Bugünleri göreceğimiz çok önceden belliydi.

 12 Eylül’den itibaren az çok netleşmeye başlamıştı her şey.

Aylarca süren o kanlı, kurgulu dönemin aniden kesilmesi ne tuhaftı.

Adı bilindik mahpushanelerin duvarlarına çarpan, işkence görmüş insanlarımızın çığlıkları, kendi yüzlerine bakamayacak kadar onurlarının çalınması, kiminin daha içerdeyken ölmesi-öldürülmesi, kiminin intihar etmesi, kiminin asla eski yaşamına dönememesi…

Hepsinin özeti ; “Bir sağdan, bir soldan asıyoruz” merhametsizliği ve sığlığı...

Çok büyük tahribattır 12 Eylül ülkemiz için.

Sağ- sol davası bitmişti.

Siyaset artık çoğu için korkulacak bir alan olmuştu.

Siyasete ilkeli duruşları ile katkı sağlayacak insanlar, yaşadıkları veya tanıklık ettikleri sebebiyle uzaklaştılar, soğudular siyasetten…

Onlardan oluşan boşluk, hemen başkaları tarafından dolduruldu.

Bilindik sözdür, “Doğa boşlukları sevmez.”

Gelecekten umudunu yitiren insanımız, bari bu günü iyi yaşayayım kaygısına düştü.

Oyunun bir perdesi de zaten bu kaygı üzerine yazılmıştı.

Devir değişmişti.

Sömürge sistemi de öyle.

Özal'lı yılları hatırlayınız, küreselleşen dünya, devletin küçülmesi ve özelleştirme gibi bir sürü yeni kavramları öğrenmiştik.

Küreselleşme, denilen şey milliyeti olmayan sermayenin tüm dünyayı çıtır çıtır yeme projesiymiş, öğrendik..

Yanlız, o vakitler kapıldığımız tüketim çılgınlığının gelişme, modernleşme olarak bize yutturulmasını halâ anlayamıyoruz. Borçla çevrilen ülkenin, taksit taksit bölünmüş borçları ile taksitli yaşayan insanları olarak, tam gaz aynı yolda gidiyoruz.

Dinsiz, ülkesiz, milliyetsiz küresel sermaye, ne güçlü devlet sever, ne de ulus bilinci yüksek olan milleti sever.

Atatürk'e yapılan tüm saldırıları, ulusal şuurun yükseldiği milli bayramlarımıza koyulan engelleri de aynı bakış açısıyla irdelemeli.

Devletin ekonomik faaliyeti olamazdı. Olanları da “ özelleştirme” adı altında sermayeye vermeliydiler. Verdiler. Alt yapı hazırdı.

Medya kuruluşları, yerli hainlerle vatandaşın beyni yeniden formatlandı.

Büyük senaryo...

Büyük illizyon.

BOP ne yaman bir projeymiş...

Milletimizi dini söylemlerle tutsak haline getirenler, bunun yanına vasat ifadelelerle çarpıtılmış tarihi koydular.

Cemaatler, hocalar, efendiler, şeyhler havalarda birbirlerine çarpıyordu.

Öyle bir trafik...

15 Temmuz’un yıldönümüne yaklaşıyoruz.

Olanı biteni iyi okumak lazım.

Acayip tutuklamalar ve salıvermeler oluyor..

Yani, adam resmen hem fikir, hem de finans olarak, FETÖ militanı ama yargı bir bahane ile serbest bırakıyor.

Vatandaş hasbelkader Asya Bank'a para yatırdı diye aylardır içerde…

En bilindik isim Kavurmacıoğlu,Topbaşın damadı, İstanbul'un güzelliklerinden haram helal demeden nasıl faydalandığı ve faydalandırdığı günlerce medyada yer aldı..

Yani ailecek FETÖ’cüler..

Ama serbest

Bir eğitimci;

İktidarın tayin ettiği FETÖ’cü müdürün imzalamaya mecbur  tuttuğu evrakları imzaladı.

Bir yıldır içerde.

Evini sattı (zaten kredi borcu vardı)

Arabasını sattı. O da külüstür bir şeydi.

Etrafta adları çıktı.

Kırık dökük, hüzünlü sesiyle

Tebdil-i mekanda fayda var diyordu, eşi olan hanımefendi.

Bence de fayda var.

Ama en fayda verecek olan, 15 Temmuz’dan önce tüm uyarılara rağmen görülmeyenlerin, yeni olaylar sebebiyle irdelenmesi, görülmesidir…

Ne tutuklamalar, ne tasfiyeler, ne de tahliyeler hiç normal değil.

Selam ile,

Umut ile..