Bu efsane ülkücüyü anlatmak kolay olmasa gerek! Gecenin bir yarısında sosyal medyaya sanki bir ateş düştü. Üzüntümüz ve kederimiz sonsuzdu. Verkaya da bize el sallayıp veda etti. İstanbul'da ikamet eden ve onunla omuz omuza mücadele edenler bilir. 1970'lerde İstanbul Ülkü Ocakları İl Başkanlığı yapan bu yürekli dev ülkücü daima vatan hainlerinin bir numaralı hedefinde yaşadı. Korkusuzdu. Cengaver bir karakteri vardı. En zor şartlarda ocak başkanlığı yaptı. Taviz vermedi. Derleyici ve toparlayıcı oldu. Ülkücülerin moralini yüksek tutmaya çalıştı. Paniğe ve bozguna mahal vermedi. Başkanlığında ülkücülerin şanlı mücadelesini biraz daha ileri götürdü. Cephe savaşının kazanılmasında büyük yararlıklar gösterdi. Mahiyetindeki ülkücülerin Moral ve motivasyonunu çok yüksek tutmaya gayret etti. İstanbul ve çevre ülkücülerinin sevk ve idaresini mükemmel denilecek bir disiplinle yöneterek tarihin müstesna yerine adını altın harflerle yazdırdı. Başkanlığı döneminde ülkücüler güvenle yaşadı ve güvenle mücadele etti.
12 Eylül zulmünü iliklerine kadar yaşadı. Karakollarda, zindanlarda ve hapishanelerde ağır işkencelere düçar edildi. Türk milliyetçiliği ve Türk ülkücülüğünün önemli sanıkları arasında yer aldı. Uzun seneler haksız, hukuksuz ve mesnetsiz bir şekilde yargılandı. 12 Eylül Hakimlerinin, savcılarının hakaret ve sözlü saldırılarına maruz kaldı.
Çıktıktan sonra bir köşesine çekilmedi. Kaldığı yerden mücadelesine devam etti. Yılmadı, usanmadı ve moralini bozmadı. Bazıları gibi yağlı ve ballı sofralara koşmadı. Ülkücü hareketin yeniden palazlanmasının sorumluluğunu üstlendi. Başbuğ'unun yanında ve arkasında yer aldı. Gayret etti, çalıştı ve ülkücülerin tekrar şahlanışına vesile oldu. Kimi postal yalayıcıları gibi beslediği ve büyüttüğü kurumunu ve onun neferlerini karalamadı. İşine baktı, aşına baktı ve davasına baktı. Liderinin emrinden ve direktiflerinden çıkmadı. Kolaycılığa kaçmadı. Cansiperane çalışmalarına devam etti. Büyük düşündü ve kapsayıcı düşündü. Teşkilatçılığını konuşturdu. Yüzlerce ülkücünün yetişmesine sebep oldu. Kaçanlardan, satanlardan ve pazarlayanlardan olmadı.
Yeniden ayağa kaldırmasına vesile olduğu teşkilatı, onu 1999 seçimlerinde milletvekili yaptı. Mecliste milletimizin haklarını gücü oranında savunmaya çalıştı. Bu mukaddes davanın her zaman önünde yürüdü. Sütçü İmam'ın memleketindendi. O büyük ruhu taşıyordu.
MYK'dan, Milletvekilliğinden ve Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcılığı'ndan uzaklaştırılmasına rağmen partisine, teşkilatına ve liderine hiçbir zaman küsmedi darılmadı ve bir kenara çekilip eleştiride bulunmadı. Toplantılarımızın daima müdavimi oldu. Ocaklarından aldığı gücün farkındaydı. Güç zehirlenmesine kapılmadı. Tevazu ve vakar sahibiydi. Kasıntısı hiç yoktu. Ülküdaşlarına çok değer veriyordu. Ülkücüler de onu ağabeyi olarak görüyordu. Ona saygı ve sevgi duymayan ülkücü yok denecek kadar azdı. Mustafa Verkaya Ağabeyimiz tam bir kaya gibi arkadaşımız ve ülküdaşımızdı. Hastalığına aldırmadan bir kaç ay öncesine kadar hep yanımızda ve önümüzde yer aldı. Konuşmaları öğretici ve didaktikti. Hitabeti ve belagati yerindeydi. Ülkücülere bol bol nasihat verir ve yol gösterirdi. Duruşu daima feyizli ve bereketliydi. "Ülkeyi, devleti, vatanı ve teşkilatı bırakmayın" diyordu.
Fikir dünyası ona güzel ve unutulmaz payeler verdi. O da bu payeleri gururla taşıdı. Ne kendisine ne de davasına bir leke getirmedi. Dünyasını davasına göre şekillendirdi.
Mustafa Verkaya Başkan, milliyetçi-ülkücü hareketin yüz akı ve projektörüydü. Mihmandarı ve bayraktarıydı. Hepimizin az çok örnek alacağı bir ülkücüydü. Ülkücü hareketten ne aldıysa onun fazlasını vermeye çalıştı.
Muhterem Başkanım, gözün arkada kalmasın. Senin azim ve sebatın geride bıraktığın tüm ülkücülerin yüreğine sinmiştir. Bıraktığın yer evelallah boş kalmayacaktır. Senin ve senin gibi örnek ülkücülerin izinde ve peşindeyiz. Bu fikir bayrağı daima yükseklerde taşınmaya devam edecektir. Aziz ruhun şad olsun. Seni rahmetle, minnetle ve mağfiretle uğurluyoruz. Çok sevdiğin Türk milletinin başı sağ olsun!
FAHRETTİN MASUM BUDAK