Bu konuda Türk Dünyasını kurtaracak ve birbirine yapıştıracak tek yol laikliğin korunması ve geliştirilmesidir. Mezhepleri ve mezhepçiliği Türk Dünyası olarak hep birlikte ikinci plana atabilirsek Türklük mutlaka kazanacaktır. Şayet atamazsak Türklük behemehâl kaybedecektir.

Mezhepçilik meselesinde Kuzey ile Güney Azerbaycan önümüzde bir örnek olarak bizlere çok şey anlatmaktadır. İki toplum da aynı kandan, aynı dinden ve aynı soydan olmasına karşın aradaki farkı görüyorsunuz. Biri Sovyetlerin etkisiyle, diğeri de İran'ın etkisiyle bugünlere geldi. İran'dakiler biraz daha mezhepçi düşünceye meyillidir. Güney'in biraz daha mezhepçi düşünceye meyilli olmasının sebebi bellidir. Orada İslami bir rejim vardır. Rejimleri İslam'a dayanan tüm ülkelerin mezheplere bakış tarzı, diğer rejimlere kıyasla bir miktar daha radikaldir. Ancak son yıllarda İran rejiminde birtakım kırılmalar ve hoşnutsuzluklar baş gösterince Türklerin cephesinde mezheple ilgili kutsiyetler sorgulanmaya başlandı.

Orada Türklük bilincini öne almaya çalışan Türklerde, mezheplere bakışın giderek daha elastiki bir seyir çizdiğini görüyoruz. Elbette ki mezhep sorununda karşı kesim boş durmayacaktır. Onlar da mezhepçiliği radikalleştirerek sonuca gitmek isteyecektir. Çünkü o ülkede mezhep bir tutkal ve yapışkan görevi yapmaktadır. İran'ı ayakta tutan, ortak kültürleri olan mezhep taassubudur. Rejimin veya Farsların buna şiddetle ihtiyacı vardır. Biz Türk milliyetçileri mezhep geleneğini reddetmeden bunlarda Türklük bilincini üste çıkarmaya gayret edeceğiz. Aksi takdirde bir arpa boyu yol alamayız. Bir işi yaparken oranın sosyolojik, psiko-sosyolojik ve etimolojik yapısını çok iyi analiz etmemiz gerekir. Bu işler atıp tutmakla ve reddetmekle olmuyor. Unutmayalım ki, mezhepler particilik anlayışıyla doğmuş siyasi bir harekettir. Buna inanç ve iman yükleyen o mezhebin müdavimleridir. Particilik de futbol taraftarlığı da böyledir. Saatlerce tartışılsa da bir yere varılamaz. En iyisi bu tür taraftarlığı aşırıya götürmemektir. Türkiye yüz yıldır laiklikle yönetilmesine rağmen hâlâ mezhepçiliği yenemedi. Mezheplere "evet" desek bile mezhepçiliği daima ikinci plana atmamız biz Türkler için en çıkar yoldur.

Şiî ve Sünnî ayrımını en alt seviyeye indirecek olan Türk Milliyetçileri ve ülkücülerdir. Maalesef son elli yılda milliyetçi ve ülkücülüğü şiar edinenler bu konuda yeterli ölçüde dik duramadılar. Hatta bırakın dik durmayı, mezhepçiliği körükleyenlerin değirmenine su taşıdılar. Hâlâ içimizde Yavuz Sultan- Şah İsmail kafasını taşıyanlar önemli bir yekûn tutmaktadır. Bize göre Şah İsmail de Yavuz Sultan Selim de hatalarıyla, sevaplarıyla tarih olmuştur. Tarihimizin bu yönünü yeniden kaşımanın ve yeniden kanatmanın hiçbir faydası yoktur. Bizler sadece buradan ders çıkarmayı ve geleceğe bakmayı öğrenmeliyiz.

Beşeriyetin ihdas ettiği fikirler, tarikatlar ve mezhepler mühimdir ama kutsal değildir. Kutsal olan dindir, yani İslam'dır. Bizler, bölen fikirlerle değil, birleştiren fikirlerle yola çıkmalıyız!

FAHRETTİN MASUM BUDAK