Canlar gidiyor. Gencecik bahar gibi. Her evden, komşudan, memleketin her köşesinden... Gidenler biraz daha eksiltiyor hepimizi. Dallarımızın üzerindeki tomurcuklar koparılırken biraz daha küsüyoruz. Kime? Kendimize. Yaşamlarımıza ve sorumlu tuttuklarımıza.

Suriye'nin 16 şehidinden, Çorlu'nun da payına Akın Acar düştü. Elbette önce düştüğü yeri yaktı. Acıyı paylaşmak adına binlerce vatandaşımızın katılımıyla gerçekleşen cenaze merasimlerinin mesajı kısa ve nettir. Acı'da birliktir. Sevinçte de bir olacağımız günlere gönderilen samimi bir dilektir bu.

Kimse kimsenin içinden acısını söküp alamaz. Ancak yıkılma anında kendisini tutacak yüzlerce elin olduğunu bilmek, büyük bir güç verir insana.

Bu çocuklar, davanın adını ne koyarsanız koyun, canlarını her an uçmaya hazır bir kuş gibi avuçlarına alıp öyle girerler yola. Hani her akşam başınızı yastığınıza koyarsınız ya, size o konforu sağlamak için memleketin her köşesinde can uçurmaya hazır yiğitler görev başındadır. Sırf bizler rahat uyuyalım diye. Hepsine minnettarız.

Akın Acar'ın annesini seyrettim. Tekrar tekrar. Yavrusunun tabutuna dokunması bile öyle yumuşak, öyle temkinliydi ki; sanki incitmekten, canını yakmaktan korkar gibiydi.

Musalla taşında şehit oğlunun tabutuna sarılarak, "Ben seni böyle mi görecektim? Meleğim, canım, güzel yavrum benim. Yeşil gözlerine doyamadım ben. Sen bana nasıl bakıyorsun öyle? Canım benim. İçim yanıyor, içim sızlıyor. Güle güle meleğim canım oğlum. Senin yeşil gözlerine doyamadım. Nasıl kurban ettiler seni" diyordu.

Bir fotoğrafı okşayarak bunları söylerken, durdu ve yakınındaki askere dönerek, "Oğlumun tabutunun üzerindeki bayrağı istiyorum. Oğlumun odasında Atatürk ve Türk Bayrağı köşesine koyacağım. O bayrağını ve Atatürk'ü çok severdi" dedi.

Tam burası, tam bu laftan sonrası, vatanseverliğimden utandığım andır. Ve o kadını bütün kalbimle, sevgiyle, sımsıkı kucaklayıp yüreğindekinin yarısını almak, onunla ağlamak istediğim andır.

Yine tam bu sıralarda, malum havuzun küçük kara Japon balıklarından birinin Rize'deki Atatürk heykelinin kaldırılmasından sonra "Rize özgürlüğüne kavuştu! Hamdolsun" dediği andır. Havuzdan alınan aşırı kimyasalın insan idrakine yaptığı ağır hasarın ölçüsünü de anladığım andır.

Bir yanda şehit annesinin bir daha asla koklayamacağı yavrusunu ebediyete gönderirken, semboller üzerinden dile getirdiği vatan sevgisi; diğer tarafta ise aynı kulvarda yürüdüğü, kendi gibileriyle nobran, imalı, itici bir dilin sahibi küçük kara Japon balıkçıkları.

İşte Türkiye'nin asıl problemi bu. Bu uçurum... Şehitler toprağa verilirken nikah töreninin adı bu. Şehitler toprağa verilirken, davul zurna, köprü selfilerinin adı bu. Şehitler toprağa verilirken, janjanlı disko topları ve havai fişeklerle stad açmanın adı bu.

Yanarken, kurşunlanırken fidanlar, "Saldıran saldırsın, bizim milli içkimiz ayrandır" deyip topla oynaşmanın adı bu.

Bu sıradan lafın arkasından avuçlar patlayasıya coşkuyla alkışlayanlara ise ne demeli bilemiyorum. Birlik çağrısından kastedilenin ne olduğunu da anladım ben. Hep beraber "mış" gibi yapalım.

Yani yanlış yok, sorumlu yok, bomba yok, şehit yok, "muş" gibi... Her şey yolunda, işler tıkırında. Memleket adeta bir gülistan...

Hep beraber ayran içelim. Ayran "milli", Atatürk değil… Bayrak değiştirilebilir. "Türküm" dersen diğeri de "Kürtüm" der. Zaten Atatürk de ayyaş! Ayran için! Uyumayın!

Bayrağımızı namus bilen, bu vatanı aziz bilen, şehidine hürmet eden, tasada, sevinçde bir olan, ülkemin insanlarına selam olsun...

Şehitlerimizin ruhu şad olsun. Analara sabır, metanet diliyorum. Havuzun sahiplerine, havuzdaki küçük kara Japon balıkçıklarına ve avanelerine ise fikir, yol, yordam, mizan, izan diliyorum.

Yıllarca Atatürk'ün dinini, içkisini sorgulayıp, meclis kürsülerinden, camilerin nasıl ahır yapıldığını ispat etmeyi kendine görev edinenler, cumhuriyet döneminde ilkokul çocuklarının içki içmeye teşvik edildiğini meydanlarda haykırarak siyasi rant peşine düşenler, memleketin reel meselelerine eğilselerdi, bu coşkuyla şimdiki durumumuzdan daha iyi olurduk gibime geliyor.

Belki de üst akıl dedikleri şey fısıldamıştır kulaklarına böyle yapmayı. Kimbilir?

Selam ile...