☰
✕

YUNANİSTAN BİR TÜRLÜ AKILLANMIYOR

Batılı bazı önemli devletlerin, Yunanistan'ın Türkiye'ye karşı yürüttüğü düşmanca politikalara sunduğu katkıyı hiç kimse inkâr edemez.

Bu devletlerin Yunanistan'la ilgili geliştirdikleri politikalarda körükledikleri düşmanlığın Türkiye açısından giderek çekilmez bir hâl aldığı da ortadadır. Yunanistan'ı Türkiye'ye karşı kışkırtan, azdıran ve arka kapı diplomasisiyle destekleyip cesaretlendiren üç-beş Batılı devletin tutumu, uluslararası siyasette artık "Bu kadarı da olmaz!" dedirtecek bir boyuta ulaşmıştır.

Bunların işi gücü Yunanistan'ı sürekli Türkiye'ye karşı kışkırtmak ve buradan kendi menfaatlerini devşirmektir.

Bunu yaparken de bir taşla iki kuş vuruyorlar.

Bir taraftan Yunanistan'ı kendilerine muhtaç hâle getiriyor, ürettikleri ve satmakta zorlandıkları ağır silahları Yunanistan'a satarak para kazanıyorlar. Diğer taraftan Türkiye'yi Yunanistan üzerinden sürekli kontrol altında tutmaya ve Türkiye'yi zayıflatacak yeni faktörler oluşturmaya çalışıyorlar.

Yunanistan'ı Türkiye'ye karşı devamlı provoke eden ve düşman gösterenler çok iyi biliyorlar ki Yunanistan, ne tarihte ne de günümüzde Türkiye'nin rakibi olabilecek bir devlet değildir. Hele hele Türkiye'nin düşmanı olacak kapasitede ve kalibrede hiç değildir.

Yunanistan ile Türkiye'yi bu alanda kıyaslamak bile doğru değildir. Eğer böyle bir kıyaslama yapmaya kalkarsak, Türkiye'ye haksızlık etmiş oluruz.

Tabiri caizse, cüce ile dev hiç karşılaştırılır mı?

Nasıl ki gram ile tonun ağırlığı tartışılamazsa, Türkiye'nin devasa büyüklüğü ile Yunanistan'ın bugün içinde bulunduğu ekonomik ve askerî kapasiteyi de aynı terazide değerlendirmek mümkün değildir.

Yunanistan'ın korkusu, sanıyorum, büyük ölçüde tarihin yarattığı bir korkudur.

Bu ülke, geçmişte Osmanlı Devleti'ne kaptırdığı egemenliğini yeniden kaybetme korkusuyla yaşıyor. Oysa bu korkuya hiç gerek yoktur.

Çünkü Yunanistan kendi hakkını ve hukukunu bildiği, uluslararası anlaşmalara uyduğu ve komşuluk ilişkilerinde samimi davrandığı sürece Türkiye'den kendisine bir zarar gelmeyeceğini bütün dünya kamuoyu bilmektedir.

Her ne kadar yaklaşık dört asır Osmanlı egemenliğinde kalmış olmanın Yunan toplumunda psikolojik bir travma yarattığı doğru olsa da, bu travmayı rehabilite edecek iç ve dış konjonktürün varlığı da ortadadır.

Yunanistan'ın Batılı güçlü devletlerin arkadan iteklemesine ve sinsice yaklaşımlarına onay vermesi ise hiçbir zaman kendi hayrına olmamıştır.

Sürekli kullanılmış, sürekli sömürülmüş ve sonunda da çoğu zaman kendi başına bırakılmıştır.

Soruyorum:

Batılı devletler, söz ve siyasi destek dışında, hangi kritik dönemde Yunanistan'ın gerçek anlamda yanında yer almıştır?

Kışkırttıkları bu küçük devlet çoğu zaman zarar görmüş, bedel ödemiş ve sonunda pişmanlık yaşamıştır.

En fazla desteğe ihtiyaç duyduğu Anadolu işgali yıllarında bile Batılı devletlerin Yunanistan'ı yüzüstü bırakıp gitmediğini kim söyleyebilir?

Batılı devletler Yunanistan'a bölgede, zamanı geldiğinde Türkiye'ye karşı kullanabilecekleri bir ileri karakol görevi vermiştir.

Bunu anlamaları gerekiyor.

Aynı görevi bir zamanlar Türkiye için de düşünmüşlerdi.

Ancak Türkiye, kendisine biçilen bu gömleği uzun süre taşıyacak bir ülke değildi. Meseleyi anladığı anda o gömleği çıkarıp bir kenara atmasını bilen bir Türkiye ortaya çıktı.

Bugün Türkiye'nin kendi kararlarını kendi iradesiyle verme çabası, bazı Batılı devletleri rahatsız ediyor.

Çünkü onların istediği Türkiye; kendilerine bağımlı, yönlendirmeye açık ve bölgesindeki gelişmeler karşısında sessiz kalan bir Türkiye'dir.

