26 Ağustos 1922 tarihine gelmeden önce Türk milleti büyük badireler ve büyük felaketler atlatmıştı. Anadolu ve Trakya boydan boya işgal altındaydı. Atatürk, 1919 yılında Kurtuluş Savaşı'nı başlatmadan önce milletimiz Mondros'u, Kurtuluş Savaşı'nın başladığı dönemde ise Sevr'i yaşamıştı. Sevr Antlaşması bir nevi intihardı. Ortam, Türk milletinin Anadolu'da yok oluşuna şahitlik ediyordu. Açlık ve yokluk alıp başını gitmişti. Yeis ve kötümserlik milletimizin ruhuna sinmişti. Bu şartlar altında bir avuç inanmış insan, Allah'a sığınarak Anadolu'da Kurtuluş Savaşı'nın fitilini yakmıştı.

Mustafa Kemal Paşa, bağrından çıktığı milletine inanmanın azim ve direncini yaşıyordu. O büyük ve ulu önder, şartlar ne olursa olsun Kurtuluş Savaşı'nı başlatacaktı. Devletin kendisine yüklediği son misyonla 20'den fazla subay ve 40'tan fazla askerle, inandığı ve güvendiği arkadaşlarıyla Anadolu'ya çıkmak üzere Karadeniz'in azgın dalgalarına açıldı.

Bu esnada iki kolordumuz henüz dağıtılmamıştı. Düşman, bu orduların dağıtılması için baskı yapıyordu. Doğu'da 15. Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir, Batı'da ise 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Cebesoy, milletin emrine girmek için hazır bekliyordu.

Osmanlı'nın son meclisi Sevr'i imzalamamıştı. Bunun bir intihar olduğunu biliyordu. Başka yollar ve başka yöntemler bulmak için oyalama ve zaman kazanma taktiği uygulanıyordu.

Balkanlar'da uğradığımız bozgun, 4 milyondan fazla insanımızın katledilmesine sebep olmuştu. Düvel-i Muazzama'nın tahrik, kışkırtma ve desteğiyle Yunanlılar, Ege'de 600 bin Türk'ü feci bir şekilde ortadan kaldırmıştı. Köyler, kasabalar ve şehirler basılmış; kadın, kız, çoluk çocuk gözetilmeden milletimiz canice öldürülmüştü.

Başkomutanlık veya Dumlupınar Meydan Muharebesi, Türk milletinin son şansıydı. Bu ölüm kalım taarruzu, mukadderatımızı belirleyecekti. Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa, İsmet Paşa, Fahrettin Paşa, Nurettin Paşa ve Yakup Şevki Paşa, son kararı vermek için bir araya geldiler. Taarruzdan başka bir çıkış yolunun olmadığına karar verdiler.

26 Ağustos 1922'de Türk ordusu hücum ve taarruz emri alınca, işgalci Yunan ordusu koyun sürüsü gibi dağılmaya ve tabana kuvvet, geldiği istikamete doğru kaçmaya başladı. Yunanlı komutan yakalanıp esir alındı. 30 Ağustos'ta zaferin kesin olduğu anlaşılınca düşman, İzmir'e kadar kovalandı.

30 Ağustos Zafer Bayramı, Türk milletinin yeniden diriliş bayramıdır. Başta aziz Atatürk olmak üzere, tüm asker ve komutanlarımızı tazimle, rahmetle ve ihtiramla anıyoruz.

FAHRETTİN MASUM BUDAK