☰
✕

TÜRKİYE'NİN DÖRT SORUNU

Kimse bize yapay sorunlar yaratarak, Türkiye'yi farklı noktalara ve tehlikeli alanlara çekmeye kalkmasın. Bu ülkenin birkaç tane ana sorunu vardır. Bu ana sorunların üzerine yoğun ve etkili bir şekilde gidebilirsek, diğer tali sorunlar kendiliğinden çözülür.

Bu sorunlardan birincisi, adalettir. İkincisi, ahlâktır. Üçüncüsü, demokrasidir, dördüncüsü ise gelir dağılımı bozukluğudur. Türkiye'de yaşadığımız sorunların temelinde bu dört kavramın eksikliği yatmaktadır.

Bugün Türkiye'nin hangi tarafına bakarsak bakalım, hangi kurum ve kuruluşa göz atarsak atalım adalette, ahlakta, demokraside ve gelir dağılımında sınıfta kalıyoruz.

"Adaletin olmadığı bir yerde ot bile bitmez" diyen atalarımızın ne kadar haklı olduğunu söylememize gerek var mıdır?

Adalet kavramı bir toplumun düzgün, dengeli ve diri kalmasının ana şartıdır. Hz. Ali "Devletin dini adalettir" diye buyurmuştur.

Aziz Atatürk "Adalet mülkün temelidir" derken boşuna dememiştir. Biz millet olarak adaleti bir türlü rayına oturtamadık. Ayrıcalığa önem verdik. İmtiyazlı olmayı çok önemsedik. Darbelerle birlikte hukuku çığırından çıkarıp gücün elinde oyuncak yaptık.

Toplum veya birey olarak adaleti çok isteriz ama bunu ancak adalete gereksinim duyduğumuz anda isteriz. Bir gün adaletin kendimize de lazım olacağını hiçbir zaman aklımıza getirmeyiz. Eğer devletin temelleri sağlamsa biliniz ki, orada adaletin harcı vardır. Yok eğer devletin temelleri bozuksa biliniz ki orada adaletin harcı yoktur.

Gelelim en önemli sorunlarımızdan biri olan ahlak kavramına: Ahlakı olmayan toplum, toplum olmaktan ziyade, yığına veya sürüye benzer. Yüce Peygamberimiz ahlaka çok önem veriyordu. Bu konuda "Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim" diyordu. Bir toplumun ahlakı bozulmuşsa bütün değerleri bozulmuş demektir.

Sorunlarımızdan bir diğeri de demokrasidir. Bu literatürü istemeyen adam yoktur. Tıpkı adalet gibi. Hep kendimiz için isteriz. Toplumun tamamına şamil olmasını isterken, bilinmelidir ki bu kavrama şiddetle ihtiyacımız olduğundandır. Çevrenize muhitinize ve yaşadığınız mahallenize bakın bakalım acaba demokrasiyi isteyen var mı? Herkes demokrasiyi istiyor ama kimse diğer kavramlarda olduğu gibi bunda da samimi değildir.

Demokrasi dediğimiz terminoloji, milletin iradesini yansıtır. Oysa bizde bunun 'a, sı bile yoktur. Partilerde demokrasi var mıdır? Sivil toplum kuruluşlarında demokrasi var mıdır? Sendikalarda demokrasi var mıdır? Esnaf odalarında demokrasi var mıdır? Bu tür sorulara "evet" demek oldukça zordur.

Temel sorunlarımızdan bir başkası ise, gelir dağılımı bozukluğudur. Bu kavram, tüm sorunları etkileyen kavramdır. Bugün Türkiye'de kaynakların yarısı %1'in elindedir. Diğer yarısı ise %99'un elindedir. Böylesine bir dengesizlik dünyanın neresinde var? Yani Türkiye'nin zenginlik kaynaklarının yarısını %1'lik dilim elinde tutuyor. Diğer kaynaklar ise kalan kesime bölüşülüyor. Şimdi soruyorum; böyle bir toplum mutlu ve huzurlu olur mu? Ya da dengeli, istikrarlı ve sağlıklı olur mu?

Bizler sorunlarımızı yapay gündemlerde, anayasalarda veya etnik ve mezhepsel sorunlarda değil, bu dört temel kavramın düzeltilmesinde ve iyileştirilmesinde arayalım!

FAHRETTİN MASUM BUDAK