SUAT GÜNEL DE HİCRET ETTİ
(Hicret tarihi- 10.10.2026)
Haber Analiz - Selim Çoraklı
İnandığı için Allah’a teslim olmuş Müslümanlar olarak, bir ölüm haberi aldığımızda, zorlu bir olayla veya büyük bir dert, bela, sıkıntı ve musibetle karşılaştığımızda bu ayete sığınırız. Başa gelen her şeyin Allah’tan geldiğini hatırlayarak sabretmek, isyan etmekten kaçınmak ve maneviyatımızı güçlü tutmak için Allah (cc) bize böyle bir yol öğretmiştir.
Ölümün bu manevi boyutundan başka bir de dünyaya bakan yönü vardır. Bu yönde ayrılıklar, sevdiğinden uzak kalmalar söz konusu olur. Bu sebeple bir yakınımız, bir dostumuz ölümle yüzleşince hüzünleniriz.
Bu anlamda ülküdaşımız, cezaevi yarenimiz, dostumuz Suat Günel’in ölüm haberini alınca ister istemez hüzünlendik. Uzun zamandır kanser denen illetle mücadele ediyordu ve son aylarda da hastaneye yatmıştı. Bugün Rabbimizin “Gel” emrine uyarak gerçek âleme hicret etti ve sırasını savdı. Çünkü hepimiz er veya geç bir gün mutlaka Rabbimizin “Gel” emrine uyarak gerçek âleme göç edeceğiz.
Suat Günel dediğimizde ilk aklımıza gelen bir “Taş Medreseli Ülkücü” olarak davasına olan aşkı, bağlılığı ve mücadele azmi gelir. Suat aynı zamanda okuyan, düşünen ve düşündüklerini kaleme alan ülkücü yazar ve şairdir.
MHP ve Ülkü Ocaklarında yetişen Suat Günel, 1978 öncesi ülkeyi felakete sürüklemek isteyen emperyalist güçlere karşı mücadele eden ve bu uğurda hapis yatan bir dava insanıdır. 12 Eylül darbesi sonrası uzun süre cezaevinde kalmış, bu yüzden "Taş Medreseli" lakabını hakkıyla hak etmiş bir ülküdaşımızdır.
Bilindiği üzere “Taş Medreseli” kavramı 12 Eylül öncesi çeşitli davalardan hapis yatarak bedel ödeyen Ülkücülere verilen özel bir sıfattır.
Suat Günel, Kocaeli merkezli ülkücü camiada saygı gören isimlerden biri olarak yaşadı ve bu dünyadaki vazifesini bitirerek gerçek âleme göç etti.
Geriye bıraktığı eserlerinde, 12 Eylül'ü emperyalist bir müdahale olarak yorumlamış, cezaevi yıllarını "Medrese" anlayışıyla değerlendirmiş ve şehit olmuş ülküdaşlarının hatırasını yaşatmayı amaçlamıştır.
Suat Günel, ülkücü ve Türk milliyetçisi olarak ömrünü davasına adamış bir figür olarak özellikle ülkücü zihinlerde yerini almıştır. Bundan sonra da karşılaştığı zorluklar karşısında eğilmeyen, inandığı değerlerden bir an olsun vazgeçmeyen bir ülkü neferi olarak da anılacaktır.
SUAT’IN KİTAPLARI
Suat Günel’in kaleme aldığı üç kitabı vardır.
İlk kitabı “Hatıralarım 1978-2022” Bilgeoğuz yayınları arasında okuyucusuyla buluştu. Adından da anlaşılacağı üzere “Hatıralarım” isimli kitapta 1978 ve 1990'lı yıllar arasında sağ-sol çatışmaları, cezaevinde şehit olan ülküdaşlar, işkenceler ve bakımsızlıktan meydana gelen ölümler anlatılmaktadır.
Suat Günel bu kitabı yazma maksadını birazda serzenişte bulunarak şöyle özetlemektedir: "O dönemde ülkemizde nice efsane yiğitleri vardı. Bugün ne yazık ki unutulmaya yüz tutmuş olduklarını görünce anılarımla birlikte o Yiğit ülküdaşlarımı o efsaneleri, kaleme aldım."
