Suriye, kim ne derse desin, Türkiye'nin sayesinde bütünlüğüne kavuştu. Türkiye olmasaydı bugün Suriye diye bir devletin varlığını sürdürmesi mümkün olmayabilirdi. Zalim ve diktatör Esat, bu ülkeyi yıllarca istibdatla yöneterek bitirme noktasına getirmişti. Çeşitli cemaatler ve etnik unsurlar artık kendi başlarının çaresine bakıyor, kendilerine göre tedbirler alıyordu. Halk yorgun, bitkin ve perişandı. Milyonlarca Suriyeli Anadolu'ya ve muhtelif devletlere kadem basmıştı. Türkiye, farklı zamanlarda gerçekleştirdiği operasyonlarla Suriye'yi ve halkını ayakta tuttu. Yıllarca onlara "ensarlık" görevi yaptı.
Diktatör Esat kaçıp Rusya'ya sığınınca da Türkiye'nin benzer biçimdeki destek ve yardımları ara verilmeden sürdü. Türkiye, hem Suriye'nin üniter yapısına hem de sefaletle karşı karşıya kalan halkına ayrım gözetmeden yardım etti. Oradaki ayrılıkçı ve cemaatçi yapıların kulağını çekti; zaman zaman ikaz ve uyarılarda bulundu. İhtiyaca göre uzun süre enerji, gıda, uluslararası dayanışma, teknoloji ve askerî yardımlarını kesmedi. Hâlen de gerektiğinde aynı yardımlar devam ediyor.
Türkiye, her alanda Suriye'nin yanında yer aldı ve onu yalnız bırakmadı. Peki, bütün bunlar yapılırken Suriyeli yöneticiler ne yaptı?
Suriyeli yöneticiler, ayrılıkçılara tanıdıkları imkânları orada yaşayan ve ülkenin bütünlüğünden yana tavır koyan Türkmenlere tanımadı. Seçmeli Türkçeye bile tahammül edemediler. Kürtçe konusunda son derece esnek olan Colani ve kadrosu, söz konusu Türkçe olduğunda katı ve nekes kesildi. Gelen haberlere göre Suriye Millî Eğitim Bakanı, Türkçeyi seçmeli ders olmaktan çıkardı. Bunun gerekçesi olarak da yeni müfredat programını yetiştiremedikleri için "Esat döneminden kalma müfredata dönüş" yoluna gittiklerini açıkladılar.
Şimdi soruyorum: Bunun neresi samimiyettir? Dostluk, komşuluk ve stratejik ilişki bu mudur?
Suriye'nin neredeyse yarısı Türkçe konuşup Türkçe yaşıyor. Orada bin yıldan fazladır yaşayan soydaş Türkmenleri saymasak bile, son 15 yıldır bu insanların önemli bir bölümü Türkçe eğitim gördü. İki halk kaynaşıp birbirine karıştı. Soydaşlarımızla birlikte yaklaşık 10 milyon insanın bugün Suriye'de Türkçe konuştuğu ifade ediliyor. Bu kadar insanın Türkçe konuşması acaba Colani'ye batıyor mu?
Zaten benim bu Colani'den aklım hiç bir şey kesmiyor. Devamlı sağ gösterip sol vuruyor. Zaman zaman İsrail'e ve Amerika'ya mavi boncuk gösteriyor.
Bilindiği gibi Suriye, Irak ve bölgedeki birçok devlet, zoraki oluşturulan ve bu yüzyılın başında Türklerden koparılıp sunî devletler hâline getirilen yapılardır. Ortadoğu'nun diğer bölgelerinde Arapçanın resmî dil olmasını kâfi görmeyen Colani ve ekibi, Suriye'de de aynı katı kuralların peşine düşerek Arapçayı resmî dil yaptı.
Ne değişti? Zulüm mü bitti? Esat'tan bunların ne farkı vardır?
Suriye'de Kürtler ile Türkmenler yine üvey evlat muamelesi görmüyor mu? Dün Sünniler rahat değildi, günümüzde de Aleviler rahat değildir. Suriye hem etnik hem de mezhebî açıdan yeni bir karmaşaya doğru ilerliyor.
Suriye toplumunun kendine özgü bir yapısı vardır. Zorlamayla bir yere varmak mümkün değildir. Üniter yapı gibi sunî dayatmalarla bir yere gidileceğini sananlar aldanıyor.
Türkiye, ağırlığını hissettirip oradaki soydaşlarımızın haklarını net bir şekilde savunmak zorundadır. Gerekirse Türkiye'ye dostluk ve kardeşlik gösteren Kürtlerin de haklarını gözetmelidir.
Orada Arapça, Türkçe ve Kürtçe resmî dil olursa kötü mü olur?
Bu konuda sözü Türkiye'ye getirenleriniz olabilir. Türkiye'nin konumu hiçbir devlete benzemez. Jeostratejik ve jeopolitik şartlar buna asla izin vermez. Dünyada en çok ve en fazla üniter yapıya ihtiyaç duyan bir devlet varsa, o da Türkiye'dir.