlar yüklemektir. Lidere masumiyet zırhı giydirirler. Hatta akıllarını ya kiraya verirler ya da kaptıkları koltuklarının altında geçici olarak saklarlar. Çünkü lider dedikleri insan nasıl olsa kendilerinin yerine düşünmektedir. Böyle yerlerde nasıl olsa bunların akılları bir işe yaramıyor. Robotçuluğu ve biatçılığı koltuklarını koruma materyali gibi kullanırlar. Bu görüşlerini koltuklarını kaybedene kadar savunurlar. Öyle ki, koltuk elden gitti mi, hiçbir kutsal dava tanımazlar. Durup dinlenmeden her yerde ve her ortamda veryansın ederler!

Eski çamlar bardak oldu misali lideri, teşkilatı ve doktrini yerden yere vururlar. Eskiden savundukları tüm değerleri kaldırıp çöp sepetine atarlar.

Geçmişte kuvvetli bir şekilde neyi savundularsa bu sefer tam tersini savunup yanlarına gelmeyenleri ve kendilerini desteklemeyenleri yerden yere vurup hainlikle suçlarlar! Dünyada acaba bunlar kadar işgüzar ve bunlar kadar pişkin insan var mıdır diye düşünmeden edemiyorum. Hz. Ömer "Kişiliğini makamdan alanlar, makamdan sonra kişiliksiz kalırlar" demiştir.

Sanıyorum gücünü makamdan, yani koltuktan alanlar, bu gücü kaybettiklerinde kişiliksiz kalmanın çaresizliğini sağa sola saldırıp kapıldıkları "makam hastalığını" gidermede buluyorlar.

Ne tarihimizden ders alıyorlar ne de milletimizden.. Dün Çin'e, Arap'a, Rus'a ve Fars'a hayran olanlarla, bugün Batı'ya hayran olanlar aynı noktada buluşmuştur. Türk milliyetçileri; fesatçıları, bölücüleri, yıkıcıları, fasıkları, işbirlikçi ve mandacıları çok iyi tanıyor.

Koltuklar verilirse kalırım, verilmezse giderim? Gittiniz de ne yaptınız? On tane parti kurup milletten kopuk salonlara mahkum oldunuz!

Makam sarhoşluğuyla gerçek dava adamlarını aklınızca kıskaca alıp gittiğiniz "zibilliğe" çağırmaktan utanmadınız! Bu yüce milletin ülkülerle bezenmiş gerçek dava adamlarını kendiniz gibi emir eri sandınız! Sizler nereye, onlar da oraya, öyle mi?

Dünya Türk milletinden, Türkiye'den ve onun gerçek temsilcisi Milliyetçi Hareket'ten çekindiği gibi hiçbir şeyden çekinmiyor. Onun için saldırıyorlar. Onun için parçalıyorlar ve onun için "çalasılık" yapıyorlar!

Duruşundan, görüşünden şaşmayanlara; devletinden, milletinden, hedefinden taviz vermeyenlere selam olsun!

FAHRETTİN MASUM BUDAK