☰
✕

TÜRKÇE'NİN SAHİBİ YOK MU?

Türkçe gerçekten zor durumdadır. Cadde ve sokaklarda nereye bakarsak bakalım, Türkçe'nin katline ferman veren levhalar ve tabelalar gözlerimize bir ok gibi batıyor. Dünyada bizim devletimiz ve milletimiz kadar diline kayıtsız kalan bir millet bulamazsınız!

İşletme sahipleri veya esnafımız dükkanlarına istediği adı vermekte bir beis görmüyor. İşin en kötü yanı, hangi adı koyarsa koysunlar bir devlet yetkilisi çıkıp, "hayır bu adı koyamazsın" demiyor, diyemiyor!

Bazen cadde ve sokaklardan geçerken dükkanlardaki tabelalara gözüm takılıyor. Okuduğum bu adlar içimi daraltıyor, ruhumu karaltıyor. Örneğin; bir zamanlar "berber" (farsça) dediğimiz, "kuaför" (fransızca -coiffeur) dediğimiz işletmeler artık yavaş yavaş yerini "Hair Man"e (İngilizce) bırakıyor. Böyle giderse eminim ki, ileride bu kelimelerin de pabucu dama atılacaktır.

Konulan adlardaki gariplikler devam ediyor. Tamirhane yerine, "televizyon hastanesi" demişler. Araba yıkamaya, "araba kuaförü" Eskiden "kıraathane" vardı. O gitti yerine "kahvehane" geldi. Şimdi de "cafe" diyorlar. Pastahane biraz geride kalıp eskiyince "pasta-cafe" demeye başladılar. Mübarekler sanki elbise değiştiriyorlar! Ayakta atıştırmalıklara "fast- food" deyip günü kurtarmaya çalışıyorlar. Lokanta zaten unutulmak üzere.

Dilimize tam bir sömürge zihniyeti hakimdir. Türkçe kimsenin umurunda değildir. Okunuşu ile yazılışı aynı olan bu güzelim dilimizi berbat ettiler. Bir zamanlar Arapça'nın ve Farsça'nın istilası altındaydık. Zamanımızda da Batı dillerinin istilası altında bocalıyoruz. Türk çocukları yazılışı ve okunuşu farklı kelimeleri, okuyup aklında tutmakta zorlanıyor. Batı'dan Türkçeye geçen özel isimler de dahil olmak üzere tüm yabancı kelimeler okunuşuna göre yazılmalıdır. Bu özel isim yazılış hastalığından vaz geçilmelidir. Bu hastalık Cumhuriyetle birlikte yerleşti. Kişi ve yer isimleri olduğu gibi yazılmaya başlandı. Osmanlı döneminde Türkçeye geçen kelimeler okunuşuna göre yazılıyordu. Yabancı dil bilmeyen bir kişi yazılışı nasıl bilecek, nasıl çözecek? Örneğin; Fransızcada "Charles" diye yazılan bir özel adı Türk çocuğu nasıl okuyacaktır? Bunu eskiden "Şarlken" okuyup ve yazıyorduk. Oysa zamanımızda bu kelimeyi orijinal halde yazıyor ve bir çuval inciri berbat ediyoruz.

Yine eskiden "Shakespeare" adını "Şekspir" diye okuyor ve yazıyorduk. Bu da aklımızda kalıyordu. Şimdi öyle mi? Bu sözcüklerden yüzlerce örnek verip kafanızı şişirmek ve aklınızı dağıtmak istemiyorum.

Yazılışla okunuşun aynı olması, Türkçemizin olmazsa olmazıdır. Adamlar özel isimlerini nasıl okuyor veya nasıl seslendiriyorsa biz de Türkçe'mizde öyle seslendirmeliyiz.

Varlık sebebimiz olan Türkçe'mizin bozulması demek milletimizin bozulması demektir!

Dünya Türk Dili Ailesi Günü kutlu olsun.

FAHRETTİN MASUM BUDAK