Çağımızda şehitlik kavramı da diğer birtakım değerler gibi yıpratıldı, biraz da ucuzlatıldı. Şehit ve şehadetin ne olduğu bu kadar açıkken, bazıları İslâm’ın dışındaki dinler ve ideolojiler veya kendi uydurdukları sistemleri uğruna ölenleri şehit saymaktadırlar. Hatta Allah’ın dinine karşı savaşanlara, Allah’ın dini gelmesin, insan ve toplum hayatına hâkim olmasın diye çalışırken ölenlere bile Kur’an’ın bu kelimesini kullanıyorlar.

Açıktır ki bu övgü sıfatı, İslâm'a ait bir değerdir. Hayatlarına İslâmî ilkeleri temel almayanların, İslâmî değerlere karşı olanların, kendi kutsalları uğruna ölenler hakkında bu kelimeyi kullanmaya hakları yoktur. Kendi ölülerine başka bir isim vermeleri daha uygun olur. Böylece sağ iken önem vermedikleri İslâmî bir hükme, öldükten sonra da uymama dürüstlüğünü göstermiş olurlar. Zaten onlar ölülerine hangi ismi verirlerse versinler; Allah’a dönen ölünün durumunu Yüce Rabbimiz herkesten çok iyi bilmektedir. Onu dünyada iken peşinden gittiği inancına ve işlediği ameline göre hesaba çekecektir.

Tekrar vurgulama gerekir ki şehadet olayı, Allah’a ve O’nun bütün ayetlerine güçlü bir tanıklıktan sonra, bu tanıklığın bir gereği olarak O’nun dinine iman, sâlih amel ve cihatla yardım etmenin ve bu uğurda canı feda edebilmenin bir sonucu ve mükâfatıdır. İslâm gerçeğine samimi bir Müslüman olarak şehadet etmeyen birisinin cenazesine şehit demenin bir faydası yok, zararı çoktur.

Şehidin vazifesi sadece düşmanın karşısında durmak değildir; düşmanı sadece yenen veya ona yenilen değildir şehit. Eğer şehitler sadece galibiyet için canlarını vermiş olsalardı, yenilgi halinde kanları boşa mı akmış olacaktı? Hayır, şehidin kanı asla boşa akmaz, o kan asla heder olmaz! Onun kanı yere dökülüp asla yokluğa karışmaz. O kanın her bir damlası yüzlerce katrelere bölünüp insanlara kan olur, can olur ve kendi toplumunun dirilişine, kanlanıp canlanmasına sebep olur. Resulullah şöyle buyurmuştur: “Kanın hiçbir damlası, hakikat ölçüsü ile Allah’ın indinde, Allah yolunda dökülen bir kan damlasından daha hayırlı değildir.”

Şehadet, toplumun ve özellikle donuk kanlı uyuşuk toplumların bedenlerine zerk edilen kan gibidir. Şehidin kanı, toplumun omuzlarına yeni bir gayret, damarlarına taze kan, dirilişine can, zayıflığına şifa olacak enerji verir.

Şehit, diriliş destanıdır. Şehidin en büyük özelliği, onun toplumu canlandırmasıdır. Destan ruhu olan toplumlarda şehitler, özellikle İlâhî bir destan oluşturmak için ölürler/ölümsüzleşirler. Şehidin en önemli özelliği, bu ölüm destanıyla yeniden hayata, gerçek hayata kavuşmasıdır. Bunun için Müslüman, şehitliği niyaz eder ve bu özlem, onun devamlı destanlar icat etme arzusundan gelir. Yeni yeni destanlar ve yeni yeni canlanış ve şahlanışlar, hele üzerlerine ölü toprağı örtülmüş toplumlara yeniden tarih yazma fırsatıdır.

ŞEHİTLİK HERKESE NASİP OLMAZ

İhlas bir işi sırf Allah rızası için yapmaktır. Bir işe Allah rızasının dışında eklenen her şey o işin ihlaslı yapılmasını engeller. Şehitlik İslam dininde en yüce mertebelerden biridir ve şehit olabilmek için de ihlaslı olmak, yani sadece Allah rızasını kazanmak için canını vermek gerekir. İslam dinine göre bir kimsenin şehit olabilmesi için şu şartlara haiz olması gerekir.

Birinci şart: Müslüman olmak ve Allah yolunda ihlasla, başka hiçbir şeyi araya sokmamak kaydıyla savaşmak.

İkinci şart: Savaşan kimsenin akıllı ve bulûğa ermiş olması gerekir.

Üçüncü şart: Zulmen öldürülmesidir. Bu üç şartın bir arada bulunması; şehitliğin tahakkuku için şarttır.

Resulullah şehitlerle ilgili olarak, “Siz şehitleri yaralarıyla, kanlarıyla tekfin edin ve yıkamayın.” emrini vermiştir. Bunun için şehitler yıkanmazlar ve üzerlerine bu durumda iken cenaze namazı kılınır. Şehit, kanı ve elbisesiyle tekfin edilir. Şayet şehidin elbisesine cihat esnasında necaset bulaşmışsa, bu yıkanır.

