İran İslam Cumhuriyeti kuruldu kurulalı emperyalizmin ve Siyonizmin korkulu rüyası oldu. Bu devlet nerde bir masum ve mazlum Müslüman toplum varsa oraya yetişmeye çalıştı. Bunu yaparken Sünnî-Şiî ayrımı gözetmedi. Nitekim bu prensibini son Gazze savaşında yalnız kalmasına rağmen halisane bir tavırla bütün İslam alemine ispatladı.

    Bizim İran'ı desteklememiz tamamen emperyalizm ve siyonizmle ilgilidir. Kardeş, dindaş ve soydaşımız olan bu komşu devleti küffarın ve Haçlıların karşısında yalnız bırakamayız. Tarihte en fazla ilişki kurduğumuz ve birlikte yaşadığımız Farslarla asırlara uzanan müşterek bir geçmişimiz vardır. İranlı- Turanlı iki millet olarak aynı coğrafyada kaynayıp karışmış ve bir devlet çatısı altında yüzlerce yıl birlikte yaşama iradesi göstermişizdir.

   Ancak ne var ki, İran bu mukaddes mücadeleyi verirken, hiçbir zaman anlaşılır olamadı. Ya gayelerini tam anlatamadılar ya da anlatmasına engel oldular. Zira karşılarındaki düşmanlar çok güçlü ve bilinçliydi. Bu ülkeyi bizim Türkiye'ye daima öcü gösterdiler. Aynısını onlara da yaptılar. Ticaretimizi engellediler. Komşuluğumuzu engellediler. Kuracağımız karşılıklı münasebetlerimizi sekteye uğrattılar.

   Evet, her ne kadar geçmişte bir-iki talihsiz savaşımız varsa da bunu çok da fazla abartmamak lazım. Çünkü İran'ı yöneten ve bugüne dek getiren Türklerdir. Yani Türk Türk ile savaşmıştır. Tıpkı Yıldırım Bayazıt ile Timurlenk gibi…  Veya tıpkı Yavuz Sultan Selim ile Sultan Kansu Kavri gibi... Tarihimizde maalesef Türkler kendi aralarında şan, şöhret ve egemenlik için büyük savaşlar yapmışlardır.

    Tarih insanlığın aynası ve gerçeğidir. Mazimizi açıp okuduğumuzda orada en güçlü bir şekilde Türkleri görürüz. Açıktır ki, milletimiz egemenlik kendisinde kalmak şartıyla tüm kültürlere hoşgörüyle yaklaşmıştır. Egemenliği salt idarede değerlendirmiş ve diğer unsurları serbest bırakmıştır.

    Nitekim hakimiyeti altına aldığı bölgelerde yaşayan halkların dinlerine ve dillerine dokunmamış hatta zaman zaman, onların din ve dillerini benimsemekte bir beis görmemiştir. Bunu kurduğumuz birçok devlette görüyoruz. Selçuklularda, Osmalılarda bu kültürel geçişkenlik bariz bir biçimde ortaya çıkmıştır. Selçuklular dilden, Osmanlılar da Yavuz Selim'den itibaren mezheplerinden vazgeçmiştir.

    Günümüzde Farsların dilimizi baskılamasına çok kızıyor ve çok öfkeleniyoruz ama biraz derin düşündüğümüzde bunu biz Türklerin yarattığını görüyoruz.

   Eğer İran'da Türkçe'nin mevcudiyeti kabul edilmemiş veya ikinci plana itilmişse, bunu milletimizin tarihî alışkanlıklarında aramamız lazımdır. Çünkü tarihimizde bu hatayı bir nevi gelenek haline getirmişizdir. "Getirin dininizi ve dilinizi, bırakın egemenliğinizi" demişizdir.

  Çağımızda artık o hatayı işlemek istemiyoruz. Egemenliği bir bütün olarak değerlendiriyoruz. Eğitim ve öğretim dilimizi alıp Farslarla kardeşçe yaşamak istiyoruz.

  Şu anda İran nüfusunun yüzde 45'i Türklerden müteşekkildir. Kalan bölümünü de diğer milletler oluşturmaktadır. Yani çoğunluk milletimizin elindedir. Zaten bu çoğunluk yönetime de yansımıştır. Bundan bu yana talepte bulunacağımız tek şey Türkçe'nin resmiyet kazanması talebidir.

    Toplumlar, hangi rejimde yaşamak istiyorsa yaşasın, bu rejimlere dışarıdan müdahale emperyalizmdir, dayatmadır. Bunu kabul etmemiz mümkün değildir.  

   Bizi birbirimize düşürmek istiyorlar ama asla buna meydan vermemeliyiz!

   İran'ın haklı ve mukaddes direnişini sonuna kadar destekliyoruz.

 FAHRETTİN MASUM BUDAK