Bugünkü İran adını, Şah Rıza Pehlevi 1935 yılında koymuştur. "Aryan" ırkından esinlenerek koyduğu bu ad hem coğrafya adıdır hem de ırk adıdır. "İran" denilince akla iki kavram gelmektedir. Birisi etnik ad, diğeri ise ülke adıdır. Her iki ad da Fars-Pers ülkesini çağrıştırmaktadır.

Türkler bu bölgeye M.Ö 7. Yüzyılda ayak basmış ve muhtelif devirlerde Med- Perslerle büyük savaşlar yaparak bölgede kalmaya çalışmıştır. Bir rivayete göre, Alper Tunga Han'ın kalleşçe öldürülmesinden dolayı onlarca yıl sürecek kanlı bir savaşın kapısını aralamıştır. Daha sonra MS. 8. yüzyılda bölgeye gelip yerleşen Türkler burada, Türkistan'dan sonra kalıcı olan ikinci bir vatanın temellerini atmıştır. 8. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar geçen zaman zarfında, yani 1925 yılına kadar burada 9 büyük devlet kurarak, bölgesel ve küresel siyasette etkin yerini devamlı korumuştur. Türklerin toleransta sınır tanımayan bir yaratılışları vardır. Fethettikleri ve yerleştikleri coğrafyalarda beraber yaşadıkları halkın dilini ve dinini benimsemekte bir beis görmemişlerdir. Bu tarz yaşamlarını tarihin her döneminde görmekteyiz.

Böyle bir yol takip etmeleri, onları mahiyetlerindeki halklara zorbalık ve tahakküm yapmaktan daima uzak tutmuştur. Ancak ne var ki, Türklerin ifrat ve tefrite kaçan hoşgörüleri, onlara tarih boyunca onarılması mümkün olmayan hata üzerine hata yaptırmıştır. Bu hata neydi? Bu hata dillerine ve dinlerine yeterli ölçüde önem ve değer vermeme hatasıydı. Fethettikleri ve yerleştikleri bölgelerde yaşayan yerli halkların kültürleriyle çok hızlıca hemhal olup kaynaşmaları Türk'ün sosyolojik ve kültürel yapısını yer yer dumura uğratmıştır.

Bugün İran'da veya Güney Azerbaycan'da Türkçe eğitim dili problemi çekiyorsak bunu biraz da geçmişin o aşırıya kaçan hoşgörü zihniyetinde aramamız lazımdır. Vatan yaptığımız ve nice devletler kurduğumuz İran coğrafyasında, milletimiz bu 1000 yılda bir kez olsun Türkçe'mizi resmi devlet dili yapmamıştır. Aynı tutumu Anadolu coğrafyasında da gördük ve yaşadık.

Tarih 21. Yüzyılda Türklere yeni bir sayfa açıyor. Bu sayfayı temiz ve düzgün kullanmalı ve yeni yanlışların doğuşuna imkan vermemeliyiz. Türk Devletler Teşkilatı, Türk Birliğine ve Turan'a açılan muazzam bir kapıdır. Yakın bir gelecekte İran Türklüğünü de içine alacak olan bu teşkilatta, atalarımızın ihmalden kaynaklı kültürel hatalarına artık yer verilmemelidir. Dilimizi, dinimizi ve kültürümüzü gözümüz gibi korumaya ve geliştirmeye çalışmalıyız. Bin yıllık hataya bir daha düşmemeliyiz. Ceddimiz Karamanoğlu Mehmet Bey'in "Bugünden itibaren dergahta, bergahta, çarşıda, pazarda, kimse Türkçe’den başka bir dil kullanmaya kalkmasın!" sözüne sıkı sıkıya sarılıp yolumuza devam etmeliyiz.

Kuzeye çıkıldığında Rus dilinin, güneye inildiğinde Fars ve Arap dilinin, batıya gidildiğinde Latin dilinin etkisinde kalıp Türkçe'mizi ihmal etmemeliyiz!

Türkçe'mize sahip çıkmadığımızdan dolayı asırlarca yurt yaptığımız birçok coğrafyadan gün gelmiş eli boş bir şekilde geri çekildiğimiz görülmüştür. Aynı hataya yeniden düşüp yeniden yaşamamalıyız.

FAHRETTİN MASUM BUDAK