“Eğer Allah yolunda öldürülür ya da ölürseniz, şunu bilin ki, Allah’ın mağfireti ve rahmeti onların topladıkları bütün şeylerden daha hayırlıdır”, “Andolsun, ölseniz de öldürülseniz de Allah’ın huzurunda toplanacaksınız.” (Âl-i İmran 157-158)
“O halde, dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, Biz ona yakında büyük bir mükâfat vereceğiz.” (Nisâ 74)
“Kim Allah’a ve Resul’e itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır.” (Nisâ 69)
En hayırlı ölüm yolu olan şehitliğin mükâfatının çok büyük olduğu yine bizzat Kur’an-ı Kerim’de anlatılmaktadır.
“Bunun üzerine Rableri, onların dualarını kabul etti. (Dedi ki:) Ben, erkek olsun kadın olsun içinizden, çalışan hiçbir kimsenin yaptığını boşa çıkarmayacağım. Onlar ki, hicret ettiler, yurtlarından çıkarıldılar, benim yolumda eziyete uğradılar, çarpıştılar ve öldürüldüler; andolsun, ben de onların kötülüklerini örteceğim ve onları altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Bu mükâfat, Allah tarafındandır. Allah; karşılığın güzeli O’nun katındadır.” (Âl-i İmran 195)
“De ki: Siz, bizim için ancak iki iyilikten birini beklemektesiniz. Biz de, Allah’ın, ya kendi katından veya bizim elimizle size bir azap vermesini bekliyoruz. Haydi, bekleyin; şüphesiz biz de sizinle beraber beklemekteyiz.” (Tevbe 52)
“Allah mü’minlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler. (Bu), Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da Allah üzerine hak bir vaattir. Allah’tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır! O halde O’nunla yapmış olduğunuz bu alış verişinizden dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten) büyük kazançtır.” (Tevbe 111)
“Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmaz. Allah onları muratlarına erdirecek, gönüllerini şâd edecek. Onları, kendilerine tanıttığı cennete sokacaktır.” (Muhammed 4-5-6)

Şehitlerin bütün günahlarının affolunacağı da, Kur’an’da şu şekilde müjdelenmektedir:
“Rableri onlara karşılık verdi: Ben, sizden erkek, kadın, hiçbir çalışanın işini zâyi etmeyeceğim. Hep birbirinizdensiniz. Göç edenler yurtlarından çıkarılanlar, yolumda işkence edilenler... Elbette onların kötülüklerini örteceğim ve onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağım. (Yaptıklarına), Allah katında bir karşılık olarak (bu nimetleri vereceğim). Şüphesiz karşılıkların en güzeli Allah katındadır.” (Âl-i İmran 195)
RESULULLAH’IN DİLİNDEN ŞEHİTLER
Şehit olmada ölçü, Allah’ın rızasıdır. Allah rızası için mücadele eden, O’nun adını yüceltmek için çaba sarf eden, cihat eden ve bu yolda canını veren şehit olmuş olur. Kur’an-ı Kerim’de olduğu gibi Peygamberimizin (sav) hadislerinde de şehitlik meselesi birçok kereler söz konusu olmuş ve bu hususta, “Kim malını müdafaa sırasında öldürülürse şehittir. Kim kanını müdafaa sırasında öldürülürse şehittir. Kim dinini müdafaa sırasında öldürülürse şehittir. Kim ailesini müdafaa sırasında öldürülürse o da şehittir.” şeklinde açık hükümler serdedilmiştir.
İman sahibi olan insanın böyle bir şuur ve düşünce ile yaşaması, Peygamberimiz (sav) tarafından, “Şehit olmayı Yüce Allah’tan samimi olarak dileyen kimseyi, Allah, rahat yatağında vefat etse bile, şehitlerin derecesine eriştirir.” şeklinde güzel bir şekilde teşvik edilmiştir.
Hz. Muhammet, şehit olmanın faziletinin ne kadar büyük olduğu hakkında da şöyle buyurmuştur:
“Cennete giren hiçbir kimse, dünya üzerindeki her şey kendisine verilse bile, dünyaya dönmek istemez. Ancak şehit müstesnadır. O, göreceği ikramdan dolayı tekrar dünyaya dönüp on defa daha öldürülmeyi temenni eder”, “Muhammed’in nefsi, elinin kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, Allah yolunda savaşmak ve öldürülmek, sonra savaşmak ve yine öldürülmek, sonra yine savaşmak ve öldürülmek isterdim.”
Kimin şehit olduğu konusunda yaşanan bir hadise de meselemize ışık tutmaktadır. Bir gün bir adam, Resulullah’ın huzuruna gelerek, “Bir adam ganimet için, diğeri şöhret için, öbürü riya ve gösteriş için savaşır. Hangisi Allah yolundadır?’ diye sorunca, adama şu cevabı vermiştir:
“Kim Allah’ın adını, hükmünü yüceltmek, her şeyin üstüne çıkarmak için savaşırsa, o Allah yolundadır.”

