Kırım Türk Devleti, Altın Ordu Türk Devleti'nin dört önemli hanlığından biri olarak tarih sahnesinde etkin bir yer edinmiş ve Osmanlı ile birlikte birçok zafere imza atmıştır. Kırım, Giray Han'larının etkili olduğu dönemlerde Karadeniz'in güvenliği bu devletten sorulurdu. Kırım Yarımadası ve Karadeniz'in üst kuzey kesimleri tamamen Kırım Giray Hanları'nın denetimi ve gözetimi altındaydı. Bu kesimlerden gelebilecek hiçbir tehdit unsuru aşağılara sarkma imkanı bulamazdı. Zira oralarda bir sur duvarı ve bir gözetleme kulesi gibi vazife yapıyorlardı. Bu sur duvarı ve gözetleme kulesi Kırım Kıpçak Türk Devletinin adeta vizyonu ve misyonuydu. Kırım Türk Devleti bu bölgeleri yaklaşık 350 sene kontrolü altında tutarak Osmanlı Cihan Devleti'ni ayakta tutan büyük bir güç olmuştur. Kırım'ın güçlü olduğu tarihlerde ne Rusya'nın ne de Ukrayna'nın esamesi okunmamıştır. 1440'ların başından yıkıldığı 1780'lere kadar Karadeniz'in Kuzey ve üst kesimlerine kadar olan bölgede egemenliğinden etkin bir şekilde söz ettirmiştir. Rusya'yı yıllarca haraca bağlamış ve hükümranlık alanına dahil etmiştir. Kırım zamanında Rusya, bir Dükalık olarak ve bir Knezlik olarak kalmaya mahkum edilmiştir. Ta ki 1550'li yıllarda Korkunç İvan'ın başa geçmesiyle bizim hanlıklar arasında sürtüşmenin başlamasıyla Rusya güçlenerek sırayla, Kazan Türk Hanlığı'nı ve Astragan Hanlığı'nı ortadan kaldırmasıyla durum tersine dönmüş ve Rusya giderek güçlenmeye ve palazlanmaya başlamış ve ardından Balkanlar ile Kafkaslar periyodik olarak Rusya'nın eline geçmiştir. Daha sonra da bilindiği gibi Türkistan Coğrafyası bu devletin lehine tamamen kaybedilmiştir. Rusya'nın elinde bulundurduğu coğrafyanın yaklaşık yarısı Türklerin geçmişte meskün olduğu bölgelerdir. Rusya'nın asıl hedefinin Kırım Devletini ve Kırım Türklerini Yarımada'dan söküp atmaktı. Aynı gayeyi ileriki asırlarda hem Kafkas'larda hem de Balkan'larda uygulamaya sokacaklarını görecektik. Öncelikle Kırım Devleti'ni ortadan kaldırarak işe başladıklarını biliyoruz. Sıra Kırım Türklerine geleceğini tarihçiler açıkça yazmaktadır. Çünkü Yarımada'daki Türk varlığı bu devlete ileride yeniden tehlike arz edeceği muhakkaktı. İkinci Dünya Savaşı bir bahane olmuştu. Tarihler 18 Mayıs 1944 yılını gösterdiğinde Kızıl Ordu'nun dipcikleri altında Kırım'da ne kadar Türk varsa toplatılıp trenlerin "zulüm vagonlarında" Sovyetler Birliğinin muhtelif bölgelerine sürgüne gönderilmiştir Akraba, komşu, baba- oğul dinlemeden herkesi değişik yerlere göndererek tam bir vahşet örneği sergilenmiştir. Sovyetler Birliği'nin uçsuz bucaksız 8-9 yerleşim birimlerine gönderilen bu talihsiz insanların yarısı yollarda şehit olmuştur! Geriye kalan Kırımlı'ların bir bölümü de sürgüne gönderildikleri yerlerde İkinci Dünya Savaşı'nın şartlarında açlıktan ve yokluktan telef olmuştur. Birleşmiş Milletlerin, hür dünyanın baskısıyla ve Kırımlı lider Mustafa Cemiloğlu'nun mücadelesiyle bu sürgün edilenlerin çocuklarından az bir kısmı ağır ve zor şartlarda vatanlarına dönmüş ama döndüklerinde "vatan" diye bir ülkelerinin kalmadığını görmüşler! Çünkü vatanlarını Ruslar ve Ukraynalılar işgal etmişlerdir. Bugün Kırım nüfus yoğunluğu bakımından bu iki milletin işgali altındadır. Rusya nüfusunu ileri sürerek Yarımada'yı egemenliği altına almıştır. Şu anda orada üç resmi dil geçerlidir. Nüfusun yüzde 75'i Rus'lardan müteşekkildir. Geri kalan Ukrayna ile Kırım Tatar Kıpçak Türkleridir. Yarımada Kırımlı'ların eline geçene kadar mücadeleden asla vazgeçilmemelidir. FAHRETTİN MASUM BUDAK