Son iki yıldır ekonomi yönetiminin temel yaklaşımı, talep enflasyonunu kontrol altına almak üzerine kuruldu.
Faizler artırıldı, kredi büyümesi sınırlandı, tüketim baskılanmaya çalışıldı.
Varsayım şuydu: Talep azalırsa fiyat artışları da yavaşlar.
Ancak bugün reel sektörden gelen sinyaller farklı bir riskin büyüdüğünü gösteriyor.
Özellikle yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan zorluklar, artan işletme sermayesi ihtiyacı ve daralan iç talep nedeniyle birçok sanayi işletmesi kapasitesini düşürüyor, vardiya azaltıyor veya üretimini tamamen durduruyor.
Bu durum devam ederse önümüzdeki dönemde farklı bir enflasyon türüyle karşılaşabiliriz.
Talep Enflasyonundan Arz Kaynaklı Enflasyona
Ekonomide fiyatlar sadece aşırı talepten yükselmez.
Üretimin azalması, arzın daralması ve piyasada mal bulunabilirliğinin düşmesi de fiyatları yukarı iter.
Bugün birçok sektörde yaşanan gelişmeler bu riski artırıyor:
- Üretim kapasiteleri düşüyor.
- Yeni yatırımlar erteleniyor.
- İşletme sermayesi hızla eriyor.
- KOBİ’ler finansmana ulaşamıyor.
- Konkordato başvuruları artıyor.
- Bazı fabrikalar üretimi geçici olarak durduruyor.
Talep zayıf görünse bile üretim daha hızlı küçülürse piyasadaki mal arzı da daralmaya başlar.
İşte bu noktada fiyatlar yeniden yukarı yönlü hareket edebilir.
Yeni Risk: “Yokluk Enflasyonu”
Buna halk arasında “yokluk enflasyonu” denilebilir. Ekonomik literatürde ise bunun karşılığı daha çok arz yönlü enflasyon (cost-push/supply-side inflation) veya arz şoku kaynaklı enflasyon olarak tanımlanır.
Yani insanlar çok fazla tükettiği için değil, piyasada yeterince ürün üretilemediği için fiyatlar yükselmeye başlar.
Özellikle;
- Sanayi üretimindeki daralma,
- İthal girdilere bağımlılık,
- Finansmana erişim güçlüğü,
- Enerji ve lojistik maliyetleri
aynı anda etkili olduğunda arz tarafı hızla bozulabilir.
Bugünün En Büyük Riski
Bir ekonomide üretici para kazanamaz hale gelirse önce yatırımlar durur. Ardından kapasite küçülür. Sonrasında üretim azalır. Üretim azaldığında ise piyasadaki mal miktarı düşer. Mal azaldığında fiyatların yeniden yükselmesi kaçınılmaz hale gelir.
Bu nedenle sadece talebi baskılayan politikalar uzun süre tek başına uygulanırsa, bir süre sonra arz tarafında kalıcı hasar oluşturma riski ortaya çıkar.
Dengeli Politika Şart
Enflasyonla mücadele elbette önemlidir.
Ancak bunu yaparken üretim kapasitesinin korunması, sanayinin finansmana erişiminin sağlanması ve işletme sermayesinin sürdürülebilir seviyede tutulması da en az fiyat istikrarı kadar önemlidir. Aksi halde ekonomi, talep enflasyonunu kontrol altına alırken bu kez üretim yetersizliğinden kaynaklanan yeni bir fiyat baskısıyla karşı karşıya kalabilir.
Asıl soru artık şudur: Talebi gerçekten kontrol altına mı alıyoruz, yoksa üretim kapasitesini zayıflatarak geleceğin arz sorunlarını mı hazırlıyoruz?