Gazi Mustafa Kemal Paşa, savaş meydanlarındaki tecrübe ve birikimini ülkenin kurtuluşuna harcamak için İstanbul'da toplantı üzerine toplantı yapıyordu. Ordular terhis edilmiş ve payitaht işgal edilmişti. Cepheden cepheye koştuğu dönemlerde edindiği askeri ve siyasi deneyimlerini tam ortaya koyma zamanıydı. Devrin idarecilerinden aldığı üstü örtülü talimatla Samsun'a çıkmak üzere Karadeniz'in azgın dalgalarına arkadaşlarıyla birlikte yelken açtılar. Yanında çok güvendiği kurmayları da vardı. Kurtuluşa ve kuruluşa doğru yol alan BANDIRMA VAPURU yok olmak üzere olan bir milletin ümit ve kaderini Samsun'a ve oradan da Anadolu'ya taşıyordu.

Mustafa Kemal bu diriliş yolculuğunda, bir yandan kurtuluş ararken, bir yandan da yeni bir kuruluşun işaretlerini veriyordu. Ancak kurtuluş ve kuruluş konusunu özünden başka kimseyle şimdilik paylaşmak istemiyordu. Olur ya, düşmanın ve müstevlilerin bundan haberi olur ve kafasında başlattığı hareket sekteye uğrayabilir ve bir milletin talihi bir kazaya kurban verilebilirdi.

Eşsiz devlet adamı Atatürk, arkadaşlarıyla bindikleri emektar BANDIRMA VAPURU'yla boğazın derin sularını yara yara ilerlerken işgal edilen İstanbul'a bir kez daha dönüp bakmak zorunda kalır. Manzara hiç de iç açıcı değildir. Mondros'la başlayan ateşkes mütarekesi, millete teslim bayrağını çekecek ağır şartlar taşıyordu. Bundan yaklaşık iki yıl sonra gelecek olan Sevr dayatmasıyla koskoca Osmanlı Türk Devleti tarihe karışacaktı.

Mustafa Kemal, görünürde Anadolu'ya asayişi temin maksadıyla çıkıyordu. Asıl maksat başkaydı. Devletin en üst makamlarıyla memleketin ahvalı geniş bir şekilde konuşulmuş ve Samsun'a ve oradan da Anadolu'ya kadem basılarak kurtuluş çıkışı aranmaya başlanmıştı.

Bu mukaddes diriliş yolculuğu, kurtuluşa ve oradan da kuruluşa doğru yol alacaktı ama nasıl? Bütün mesele bu üç kavramda düğümleniyordu. Diriliş, kurtuluşu getirecek, kurtuluş da kuruluşu müjdeleyecekti. Samsun yolculuğu bu amaca doğru güvenle tamamlanmıştı. Artık bundan bu yana dirilişe ve kurtuluşa giden yolun metodu belirlenecekti.

Atatürk'ü bizzat Padişah Vahdettin ile Sadrazam Damat Ferit Paşa, geniş yetkilerle 9. Ordu Müfettişi olarak Samsun'a göndermiştir. Kim bilir belki de gözleri ve yürekleriyle anlaşmışlardı. Çünkü aynı zamanda Mustafa Kemal Padişahın yaveriydi. İşgal yıllarında milli irade ve yönetim yabancıların iki dudağı arasındaydı. Asayişi temin için gönderilen 9. Ordu müfettişi tam kadro, tam tedarik ve donanımla yola çıkarılmıştı. Burada adı konulmamış bir Milli Mücadele işareti vardı.

Gazi, Kazım Karabekir Paşa'nın desteğini alınca, inandığı ve güvendiği milletiyle birlikte Kurtuluş Savaşı'nın fitilini yakmıştır. Atatürk'ün asıl maksadı anlaşılınca, iç ve dış düşmanlar harekete geçerek Padişaha baskı yapmışlar ve neticede Atatürk'ün resmi görevleri elinden alınmış ve idamına karar verilmiştir.

Burada unutulan ve hesaba katılmayan iki husus vardı; birincisi yüce milletimizin Mustafa Kemal'e inanması ve ona sahip çıkmasıdır. İkincisi ise Kazım Karabekir Paşa'nın kurtuluşa giden yolda 15. Kolordu'suyla birlikte Mustafa Kemal'e inançla bağlanması ve onun liderliğini kabul etmesidir. Mondros Mütarekesi'nden sonra dağıtılmayan ve terhis edilmeyen iki kolordumuz vardı. Ali Fuat Cebesoy'un komutasında 20. Kolordu'muz ve Kazım Karabekir Paşa'nın komutasında 15. Kolordu'muz. Bu iki kolordumuz komutanlarımızın şahsi gayretleriyle terhis edilmemişti. Aziz ve muhterem devlet adamı Atatürk, milletimizi yanına alarak dirilişi ve ardından kurtuluşu, terhis edilmeyen bu iki kolordumuzla başlattı.

19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.

FAHRETTİN MASUM BUDAK