Reis-i Cumhur Hazretleri, Medeniyet Şurası'nda bir konuşma yapmış ki; öyle böyle değil…
Mealen alıntılıyorum;
Demişler ki; İstanbul’u berbat ettik. Bundan ben de sorumluyum"
Salonda bir coşku, bir alkış tufanı kopuyor.
Zat-ı şahanelerinin söylediği doğru mu?
Doğru.
Ne söylüyor peki?
Organize halde İstanbul'u rezil ettik diyor.
Ve vatandaş alkışlıyor.
Van'da yaşayan değil.
Bizzat İstanbul'da yaşayan, her gün İstanbul'un sorunlarıyla boğuşan vatandaş alkışlıyor.
"Eşyanın hakimiyet kurduğu, bencilliğin arttığı, gösteriş, şatafat ve hamiyetsizliğin yaygınlaştığı bir dönemde yaşıyoruz. Ne yazık ki böyle bir şehir atmosferinde sevgi de merhamet de hoşgörü ve tahammül de giderek azalıyor, adeta insanın kimyası bozuluyor. "Demişler
Amanın neler duydum ben?
Hoşgörü, tahammül, sevgi, merhamet, hamiyet "
Şatafat kısmına hiç girmiyorum… Çünkü şatafat bir nevi "tasarruf edilemez "itibar göstergesi olabilir.
Rezil ettikleri İstanbul’un, insanı nasıl sakilleştirdiğini anlatıyorlar aslında…
Ve anlatılan topyekün memleket halidir…
Hep denilir ya,"İstanbul, Türkiye demektir".
Kendi kişisel inşasını gecekondu aceleciliği, pratikliği, yüzeyselliği ile kotaranların ortaya koyabildikleri; söz, davranış, icraat ve vizyon ile ilgili bir şey söylemeye gerek yok. Her şey ortada...
Keşke, mesele sadece yanlış şehirleşme olsa..
Yıkarsınız yeniden yaparsınız.
Ya yıkılan gönüller…
Onları onarmanın bir yolu var mı?
Reisi Cumhur hazretleri ve şürekâları,
yıllardır, bir çuval yanlışın içine kattıkları bir kaç doğru ile bu memleket insanını birbirine düşman ettiler.
Bu nasıl telafi edilecek?
O şehir meydanlarına, fındıkkabuğu kadar kalmış bedeniyle bu dünyadan ayrılan Berkin'in, siyasi ranta tahvilen malzeme edilişi unutulur mu?
Merhamet ve
hoşgörü öyle mi?
Berkin'in annesini yuhalayanlar; şehrin binaları, gökdelenleri değil, kendilerinin sözleriyle zehirlediği, şevke, şekavete, öfkeye,
merhametsizliğe, empatisizliğe,
vicdansızlığa, geleneksizliğe, usul ve adapsızlığa sevk ettiği taraftarlarıydı.
Onlar "dava "diyorlar.
Ben futbol holiganlarının
akla-izana, insanlığa sığmayan davranışlarını çağrıştırdığı için taraftar diyorum.
Hangi dava, bu devasa, kitlesel, sürüsel taş kalplliği makul gösterebilir?
El kadar çocuğun cansız bedenin üzerinde günlerce tepinmeyi haklı ve hoş gösteren, bir annenin acısıyla empati kuramayan bir dava, bu memleketin davası olamaz.
O davadan bu memlekete hayır gelmez. Gelmedi de zaten…
Neyin merhameti?
Hangi hoşgörü?
Sonra da,
"Bazen sigara içen gençleri gördüğümde içim yanıyor." Demişler.
Allah başımızdan eksik etmesin kendilerini.
Ben, hep merak ederim.
Ali İsmail Korkmaz, Ethem Sülük ve diğerleri sigara içerler miydi? diye
Yasin Börkü'de içmezdi belki. O da meydanlara malzeme olmuş, cansız bir bedendi...
Evlerinde oynarken panzerlerin ezdiği Muhammed ve Furkan da sigara içmezlerdi..
Bir tek sigara öldürmüyor insanları.
Memleket evlatlarının sigaradan ölecek kadar vakitleri olamıyor.
Ve bir tek kurşun yaralamıyor,
Bir tek bıçakla doğranmıyor insan.
Dilden, sözden keskin kılıç olur mu?
Ya muhaliflerin, hayırcıların hain ilan edilmesi...
Hoşgörü ve
tahammül öyle mi?
İstanbul'un silüeti bozulmuş.
Bozulsun.
Memleketin bırakın silüetini, kimyası, fiziği, matematiği, felsefesi,
psikolojisi, dini, diyaneti, inancı bozulmuş.
Nasıl olacak, nasıl düzelecek bu ülke?
Reis-i Cumhur hazretleri finali iyi bağlamışlar;
" başarı çıtasını sürekli yükselten bir hareket olarak, bir dava olarak"vs. vs. vs.
Çıtayı bilmem.
Gördüğüm çıra..
Siyah dumanlar, çıkara çıkara yanan memleketin çırası
Selam ve umut ile...