☰
✕

ÜLKÜCÜLERİN SAVUNDUĞU İLKELER

Ülkücüler, 50 yılı aşkın bir süredir savundukları davalarının peşinden samimiyet ve sadakatle koştular ve koşuyorlar. Bu konuda önlerine çıkan her türlü engeli aşma pahasına, canlarını, mallarını ve kanlarını ortaya koymaktan çekinmediler ve çekinmiyorlar. Söz konusu davaysa gerisi önemli değil deyip mücadelenin her türlüsünü göğüslemekten geri kalmadılar ve kalmıyorlar.

Ancak ülkücü Türk milliyetçilerinin düşmanı ve rakibi çok olduğu için siyasi sonuçlarda pek fazla başarılı olamadılar. Yapılan her atılımda mutlaka bir operasyon yediler. Bu sebeple gaye ve ilkelerini iktidara gelemediklerinden dolayı gerçekleştirme imkânı elde edemediler. Bunu bilen ve gören liderler bu sefer başka bir yönteme baş vurmak zorunda kaldılar. Mademki iktidara gelemiyoruz bari hiç olmazsa bize yakın olan partilerden birine, arzuladığımız prensiplerin bir kısmını gerçekleştirmeleri şartıyla destek verelim diye düşündüler. Bu amaçla gerek Başbuğ gerekse Bahçeli döneminde bu arayış ve uygulamalar hız kazandı.

Nitekim, 12 Eylül öncesi Başbuğ Alparslan Türkeş bu amaca matuf olarak birkaç koalisyon denemesi ve dışarıdan destekleme girişimi yaparak tabanın taleplerine ve MHP'nin ilkelerine önemli ölçüde yanıt verdi.

Aynı yöntemi, ondan sonra liderliği devralan Devlet Bahçeli de sürdürdü. MHP'nin lideri AKP ile kurduğu ittifakla ideolojik çıkışlarının bir bölümünü hayata geçirmeyi başardı.

Ülkücü Türk Milliyetçileri kurduğu bu uzun süreli ittifakla siyasi arenada çok şey kazandı. Bunları alt alta sıraladığımızda Türk milliyetçilerinin kazanımlarının sahada hangi boyutlara ulaştığının seviyesi daha net bir şekilde görülecektir.

Yıllarca savunulan, hayal edilen ve rüyası görülen bu ilkelerin bir bölümü söz konusu ittifakla pratiğe dönüştü. Bu gerçekleşen ilkelerin neler olduğunu gelin hep birlikte teker teker sıralayalım:

1- Büyük ve güçlü Türkiye yaratıldı. Aynı doğrultuda bölgesel güçten çıkıp küresel güce doğru yol alındı.

2- Gelişmekte olan ülkeler seviyesinden, gelişmiş ülkeler seviyesine çıkıldı.

3-Batı ülkelerinin içişlerimize ikide bir müdahalesinin önüne geçildi.

4- Bağımsız ve egemen bir devlet olduğumuz pekiştirildi.

5- Ayasofya ibadete açıldı.

6- Kıbrıs'ta iki devletli çözüme gelindi ve Maraş turizme açıldı.

7- Karabağ kurtarıldı. Libya ve Suriye'ye yaptığımız müdahale ile gücümüz dünyaca kabul edildi.

8- Türk Birliğine yönelik çalışmalar yapılarak Türk Devletleri Teşkilatı kuruldu ve bu konuda büyük mesafeler alındı.

9- PKK ile fetö'nün kökü kazındı ve bulundukları yerlerde başları taşla ezildi.

10- Her şeyden önemlisi savunma sanayiinde ulaştığımız zirve tüm dünyaca alkışlanıp milletimiz onure edildi. Bu zirve gerçekten ülkücülerin hayallerini süslüyordu. Düşünebiliyor musunuz, nereden nereye geldik? Bugün savunma sanayiinde dünyanın ilk üç devletinden bir olduğumuzun gururunu yaşıyoruz. Yüzde 80'leri aşan yerli ve milli güçle savaş ve barış meydanlarının baş aktörlerinden biri olarak sahada caydırıcılığımızı ve masada haklılığımızı ispatladık.

11- Türk tipine yakın bir Devlet Başkanlığı Sistemi getirilerek Türk milletine uygun bir sistem olmayan Parlamenter Sisteme son verildi. Böylece ikide bir tıkanan yürütme makamına istikrar ortamı sağlandı.

12- Sosyal devlet yarışında Batı ülkelerinin birçoğu sollanıp geride bırakıldı. Yaşlılara, engellilere sahip çıkıldı ve evlere bakım servisi başlatıldı. Ve daha nice hayal dahi edilmeyen icraatlar ve hizmetler yapıldı. Bütün bunlar yapılırken elbette ki bazı yanlış ve kötü şeyler de yapıldı. Bunu inkâr edemeyiz.

Şimdi soruyorum: Acaba ülkücü Türk milliyetçileri bu saydıklarımın hangisinin gerçekleşmesini istemiyordu? Cumhur İttifakı ile hayata geçirilen bu umdelerin önemli bir kısmını 50 yılı aşkın bir süredir dile getiriyor ve bunları ilkeli bir şekilde ısrarla savunmaya çalışmıyor muyduk?

İstikrar ve süreklilik olmasaydı bunlar olabilir miydi? Son on yıla yakındır ki, devlet idaresini Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, milliyetçi-ülkücü hareketin önderi Sayın Devlet Bahçeli ile birlikte ortak akılla yürütmektedir.

FAHRETTİN MASUM BUDAK