Kitabın önsözünü kendisi de bir Taş Medreseli olan Selahattin Arpacı kaleme almış ve Suat Günel için şu ifadeleri kullanmıştır: "Kıymetli 'Taşmedreseli' lakaplı Suat Günel kardeşimizin uzun cezaevi yani Taş Medrese günlerini gerçek bir medreseye dönüştürmüş olmasının kısmi bir ürünü sayılabilecek bu eser beni ziyadesi ile memnun etti."
Suat Günel, meseleleri ideal noktada değerlendirmeye çalışan biriydi. “Hatıralarım” isimli kitabında bu temel ahlak anlayışını şu güzel ve anlamlı cümle ile ifade etmiştir: "Ben önce insanım, sonra ülkücüyüm." Çünkü o biliyordu ki insan olamayan asla ülkücü olamaz; zaten ülkücü de onun nazarında kâmil insan demekti.
Suat Günel’in ikinci kitabı “Eylül Kardeleni” ismini taşımaktadır. Yazşader Yayıncılık tarafından yayımlanan kitaba Kardelen ismi verilmesi manidardır. Bilindiği üzere Kardelen çiçeği, zorlu kış şartlarına dayanıklılığı ve karları delerek açmasıyla bilinen çok yıllık soğanlı bir bitkidir ve eksi 20 dereceye kadar dayanabilir. Sivri uçlu yaprakları karı ve sert toprağı delerek dışarı çıkmasını sağlar. Kardelen çiçeği, sabrı, fedakârlığı, cesareti, umudu ve baharı müjdeleyen olarak kabul edilir.
“Eylül Kardeleni” kitabı Suat Günel’in ideolojik tezini en açık şekilde ortaya koyacak niteliktedir. Bu durum şu cümlelerle kendini açığa vurmuştur: "12 Eylül Yunan Evren ihtilalinin asla mağduru olmadım. Aksine mağruruyum. Bütün yıkılışlara rağmen MHP'li ve Ülkü Ocaklıyım."
Suat Günel’in üçüncü kitabı ise “Eylül Şiirleri” adını taşımaktadır. Kitabın içeriğinden paylaşılan dörtlükler, cezaevi edebiyatının tipik imgelerini taşır. Bunlar arasında, “Eylül'e dair”, “Gül yüzlü çocuktum”, “Eylülden önce”, “Gamzelerimde güller açardı Gülünce”, “Çiçekler büyüttüm”, “Yusuf yüzlerimin İşkence çukurlarında koklanası”, “Omuzlar büyüttüm Filistin askılarında Asılası”, Karanfiller ektim İdam sehpalarında Yeşeresi." gibi söylemler ve imgeler vardır.
FİKİRLERİ VE DÜŞÜNSEL ÇERÇEVESİ
Okuyan, düşünen ve yazan biri olarak Suat Günel, 12 Eylül 1980 darbesini klasik sağ-sol çatışmasının bastırılması olarak değil, ABD emperyalizminin, Sovyet KGB'sini ve Amerikan CIA'sini sahada yenmiş olan Türk milliyetçilerini ve ülkücüleri tasfiye operasyonu olarak görür. Ona göre darbe, MHP ve Ülkücü Hareket'in devletleşmesini engellemek için yapılmıştır.
Bu tez, dönemin ülkücü anlayışında yaygın olan "hem sağdan hem soldan" mağduriyet anlatısını reddedip, "mağduru değil, muhatabı ve mağruru" olma vurgusuyla bir özneleşme çabasıdır. Suat Günel’in, "Asla 12 Eylül’ün mağduru olmadım. Aksine mağruruyum" şeklindeki ifadesi, pasif mağduriyeti aktif ve mağrur bir direniş kimliğine dönüştürme girişimidir.
