Türkiye gelir dağılımı eşitsizliğinde dünyada üst sıralarda yer alıyor. Nüfusun %30'luk kısmı çok güzel yaşıyor, diğer %70'lik kısmı ise ya kıt kanaat geçiniyor ya da sürünüyor. Bugüne kadar iktidara gelen tüm hükümetler, bırakın düzeltmeyi, bunu daha da büyüttüler. Gelir dağılımı bozukluğunda Avrupa'da birinci pozisyona yükselttiler.

Bunun sebebi bellidir. Partiler, muhalefette başka iktidarda başka konuştu. Her parti muhalefette dile getirdiği söylemlerin büyük bölümünü iktidarda unutmak zorunda kaldı. Yani söz verdiklerini bir kenara bırakıp kolayına geleni sürdürmeye çalıştı. Hükümetler, daima ses çıkanlara, güçlü olanlara koruma kalkanı oldu. Milletten alınan yetkiler, egemen güçlerin elinde bir bozuk para gibi harcandı. Çünkü, böyle bir politika takip edilmediği takdirde alaşağı edileceklerini biliyorlardı. Milletin iradesi bir avuç bürokrasinin veya bir avuç zümrenin arasında kaynayıp gitti.

İktidarlar değişse de güç odakları değişmedi. Milli irade dışı bir anlayış memlekete hâkim olunca ister istemez milletin tepesinde bir üst tabaka oluştu. Bu tabaka her dönemde varlığını kordu ve zaman zaman da baskılayıcı bir unsur olarak başa geçen hükümetlere ayar çekti.

Türkiye'de halktan yetki alıp koltuğa oturmak yetmiyor. Bahsedilen bu güç odaklarının gönlünü de kazanmak lazımdır. Bu güç odaklarının gönlünü hoş tutmazsan iktidarına devam edemezsin. Demokrasi, egemenlerin ve burjuva sınıfının kalkanı ve kılıcı oldu.

Yalnız 2002'den bu yana iktidar olan AKP'yi bunun dışında değerlendirmek isterdik ama o da bu yolda maalesef başarılı olamadı. Direndi, düştü, kalktı, yaralandı, tökezledi ve en sonunda bu parti de o güçlerle birlikte, kendi yarattığı şişkin güçlerine teslim olmaktan başka bir yol bulamadı.

Örnek vermek gerekirse; devleti çekip çevirmek için kamuda çalışanların cüzdanını şişirdi de şişirdi. Akademisyenlerin, din adamlarının, bürokratların, üst düzey yetkililerin gelir seviyesini artırdı da artırdı. Önceki iş adamlarını korudukları gibi kendi iktidarlarının devamı için yeni iş adamları yarattı da yarattı. Söz konusu bu %30'luk dilim zenginlik kaynaklarının yarısına yakınını aralarında bölüşerek ağırlıklarını sürdürmeye devam ettiler. Böylece halkta bir yargı oluştu: "Hangisi gelse aynıdır" Bu cümle yıllardır halkın dilinden düşmedi.

İşçi, memur ve esnaf emeklisinin maaşı, ortalama bir memurun aldığı maaşın 3/1'i kadardır. Yani üç, hatta dört işçi emeklisinin maaşı, bir memurun maaşına denk geliyor. Bu mu sizin adaletiniz? Adaletiniz buysa kim bilir zulmetiniz nasıl olur?

Tamamdır, doğrudur 23 yılda Türkiye’ye bir dört Türkiye eklediniz. Ancak eklenen bu Türkiye'den %70'lik kesim ne yazık ki, pek bir şey göremedi. Görse de gerçekten çok az şey gördü!

Üç yıldır ki, asgari ücretli enflasyona ezdiriliyor. Yazboz tahtasına çevrilen SGK, emeklilerin kabusu oldu. Kök maaş denilen bir ucube çıkarıldı. 17 milyon emekliden 15 milyonu aybaşını getiremiyor.

FAHRETTİN MASUM BUDAK