“Muhammed'in canını elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, Allah yolunda cihat edip öldürülmeyi, sonra cihat edip yine öldürülmeyi, sonra tekrar cihat edip tekrar öldürülmeyi ister.”

“Kıyamet gününde aleyhine hükmolunacak halkın birincisi, şehit edilen bir adam olacaktır. O kişi Allah’ın huzuruna getirilir. Allah, ona verdiği nimetleri bir bir anlatır. O da bunları bilir, hatırlar. Yüce Allah ona:

- Bu nimetlerin arasında ne yaptın? diye sorar. O, şu cevabı verir:

- Senin rızan için savaştım ve nihayet şehit oldum.

O zaman Allah şöyle der:

“Yalan söylüyorsun! Fakat sen, hakkında kahraman denilsin diye savaştın ve neticede de bu söz söylendi.”

Allah’ın emri üzerine o kişi yüzüstü sürüklenerek Cehenneme yollanır.

İkinci olarak, ilim öğrenmiş, başkalarına öğretmiş, Kur’an’ı okuyan biri Yüce Allah’ın huzuruna getirilir. Allah, ona da verdiği nimetlerini tek tek anlatır. O da bu nimetleri anlar, kabul eder. Yüce Allah ona şöyle sorar:

- Bu nimetlerin içinde bulunurken, benim için ne yaptın? O kişi, şu cevabı verir:

- Senin rızan için ilim öğrendim, Kur’an’ı okudum ve başkalarına da öğrettim, okuttum. Ondan sonra Allah ona şöyle der:

“Sen yalan söylüyorsun! Sana âlim, ne güzel okuyor, denilsin diye okudun. İlim öğrenmeyi, Kur’an’ı okumayı, başkasına öğretmeyi ve okutmayı, riya ve gösteriş için yaptın. Nihayet senin için bu övgüler de yapıldı.”

Allah’ın emri üzerine bu adam da yüzüstü sürüklenerek Cehenneme atılır.

Üçüncü olarak, Allah’ın kendisine zenginlik ve çeşitli mallardan verdiği bir kişi getirilir. Allah, bu kişiye de verdiği nimetleri ayrı ayrı anlatır. O da, bu nimetleri bilir, hatırlar. Yüce Allah ona da şu soruyu sorar:

“Bu nimetlerin arasında bulunduğunda, ne gibi hayırlı işlerde bulundun?”

Kişi şu cevabı verir:

“Senin rızan için, sevdiğin her türlü hayır yollarına harcamada bulundum.”

Allah, onun bu cevabı üzerine söyle der:

“Sen yalan söylüyorsun! Sana cömert desinler diye bu hayır yollarına harcamada bulundun. Bu yardımları, riya ve gösteriş için yaptın.”

Sonra, Allah’ın emri üzerine bu kişi de, yüzüstü sürüklenerek Cehenneme yollanır.

ÜLKÜCÜ ÖNCÜ ŞEHİT RUHİ KILIÇKIRAN

(4 Ocak 1968)

İlk Şehit..

Ozan Arif, ilk ülkü şehidi Ruhi Kılıçkıran için şöyle der:

“Ruhi Kılıçkıran, ilk göz ağrımız.

Sonra Özmeni'miz, İmamoğlu'muz,

Önkuzu'muz derken yandı bağrımız.

Unutamam, unutamam unutmam.”

Şehitlerini unutan toplumlar asla uzun yaşayamaz. Çünkü şehit donuk kanlı toplumların ruhlarını dirilten bir iksirdir.

Ülkücü hareketin ilk şehididir Ruhi Kılıçkıran..

Müslüman Türkün yeniden var olma kavgasında yerini alan Ruhi Kılıçkıran, milli ve manevi değerler uğruna hayatını vermekten çekinmeyen öncü şehitlerin en önde gideni olmuştur.

Ruhi Kılıçkıran ülkücü hareket için bir bayraktır, bir semboldür. Onun açığı şehitlik yolundan niceleri geçip Allah tarafından kendilerine sunulan şehadet şerbetini içmişlerdir.

Ruhi Kılıçkıran'ın bacısı Dursen Kıraner, abisi için şunları söylüyordu:

“Ağabeyim Ruhi'nin şehit düştüğü gün rüyamda Belen geçidini aşıp gelen binlerce insanın omuzlarında Al bayraklı tabutu görmüştüm. Düşümde bura neresi diye sorduğumda, Belen geçidi olduğunu bu geçitten sonra Cennet'e ulaşıldığı belirtildi. Ben o güne kadar Belen geçidini hiç görmemiştim. Rüyamı rahmetli anama anlatınca ‘İnşallah hayırlısı olur yavrum’ demişti ve o günün ertesinde ağabeyimin şahadetinin haberi gelmişti. Sonraki yıllarda o Belen geçidini rahmetli Mustafa Eker’in cenazesine giderken gördüm. Osmaniye de görev yapan kıymetli bir ağabeyimizin memleketiydi Reyhanlı, olayı duyunca bizde gitmek istemiştik, o gün rüyamda gördüğüm Belen geçidi gözlerimin önündeydi, tıpkı rüyamdaki gibi bütün çevrede bulunan ülkücüler şehit kardeşimize dokunabilmek için Reyhanlı'nın yoluna koyulmuşlardı.”