TAŞ MEDRESEYİ OKULA DÖNÜŞTÜRME
Suat Günel için cezaevi, sistem için bir cezalandırma mekânı olarak anlaşılsa da ülkücüler için bir Yusufiye medresesidir. Bu sadece Suat Günel’in değil, özellikle cezaevlerinde yatan ülkücülerin, “Taş Medreselilerin” genel anlayışıdır. Cezaevinde yatmış olmanın bir bedel değil, bir mükâfat, bir okul diploması olduğu düşüncesi, Suat Günel’in eserlerinin tamamına sirayet eder. “Hatıralarım” kitabında anlattığı işkenceler, idamlar ve ölümler, bir şikâyet değil, bir şahitlik nişanesi olarak sunulur.
Suat Günel’in en dikkat çekici etik önermesi, "Ben önce insanım sonra ülkücüyüm." İfadesidir. Bu anlamlı söz, 1970'lerin sert ideolojik kamplaşmasından sonra, ülkücü camiada zamanla gelişen daha insani ve kucaklayıcı dile işaret eder. Davayı makam için değil, dava için yapmak, ülkücüler için merkezi bir değerdir.
Suat Günel, ülkücülerin 1968 yıllarından beri mücadele verdiklerini belirterek, kendi kuşağının unutulmaması gerektiğini savunur ve bu husustaki fikirlerini şöyle özetler: "Yaşamını yitirmiş aramızda olmayan şehit olmuş ülküdaşlarımın unutulmasına müsaade etmeyeceğim, onların da adını literatüre sokarak her daim yaşatacağım."
Suat Günel şiirlerinde ise acı, çiçek ve darağacını gibi imgeleri çok kullanır. Şiirlerinde kullandığı “Yusuf yüzü, Filistin askısı, idam sehpası ve Kardelen çiçeği” gibi ifadeler ise İslamî referanslar olarak kabul edilebilir. Suat Günel eserleri ve şiirlerinde Bozkurt ve Üç Hilal gibi milliyetçi semboller de kullanır. Aslında Suat Günel’in şiirleri âlemşümul kâinat anlayışını harmanlayan bir cezaevi ülkücü şiir geleneğini oluşturmaktadır.
Suat Günel, akademik veya ulusal ölçekte bir düşünür, bir yazar, bir şair olarak değil, ülkücü harekete özgü bir hafıza taşıyıcısı olarak daha etkilidir. Kocaeli ve İstanbul Taş Medreseliler buluşmalarında, cenaze ve taziye törenlerinde ismi anılan bir ülkücüdür. Bu durum, eserlerinin daha çok dava içi bir belge niteliği durumuna sokmuştur.
Suat Günel, 12 Eylül'ün en sert yüzünü yaşamış, bunu bir sitem değil, bir kimlik olarak benimsemiş ve edebi üretimini bu kimliğin etrafında örmüş bir Taş Medreseli şair ve yazardır. Bu çerçevede kaleme aldığı eserleri tek bir büyük anlatının kendi davasının hikâyelerini anlatan parçalarıdır. 1978-2022 arası hatıraları, bu hatıraların kardelen benzetmesi ile şiirleşmesi ve bu şiirlerin 12 Eylül'ün "Kara Eylül" olarak kodlanması adı geçen hikâyelerin kitaplara yansımasıdır.
Hayatı mücadele ile geçmiş Suat Günel’in fikirlerini üç ana tez ile özetleyebiliriz:
1- Darbe Amerikan emperyalizminin eseridir,
2- Cezaevi bir medresedir,
3- Ülkücü hareketin gerçek misyonu makam değil davadır.
Bu tezler, Türkiye'de ülkücü hafızanın 12 Eylül sonrası sürecinde etkili ve samimi bir örnektir.
Hülasa etmek gerekirse dostum, ülküdaşım, cezaevi yarenim Suat Günel’i bir cümle ile özetle derseniz, “O, makamların değil, zikzak çizmeden davasına sahip çıkan samimi ve gösterişten uzat bir ülkü adamıydı." derim.
Ölüm hayatın en büyük gerçeğidir ve herkes onunla yüzleşecektir. Ülküdaşım Suat Günel de bu gerçekle yüzleşti, bu dünyadaki vazifesini bitirip gerçek âleme hicret etti. Rabbim mekânını cennet eylesin. Biz razıydık, Rabbimde razı olsun.