O'nun ismini, daha doğrusu lakabını Edirne Cezaevi'nde yatarken duydum. Çok ünlü bir lakabı vardı. Bu lakap da ona tam yakışmıştı. "İbrahim Cingi" isminden çok, "Kelebek" lakabıyla anılırdı. Cezaevlerinde bu lakapla nam salmıştı. Ülkücü Hareket içinde başından geçen bir sürü hadiselerden dolayı bu lakap ona hakkıyla verilmişti.

Kelebek İbrahim Cingi, ismiyle müsemma "cin" gibi bir adamdı. Ünlü Fransız romancı Hanry Charriere'nin (Onri Şaryer) yazdığı "Kelebek" adlı romanından esinlenerek bu lakabı arkadaşlarımız ona uygun görmüştü. O romanı okuyanlar bilirler. Kitaptaki kahramanın başına gelmedik iş kalmaz. Attığı her adımda başı beladan kurtulamaz. Yoğun bir mücadeleyle firar ettiği cezaevinden kaçış hikayesini ve masum olduğu halde karşılaştığı bela ve musibetleri insan üstü bir çabayla nasıl def ettiğini anlatır.

Cingi ile farklı cezaevlerinde ve farklı bölümlerde yattığımız için pek bir samimiyetimiz olmadı. Ama ismini, karıştığı veya karıştırıldığı olaylarda çok duydum. Mert, yiğit ve kahraman bir ülkücü olarak hafızalarda daima yer etmişti.

İbrahim Cingi Başkan, yurdun çeşitli cezaevlerinde 7 sene bir fiil ceza çekerek özgürlüğüne kavuştu. Çıktıktan sonra kaldığı yerden mücadelesine devam etti. Spora çok düşkündü. Fenerbahçe Spor Kulübü üyesi idi.

2012 yılında MHP'nin İstanbul Kongresi'nde adaylığını açıklayan 6 kişiden biriydi. Ancak son anda adaylıktan çekildi. Bu kongrede yarışan diğer beş kişi de şunlardı: Abdurrahman Başkan, Erdem Karakoç, Memduh Yellice, Niyazi Paksoy ve Azmi Karamahmutoğlu. Kongreyi kıl payı kaybeden Erdem Karakoç'a telefon açıp "Galiptir bu yolda mağlup" diyerek teselli etmiştim.

Kelebek İbrahim Cingi, zor dönemlerde yetişen ve zor dönemlerde kılıç sallayan bir ülkücüydü. İdeolojisine ve fikir dünyasına leke sürmeyen ve kirletmeyen bir karakter abidesiydi. 12 Eylül'den sonra yerlerde sürünen ülkücülüğü yeniden ayağa kaldırmak için var gücüyle çalışan ve omuz veren bir serdengeçtiydi. İstanbul MHP İl Başkanlığı'nın feshinden sonra yeni görevlendirmelerde ona yönetimde en son sırada yer verilmesi beni çok üzmüştü. Ancak cenazede İl Başkanı Volkan Yılmaz'ın hazır bulunması bir anlamda yüreğimize su serpti. Vefalı olmak, hak tesliminde bulunmak ve büyüklere saygılı olmak siyaset arenasında maalesef az görünen bir davranıştır. Bu yönüyle Volkan Yılmaz'ın toparlayıcı olacağını düşünüyorum.

"Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde" diyen şairimizi şükranla, rahmetle anıyorum. Bundan beş- on yıl evvel 1940'larda doğan ağabeylerimizi birer birer hakikat alemine gönderdik. Şimdilerde ise 1950'lerde doğan arkadaşlarımızı göndermenin hüznünü yaşıyoruz. Allah gecinden versin. Artık sıra 1960'lı yıllarda doğan arkadaşlarımıza gelmiştir. Hz. Mevlana; "Unutma ey gönül, burası dünya; sefası da fani, cefası da. Öyleyse geçici elemlere ve imtihanlara sabret!" diye buyurmuştur.

"Dünya fanidir, kimseye kalmaz! Yürü dünya yürü, ahir zamandır" diyen Reşat Nuri Güntekin, sanki bu sözü bizim nesil için söylemiştir. Gerçekten de bizim kuşağın "ahir zamanına" gelip çatan insanlar olarak acıklı, çileli, kederli ve bir o kadar da destanlı ve imanlı yıllarımızın hikayesini bitirmek üzereyiz. Her gün bir veya iki arkadaşımız o dünyanın yolunu tutarken bizlere el sallıyorlar! Yahya Kemal, 'Sessiz Gemi' adlı şiirinde "Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!/ Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu" demiştir.

Taşmedreseli İbrahim Cingi ülküdaşımız, sanki bir kelebek gibi doğdu, sanki bir kelebek gibi uçup gitti! Bizi ve camiamızı çok üzdü. Bu vefasız dünyada güzel bir iz, parlak bir yüz bıraktı. Biricik yavrusuna, eşine, akrabalarına ve camiamıza başsağlığı diliyorum. Ruhun şad, mekanın cennet olsun değerli ülküdaşım. İnşallah seni ahiret yurdunda Ehli Beyit karşılayacaktır.

 FAHRETTİN MASUM BUDAK