Çerkezköy'de faaliyet gösteren hemşehri dernekleri, geldikleri ve göç ettikleri illerinin gelenek ve göreneklerini, kültürel yapılarını yaşatmak ve geliştirmek için kurulmuş birer sivil toplum kuruluşlarıdır.
Hızla gelişen, hızla artan bir dinamik nüfusa sahip olan Çerkezköy, aldığı göçle kültür yapısını çeşitlendiren ve bunu çeşitlendirdiği kadar da karşılıklı geçişleri özendiren bir gelecek arz etmektedir.
Ancak son yıllarda pıtrak gibi kurulan hemşehri dernekleri bunu karşılamakta ve gidermekte bir hayli zorlanmaktadır. Türkiye'de birçok alanda olduğu gibi bu dernekçilik alanında da birtakım bozulmaların olduğunu görüyoruz. Kurulan derneklerin yöneticileri, muhatap aldıkları hemşehrilerini kendi şahsi emellerine alet etmekten öteye geçemiyorlar.
Dernekler, kurulduğu şehirde göçle gelen hemşehrilerine hizmet etmeleri gerekirken, ne yazık ki, başka emeller ve başka gayeler peşinde koşuyorlar. Ya siyasette yer kapmak için ya devlette ihale koşturmak için ya da yerel politikalara tesir etmek için birer aparat olarak boy gösteriyorlar.
Hele özellikle genel ve yerel seçimlerde bu derneklerin yöneticilerinin her biri birer aslan kesilerek sınırsız taleplerle siyasetçilerin karşılarına çıkıyorlar. Genel seçimlerde milletvekili adayı, yer seçimlerde ise belediye başkanı adayı istiyorlar. Sanırsınız ki, Türkiye'yi bunlar yönetecek ve kurtaracaktır.
Halbuki, onların asıl amacı hemşehrileriyle, kültürleriyle alakalı bir talepte bulunmak olması gerekirken, gidip hiç anlamadıkları alanda ayak diretip kendilerinin ve derneklerinin önemli ölçüde yıpranmasına sebep oluyorlar. Hemşehri dernekleri, ait oldukları illerin insanlarının işlerini, aşlarını ve hayatlarını kolaylaştıracaklarına, bilakis zorlaştırmaya çalışıyorlar. Bu itibarla kurulan dernekler tabanlarına hiçbir zaman güven veremediler.
Bu yorum, düşünce ve tespitlerimi neden mi yazıyorum? Bu derneklerin içinde bulunduğum, gördüğüm, yaşadığım için yazıyorum.
Bir iki gün önce Çerkezköy'de kurulan Vanlılar Dayanışma Derneği'nde olanları görünce ve bu derneğin basına yansıyan tutumlarını okuyunca ister istemez anılan derneklerin geçmişlerine bir eleştirel gözle bakmak zorunda kaldım.
Oradaki konuşmaları beğenmeyen birkaç siyasi aktör toplantıyı terk ederek, akıllarınca protesto ettiler. AK Parti İlçe Başkanı Salih Azbay, Cumhurbaşkanı'nın eleştirilmesini içine sindiremediği için ve diğerleri de siyasi konuşmaların yapılmasından rahatsızlık duydukları için programı yarıda bırakıp gittiler. Sanki orada Vanlıların sorunlarını dinlemek ve bu sorunlara çözüm bulmak için mi bunca insan davet edilmişti? Herkes de biliyor ki bu tür yerler siyaset pazarı olarak kullanılmaktadır. Kimin elinde bir meta veya hüner varsa çıkıp orada bunu haziruna sunup kazanç elde ediyor. Bu kazancı sadece parasal olarak düşünmemek lazımdır.
Bu tür derneklere sıradan insanlar çağrılmaz. Çağrılsa da kendilerini alkışlatmak için çağrılır. Kimlerin çağrıldığını herkes biliyor. Böyle yerlerde hemşehrililer unutulur. Şehrin ileri gelenleri, partilerin yöneticileri, sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri ve esnaf kuruluşlarının temsilcileri ile haber yapmak için basın mensuplarına öncelik verilir.
"Orası siyaset yeri değildir" diyen Salih Azbay, bu sözünde gerçekten samimi midir?
Madem siyaset yeri değildir, peki orada siyasetin önde gelenleri ne arıyor? Neden şehrin tüm siyaset adamlarına öncelik tanınmıştır? Siyasetçinin olduğu yerde siyasetten başka ne konuşulur?
Çerkezköy'de adam kıtlığı mı vardı ki, gidip Esenyurt'tan adam getirdiler? Dernek Başkanı Süleyman Ak konuşmacının kim olduğunu bilmiyor mu? Ahmet Özer, yıllardır bölücülük yapıyor. İçeri atılmış ve sonra da tahliye edilmiş. Esenyurt Belediyesi gibi bir belediyeden tart edilmiştir. İyi bir bölücü ve iyi bir yıkıcıdır. Bu adamı kürsüye çıkarırsan sonucuna da katlanırsın.
En çıkar yol, istismara açık bu türden dernekleri kapatmak ve toplum yapımızı bir potada eritip kaynaştırmaktır. Bırakın da insanlarımız geldikleri, ekmek yedikleri ve ikamet ettikleri yerlere ısınsın ve kaynaşıp bütünleşsin. Üç beş kişi yolunu bulacak diye kurulan böylesine beleşçi derneklerin varlıklarıyla yoklukları arasında hiçbir fark yoktur.
Söz konusu derneklerin bir araya gelip toplum yararına bir işin ucundan tuttuklarını gördünüz mü? 10 bin, 15 bin hatta 20 bini aşan nüfuslarıyla bu derneklerin kendilerine ait bir mekanlarının olduğuna hiç tanıklık yaptınız mı? Tuttukları mekanların kiralarını bile belediyelere ödetmek istiyorlar.
Kimse kusura bakmasın. Gerçekleri dile getirmek bizlerin görevidir.
Hemşehri derneklerinin tamamı kapatılmalı ve kapılarına da açılmamak üzere demirden bir kilit vurulmalıdır!