Fakat o dönem geride kaldı.

Batılı ülkeler bölgemizde yıllarca Ermenileri de kullandı.

Ancak zaman içerisinde Ermeniler de bu oyunun farkına varmaya başladılar. Paşinyan gibi bir liderin ortaya çıkmasıyla birlikte Ermenistan, Türkiye ve Azerbaycan'la ilişkilerinde yeni bir sayfa açma arayışına girdi.

Geçmişte kendilerine anlatılan bütün hikâyeleri sorgulamaya başladılar.

"Artık başkalarının yalanlarına kanmayacağız." anlayışı güç kazandı.

Türkiye'ye karşı düşmanlık üzerine kurulan bazı politikaların yerine, gerçekçi ve pragmatik bir yaklaşımın konulabileceğini gördüler.

Benzer bir süreci Yunanistan'ın da yaşaması mümkündür.

Bir gün onlar da Batı'nın kendileri üzerinden oynadığı oyunları ve kurduğu hesapları mutlaka sorgulayacaklardır.

Türkiye ile kurulacak bir dostluk köprüsünün ne kadar büyük imkânlar sağlayabileceğini gördüklerinde ise, bugünkü düşmanlık siyasetinin ne kadar anlamsız olduğunu daha iyi anlayacaklardır.

Ege adalarını silahlandırmanın ve kıta sahanlığı konusundaki talepleri sürekli genişletmenin Yunanistan'a hiçbir şey kazandırmayacağını eninde sonunda göreceklerdir.

Çünkü Türkiye ile Yunanistan'ın kavga ederek kazanacağı hiçbir şey yoktur.

Asıl kazanç, iki ülkenin anlaşarak elde edeceği ekonomik, siyasi ve stratejik imkânlardadır.

Yunan ve Rum halklarının güvenliği ve refahı, Türklerle kuracakları iş birliğinden ve karşılıklı iyi ilişkilerden geçmektedir.

Ege ve Doğu Akdeniz'de çözülemeyecek hiçbir problemin olmadığı kanaatindeyim.

Yeter ki irade gerçekten Yunanistan'ın kendi iradesi olsun.

Bölgede korkudan ve tehlikeden arındırılmış, barış ve huzur içinde bir yaşam düzeninin kurulması büyük ölçüde Yunanistan'ın siyasi iradesine bağlıdır.

Birkaç temel başlık altında toplanabilecek sorunlar, hakkaniyet ölçüsü ve karşılıklı müzakere esas alınırsa rahatlıkla çözülebilir.

Bu sorunlar nelerdir?

Bu temel sorunlara kısaca göz atalım:

Karasuları:

Yunanistan zaman zaman karasularını 6 deniz milinden 12 deniz miline çıkarma hakkını kullanabileceğini gündeme getiriyor. Bu konu, Ege'nin özel coğrafi şartları ve iki ülke arasındaki mevcut sorunlar dikkate alınarak ele alınmalıdır.

Kıta sahanlığı ve deniz yetki alanları:

Ege ve Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanlarının ve ekonomik bölgelerin sınırlarının iki ülke arasında hakkaniyete dayalı biçimde belirlenmesi gerekiyor.

Adaların silahsızlandırılması:

Lozan ve Paris antlaşmaları çerçevesinde statüleri belirlenen bazı Doğu Ege adalarının askerî açıdan silahlandırılması, Türkiye ile Yunanistan arasındaki temel anlaşmazlık başlıklarından biridir.

Ada, adacık ve kayalıklar:

Statüsü uluslararası anlaşmalarla açık biçimde belirlenmemiş bazı ada, adacık ve kayalıkların egemenliği konusunda iki ülke arasında görüş ayrılıkları bulunmaktadır.

Hava sahası ve FIR hattı:

Yunanistan'ın 6 deniz millik karasularına karşılık 10 millik hava sahası iddiası ve Uçuş Bilgi Bölgesi (FIR) konusundaki ısrarlı duruşu, iki ülke arasındaki sorunların başında gelmektedir.

Görüldüğü üzere Yunanistan, Batı'nın şımarık çocuğu edasıyla sürekli gaza geliyor ve taleplerinde ısrarlı ve radikal duruş sergiliyor.

Oysa uluslararası hukuk ve anlaşmalar herkes için geçerlidir.

Batı'nın tahrikleriyle Ege adalarını silahlandırarak ve Türkiye'ye karşı sürekli yeni hamleler geliştirerek güvenlik sağlanamaz.

Yunanistan gerçekten kendi hakkını ve hukukunu korumak istiyorsa, öncelikle uluslararası anlaşmalara uymak zorundadır.

Türkiye ile Yunanistan'ın kavgasından kazançlı çıkacak olanlar Türkler ve Yunanlılar değildir.

Kazanan, onları birbirine düşürenler olacaktır.

Yunanistan bunu ne zaman anlayacak?

FAHRETTİN MASUM BUDAK