Adalet yürüyüşünün 7’nci günkü ayağına, Soma maden kazası mağdurları ve yakınları da katılmış.

Hükümet bu yürüyüşü küçümseyen beyanatları sürdüre dursun, gerçek şu ki; yürüyüş ilerledikçe her etabın yakınındaki yerleşim bölgelerinde yaşayan, değişik olaylar sebebiyle mağduriyet yaşamış, haksızlığa uğramış insanların katılımı ve adalet talebi var.

Evet, “Yollar yürümekle aşınmaz.”

Ama aşınan şeylerin olduğu tartışılmaz bir gerçek.

Sayın Cumhurbaşkanı bu aşınmayı bizzat tarif etmiş, “Metal yorgunluğu” şeklinde tanımlamıştır.

Metal yorgunluğu denilen şey, misal pırıl pırıl görünen bir köprünün bir gün aniden çöküvermesi olarak basitçe tanımlanabilir.

Bunu önlemek için belirli periyotlarla bakımlar yapılır, risk altındaki metal parçalar değiştirilir.

Bir siyasi teşkilat için, “Metal yorgunluğu” ifadesi çok anlamlar içerir.

Sonuçta, ortada bir örgüt ve  insanlarla yürüyen bir yapı var.

Yani AKP ve onun hükümeti.

Bu kadar mı?

Bakanlar, bürokratlar, genel müdürler, şube müdürleri, yerel yönetimler, il, ilçe teşkilatları..

Yani oldukça iri bir yapı söz konusu

Kullanılmakta olan metal bir elemanı teknik yöntemlerle analiz ederek, değiştirme, yenileme kararı verebilirsiniz.

Ana malzemesi insan olan bir yapıda bu değişim öyle kolay değildir.

Sayın Cumhurbaşkanı’nın zaman zaman tekrarladığı, “Yalnız olduğumu biliyorum” ifadesi olayın bir başka boyuttan itirafıdır.

Neden yalnız olsun ki?

“Reis reis” diye etrafında dolaşanlar yok mu?

“Metal yorgunluğu” ve “Yalnız olduğumu biliyorum” ifadeleri bile adalet yürüyüşünü haklı ve meşru kılmaya yetiyor kanaatimce.

Ama, “Yalnız olduğumu biliyorum” dediğiniz anda, etrafınızda  kontrolünüz dışında bir duvar olduğunu ve bu duvarı örenlerin icraattaki keyfiyetini ve tekinsizliğini alenen beyan ve kabul etmiş olursunuz.

İşte bu yüzden olan bitene itiraz ediyoruz.

Adalet yürüyüşü için bir neden aranıyorsa,  “Metal yorgunluğunu” baş köşeye oturtun.

Metal yorgunluğu böyledir.

Tükenmişlik halidir.

İnsanı agresif yapar.

Artık gündemi belirleyememek çok can sıkar.

Kutuplaştırma yolunda, kişilerin tercihlerine istinaden, “Hain, terörist” gibi yaftalamaları beraberinde getirir.

Artık gündem sizi belirler ve yönetir.

Ortada reel olarak yapılabilen bir icraat olamadığı için durmadan eskilerden bahsedersiniz.

Köprü, otoyol, tünel v.s muhabbetinin ne olduğu da anlaşıldığından tedavülden kalkar.

Gelelim Soma mağdurlarına.

İş Güvenliği Yasası,  4’ncü maddesinde,  “İşveren, çalışanların iş ile ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlüdür” der.

Çalışma Bakanlığı iş kanunuyla ilgili mevzuatın, yandaş işverenlere uygulanması konusunda disiplinli olsaydı 301 madenci ölür müydü?

“Kader” deyip kestirirseniz, ölürdü.

O zaman da iş kanununa filan gerek yok hepsini çöpe atmalı.

Soma mağdurları spor olsun diye katılmadılar adalet yürüyüşüne.

Kanunlar uygulanmadı.

Madenciler öldü.

Bir de o Yusuf efendinin attığı tekme var.

Havada kalan vaatler var.

Sebep mi aranıyor.

İşte başlı başına bir sebep daha..

Soma...

Selam ile,

Umut ile,

Adalet ile..

Yürümeye devam.