Diğer bir hadiste de, çeşitli menfaat, riya ve gösteriş duyguları uğruna ölenlerin ne kadar önemli şahıslar olursa olsun, bir değerlerinin olmadığını misal olarak ortaya koymuştur:
“Şehit olmak, âlim olmak ve hayırsever zengin olmak. Bu üç önemli ve faziletli durumda olan insanlar, Allah’ın rızasını düşünmeyerek, çeşitli menfaat, riya ve gösteriş duyguları ile hareket ettikleri takdirde, şehit, âlim ve hayırsever olmanın kendilerine hiçbir faydası olmaz. Bunların akıbetleri cehennemdir.”
KAÇ ÇEŞİT ŞEHİT VARDIR?
Şehit kelimesinin ulu orta birçok yerde kullanıldığını görüyoruz. Hâlbuki bu yanlıştır. Çünkü şehitlik İslâm’a ait Kur’ani bir kavramdır. Her kavram kendi ait olduğu inanç sistemi içinde gerçek anlamını bulur. Eğer İslâm dışı bir inanca mensup olan birileri İslâm dışı bir maksatla ölen birileri için şehit kavramını kullanıyorlarsa bu bir haksızlıktır.
Bugün maalesef bu haksızlığı irtikâp edenler çoktur. Allah davasına karşı savaşırken ölenlere “Devrim şehidi” denmesi buna en güzel misaldir. Bu kendilerine ait olmayan bir kavramı çalmaktan başka bir şey değildir. Çünkü şehit, sadece Allah yolunda öldürülenlere verilen bir isimdir. Bunu yapanlar istismardan başka bir şey işlememiş olurlar.
Yukarıdan beri aktardığımız ayet ve hadisler ışığında üç çeşit şehidin olabileceği belirlenmiştir.

Dünya ve ahiret şehidi
Bazı şehitler hem dünya hem de ahiret şehidi sayılır. Kâfirlerle savaştığı sırada, düşman tarafından öldürülen, yol kesen soyguncular tarafından öldürülen, evine giren hırsızlar tarafından ağır bir cisim veya kesici bir âlet kullanarak öldürülen, mal, can, namus ve benzeri müdafaalarda, zulüm ve haksızlıkla, suçsuz yere öldürülen kişiler, kimin tarafından öldürülürse, öldürülsün, dünya ve ahiretin şehidi sayılır. Böyleleri Müslüman, akil, baliğ olduğu halde, şehit olanlar yıkanmaz, kefenlenmez, kanları ve elbiseleriyle gömülürler. Bu kısım şehitlerin her birine, ‘hükmî şehit’ denir.
Ahiret şehidi
Bir kısım şehitler de, yalnız ahiret hükmü bakımından şehit sayılırlar. Hata yoluyla öldürülen ve varislerine diyet verilmesi gereken kimse ile savaş veya asilerle çatışma sırasında yaralanıp da, çatışma bittikten sonra bir tarafa çekilerek yiyip içtikten, konuştuktan veya uyuduktan yahut ilaç kullandıktan yahut da aklı başında olarak üzerinden bir namaz vakti geçtikten sonra vefat eden Müslüman gibi... Akil ve baliğ olmayan yahut hayızlı, nifaslı veya cünüp iken şehit olanlar da, bu kapsama girmektedirler. Bunlar diğer ölüler gibi yıkanır, kefenlenir ve namazı kılındıktan sonra gömülürler. Bir de, yanarak ölen, suda boğulan, göçük, çığ, toprak veya bina altında kalan, veba gibi salgın hastalıklardan vefat eden, veya akrep sokmasından ölen, gurbette veya ilim yolunda ya da Cuma gecesinde vefat eden Müslümanlar da bu hükümdedir. Doğumdan vefat eden kadın da böyledir.
Dünya şehidi
Kalbinde Allah rızasını taşımayan, başka duygu ve düşüncelerle hareket eden riyakar ve gösteriş ehli münafıklar, Müslümanlarla beraber savaşa katıldıkları zaman, kâfirler tarafından öldürülürlerse, dünya hayatında şehit muamelesine tabi tutulurlar. Bunlar da ‘hükmî şehit’ sınıfından kabul edilir, yıkanmaz, cenaze namazları kılınır ve elbiseleriyle gömülürler. Fakat yukarıdaki hadislerde ifade edildiği gibi, Allah onların kalbini bilir. Ahirette kendilerine herhangi bir mükâfat yoktur. Cehennem ateşi ile cezalandırılırlar. Onların hakkında, dış görünüşlerine, hal, hareket ve davranışlarına göre hükmederiz.





