Artık rahat rahat yazabilirim.
Neden?
Çünkü hepimiz Atatürkçü olduk ya ondan. Ya da, çoğumuz diyelim. En son terlik tüccarı, Cüppeli Ahmet güzelleme yapıyordu Atatürk'e…
Dün sosyal medyada bir video gördüm ki, yok artık denecek türden.
Eski Akp-fetöcü, sonra fetöcü gömleğini çıkarıp atan, bir müddet Akp gömleği ile idare eden, sonra Atatürk'çüler kervanına kendini atanlar kervanına bir isim daha eklendi. Bahsi geçen şahıs bir TV kanalında İzmir Marşını söylüyor. O bed sesiyle.
Kervana atlamadan epey önce de, bir programda şöyle diyor "hoceeeem ben 10 Kasım'da onu yapmadım, bunu yapmadım. Nedir benim durumum?"
Böyle yapış yapış, vıcık vıcık, sorsan alay ediyor. Hocasından fetva istiyor.
Karşılıklı kıhkıhkihkih kahkuh gülüyorlar.
Oysa hocasına nedir durumum diye sormasına ne gerek var?
Aynaya baksa durumunu görecek.
Daha doğrusu aynada hiçliğini görecek. Çünkü aynalar hep doğruyu söylerler…
Ar, haya peşine düşsek nasıl bu kadar omurgasız olabiliyorsun yahu?" diye sormamızın bir anlamı olabilirdi.
Suratına gelen tükürüğe "yağmur" muamelesi yapacak, vasat karakterlerden bahsediyoruz.
Diyeceksiniz ki; sadece o mu?
Eee haklısınız…
Bunlar, sürü halinde bir kıyıdan, tam zıt bir başka kıyıya seyahat ederek, pişkin pişkin güneş banyosu yapabilenler topluluğu…
Sadece Atatürk konusunda değil. Bizzat yaşayıp tanıklık ettiğimiz olayları hatırlayınız.
Hepsi arşivlerde mevcut.
Onlar dönüyor, memleket bir tarafa savruluyor, tekrar dönüyorlar, bu defa başka bir tarafa savruluyor. Ama her savruluşa uygun bir komedi -dans-savunma mekanizması yeni bir gömlekle çıkıyor karşımıza…
Şaşkınlık ve hayretler içersinde izliyoruz bu şovları...
Ben kendi adıma arada bir "pes yahu, bu kadar da olmaz"diye mırıldanıyorum.
Hani şöför mahaline yan oturan minibüs şoförleri, aracı bir o yana, bir bu yana yatırır insanın midesi bulanır ya, öyle halimiz.
Tabii sadece bundan değil mide bulantılarımız.
Oralara fazla girmeyelim.
Elinde sopayla bekleyen büyüklerimiz var. "Dan" diye indiriveriyorlar kafamıza..
Peki nedir bu Atatürkçülük furyası böyle durduk yere, diye merak eden okuyucularımız varsa, valla ben de aynı merak içersindeyim.
Bilindiği üzere, "açılımların efendisi" bir hükümetimiz var.
Bu da "Atatürk açılımı" olabilir mi? diye kendi kendimi çimdikliyorum ama "iki ayyaştan"birisinin ne açılımı olabilir ki?
Memleket şimdiye kadar bu açılımların hiçbirinden bir fayda görmediği gibi zararları düşününce korkar oldum.
"Sinirsel Darwinizm "denilen bir kavram varmış. Geçenlerde bir yerlerde okumuştum.
Buna göre, çevreden gelişimine uygun verileri alan sinir devreleri normal gelişimini sağlarken, bu verilerden yoksunluk gelişimi engelliyormuş.
Mesela, yeni doğan bir çocuğu, doğduktan hemen sonra, 5 yıl boyunca gözleri kapatılırsa çocuk, hayatının geri kalanında ya vasat görür veya körleşirmiş…
Neden?
Çünkü görme sinirlerinin gelişimi için, ışık dalgaları şarttır.
Ama bin yıl geçtikten sonra ne ışık dalgası, ne okuma, ne kafayı taştan taşa vurma ile görme sinirlerin geliştirilmesi pek mümkün olamıyormuş.
Bir de yanlış verilerle sinir devrelerinin uğradığı körlük, öyle kolay kolay giderilemiyormuş… Anlatabildim umarım.
Selam ve umut ile...