Memleketin halini görün...

Üç günlük askerini, darbeye kalkıştı diye neredeyse bir yıldır içerde tutan ama damatlara karşı kıyımsız olan memleket hukukunu görün.

Anayasa'da suç isnat edilen annelerle ilgili olarak çocuklar için pozitif ayrımcılık yapmaya müsait olan maddelere rağmen, lohusa kadını tutuklayan, doğum yapmak üzere olanın ise tutuklamak üzere başında bekleyen adaleti görün.

Memleketin nesi var nesi yok, “Ne istedilerse verenler” ile neyi alamadılarsa tepinenlerin ortasında kalanların  uğradığı zulmü görün.

Gökçek efendiyi, “Ankara'yı parsel parsel” vermekle suçlayan, “Seçimden sonra yaptıklarını açıklayacağım” deyip, sonra da ebelek gübelek yapan, Türkiye'nin özgül ağırlığı yüksek, hep ağlamaklı Bülent Arınç'ının da damadı bir gece vakti sessizce serbest bırakılmış...

Kadir Topbaş'ın damadı da, “Denetimli serbestlik” piyangosundan faydalanmıştı.

Yani Kavurmacıoğlu, yani Tuskon Yönetim Kurulu üyesi.

Yani, 15 Temmuz’dan az evvel hükümeti parmağını sallaya sallaya tehdit edenlerin kulübü.

Özgül ağırlığı hayli yüksek Bülent Bey’in, muhallebici Topbaş'tan ne eksiği var. Elbette onun damadı da denetimli serbestlikten  faydalanmalıydı.

Hatırlı kişilerin araya girip kefil olmalarıyla serbest bırakılanlar ve güçlü iş adamlarını da unutmamak lâzım.

Niye tutukladın?

Niye serbest bıraktın.

Hasta mı?

İçerde nice hastalar var.

Onlara niye aynı hak tanınmıyor?

Üç gün önce asker olmuş çocuklar niye hâlâ tutuklu?

Kamu vicdanını bunları sorgulamaya davet ediyorum.

Hiç normal şeyler değil bunlar.

Böyle hukuk mu olur Allah aşkına?

Yıllarca bu yapının değirmenine su taşıyanlar, üstelik siyasetteki yakınları sebebiyle haddi aşanlar, parsel parsel verenler ve alanlar ortalıkta dolaşıyor, lohusa kadın, yaşlı adam ve üç günlük er, içerde bedel ödüyor.

Çok izaha muhtaç bir durum bu.

 

BASININ GÜCÜ

 

Sayın Cumhurbaşkanı mart ayında yaptığı bir konuşmada, “Yerel basının demokrasinin gücünü gösterdiğini, bu yüzden yerel basının gücünü reyting ve tirajla ölçmenin doğru olmayacağını” söylemişti.

Biri yerel, diğeri hem yerel, hem de ulusal iki basın gücü örneği.

İlki; Ambardere'deki özelleştirme ihalesinin gerçekleşmesinin önünü kapatan  gazetecilik örneği.

Gazeteci Şaban Kardeş'in olayı gündeme taşıması ile oluşan kamuoyu baskısı.

Öfke krizlerine girenler olmuş ama olsun geçer hepsi. Allah başka keder vermesin. Önemli olan, “Lekesiz olmak” ve lekesiz olmayı sürdürebilmek değil mi?

Bu ihale olmaz, başkası olur.

Diğeri, zeytin ile ilgili yasanın toplumdan gelen tepkiler sebebiyle geri çekilmesi.

Keşke her yanlışta kamu gücü ile basın gücü birleşip alınan kararı, yapılan işi gözden geçirmeye sebep olsa…

Mesela, şu damatların serbest bırakılması konusunda daha yüksek sesler çıksa…

Buna itiraz etmenin AKP'yi yıpratmayacağını bilakis büyük bir tuzaktan koruyacağını bu partinin yandaşları da anlasa..

Keşke hep beraber, öncelikli talebimiz adalet olsa...

O zaman memleketin en büyük problemini masaya yatırmak için siyasileri zorlamış olacağız.

Olacak inşallah.

Selam ile,

Umut ile..