Bu memlekette adaletsizlik, vicdansızlık ve hırsızlık maalesef bitmiyor. Böyle gelmiş böyle de gidiyor. Çünkü hırsız içerden olunca kapı kilit tutmuyor. Kim iktidara gelirse gelsin bunun sonu gelmiyor. Kültürel ve sosyolojik yozlaşma damarlarımıza kadar işlemiş... Alan razı, satan razı mantığıyla hareket ediliyor. Altta kalanın canı çıksın deniliyor.

Demokrasi güzel bir idare biçimidir ama kurulan partiler bu idare biçimini maalesef hakketmiyor. Partiler sanki ülkeyi idare etmek için değil, soyguna ortak olmak için kuruluyor. Hangi parti iktidara gelirse gelsin aynı anlayış devam ediyor. Milleti pişman etmek için her yol mübah görülüyor. Yıllardır bu aziz millet aldatılıyor, kandırılıyor.

Partilerin bu arsız ve utanmaz tutumu halkın canını boğazına yığdı. "İllallah" diyor, başka bir şey demiyor. Hayal kırıklığı yaşadığını, aldandığını ve kandırıldığını kılcal damarlarına kadar hissediyor.

Dahası bu yüce millet, hiçbir partiye güvenmiyor. Ama mecburen oy veriyor. İçlerinden birini ehveni şer kabul edip ona göre oy kullanıyor. Gidişat hiç de iç açıcı değildir. Partilerden herkes nefret etmeye başladı. Kimi konuştursak "hepsi aynı" deyip eleştirinin ucunu kaçırıyor. "Hizmet için değil, cep doldurmak için geliyorlar" cümlesi ağızlarda sakız oldu. Fanatik olanların ve yöneticilerin dışında partilerden memnun olan bir Allah'ın kulunu göremiyoruz.

Topluma, halka hizmet etsinler diye kurulan partilerin millet nezdinde bu denli güvenilmez bir yapıya dönüşmesi hayra alamet değildir. Partiler güvenilir olmazsa, demokrasi de güvenilir olmaz. Bu iki kavram birbirini tamamlayan kavramlardır. Ülkeye sadakati bitirdiler. Eş, dost ve yandaş kayırmaktan zaman bulup millete hizmet edemiyorlar. İlkesizlik, şaklabanlık, yağcılık, dalkavukluk baş alıp gidiyor. Siyaset kurumu nefret edilen bir kurum haline geldi. Siyasette zenginleşenlerin haddi hesabı kalmadı.

Bir iki parti hariç, tüm partiler kendi hırsızını canını dişine takarak koruyor. Üyelerini aklamak için elli dereden su getiriyorlar. Ağızdan girip burundan çıkıyorlar. Siyasi bezirganlık yapıp halkın zihnini bulandırıyorlar. Niyazi Kahveci; "Batı sömürgecidir ama kendisini değil, başkalarını sömürüyor. Biz ise kendimizi sömürüyoruz" diyerek bu konuda vahim durumumuza gönderme yapıyor.

Ana muhalefetin cazgır ve çığırtkan yetkililerini görüyorsunuz. Öz partileri, öz belediye başkanları itirafçı olup tüm pislikleri birer birer sayıp döktükleri halde insanların gözünün içine baka baka bu pislikleri inkâr ediyorlar. Bu kadar da pişkinlik olmaz. Bu kadar da utanmazlık ve hayasızlık olmaz.

İlkeli ve haysiyetli siyaset kalmadı. Çıkarlar, tüm değerli şeyleri mağlup etti. İzahı mümkün olmayan bir makyavelist anlayış her tarafı sarmış vaziyette. Siyasette yer değiştiren belediye başkanları veya milletvekilleri gittikleri partilerde kutsanır oldular.

Bu mukaddes ülke partilerin babasının çiftliği değildir. Herkes ayağını denk almak zorundadır! Hiçbir kurum ve kuruluş, milletimizin sarsılmaz bir imanla bağlandığı devletinde ona cehennem azabı yaşatamaz!

FAHRETTİN MASUM BUDAK