Ülkücü hareketin ilk şehidi olan Ruhi Kılıçkıran, 1946 yılında Adana'nın Osmaniye İlçesin doğdu. Liseyi burada bitiren Kılıçkıran Ankara İlahiyat Fakültesi'ni kazanarak buraya gitti. Okulda ve kaldığı Site Talebe Yurdu'nda kendisini sevdirdi ve saydırdı. Çok büyük bir ikna kabiliyetine sahip olan ve davranışlarıyla çevresine örnek olan Ruhi Kılıçkıran, bir ruh disiplini ve mücadelede dürüstlük kaynağı olarak kabul ettiği sporun birçok dallarında başarı göstermişti.

4 Ocak 1968 tarihinde 22 yaşında iken Ankara Site Yurdu'nun kantininde iftardan hemen sonra silahla vurularak şehit edildi. Yurdun kantininde bir komünist Allah’a hâşâ küfür edince Ruhi Kılıçkıran yerinden kalkarak komünist militana vurarak birkaç masa öteye fırlatmıştır. Burada çıkan olayda tek başına kalan Ruhi Kılıçkıran komünistlerin açtığı ateş sonucu Rabbine kavuşmuştur.

İlahiyat fakültesi hocalarından Prof. Dr. Neşet Çağatay, Ruhi Kılıçkıran’ın nasıl biri olduğunu şu kısa cümlelerle özetler:

“Ruhi Kılıçkıran, bütün hocaları, kız ve erkek arkadaşları tarafından çok sevilen, sayılan, huyları beğenilen mert tabiatlı. Yiğit bir Türk genci, kıymetli bir öğrencimizdi.”

Ruhi Kılıçkıran’ın cenazesi Osmaniye'ye getirildi ve anlamlı bir törenle toprağa verildi. Kim derdi ki bu koca yüreğin, umutla çıktığı Osmaniye'den, cansız bir beden olarak geri Osmaniye’ye döneceğini...

Ülkücü yazar ve şair Dilaver Cebeci, Ruhi Kılıçkıran’ın ardından bir şiir yazar. “Şehidin Ellerine Övgü” ismini taşıyan şiir “Ülküdaşım Ruhi Kılıçkıran'ın aziz ruhuna” ithaf yazısıyla başlar:

“Kıbleli bir rüzgârla gelip doldun içime,

Çerkezköy'de sabahın sıcak geleneği başladı
Çerkezköy'de sabahın sıcak geleneği başladı
İçeriği Görüntüle

Yeşillerin en güzeline pervaneydi ellerin.

Bir şeyler getirsin o diyen pırıl pırıl sabahlar,

Tuttun da gecelere uzandın sessiz.

Şimdi hilâllerde, yıldızlarda ellerin.

Kılıçlar bilendi ak düşüncelere asırlar boyu

Mananın düşmanı hâlâ çaresiz,

Bir cemresin şehidim, toprağıma düştün.

Gözleri dolu bulutların, bulutlar boşalacak,

Yağmurlarda, berekette ellerin.”

 Ruhi Kılıçkıran ülkücü hareketin ilk şehididir. Şehadetiyle kitleleri etkiler. İlahiyat talebesi olması, milli ve manevi değerleri baş tacı etmesi o dönemlerde çok önemlidir. Çünkü o dönemlerde beş vakit namazını kılan insan çok azdır ve Ruhi Kılıçkıran bunlardan biridir.

Şehadetinin ardından çok şeyler yazılır. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Köycülük Derneği Başkanı Ömer Albay Ruhi Kılıçkıran için şunları söyler:

“Okulda bilhassa sınıfında kendisini sevenleri çoktu, muhiti genişti. Kafeteryada tek masaya sığamazdı. Merhumun arkadaşları masasına bir masa, bir masa daha ilâve ediverirlerdi. Mütebbessim çehresi, efendi hali, ciddiyeti velhasıl kibar ve nazik hareketleriyle Kılıçkıran çok dost kazanmıştır.”

Türkiye Milliyetçiler Birliği Tosya Ocağı Başkanı Zeki Bagatır da Ruhi Kılıçkıran’ın ardından bir yazı kaleme alır. “Coşan İman Elbet Küfrü Boğacaktır” ismini taşıyan yazıda duygularını şöyle dile getirir:

“Dinsiz sosyalistin hainine hareketi ile şehit olan şanlı şehidimiz Ruhi Kılıçkıran’a sıkılan kurşun aslında Müslüman Türk milletinin kalbine sıkılmıştır. Her yerde volkan gibi coşan iman elbette küfrü boğacaktır. Ey sosyal adaletçi sosyalistler, ilerici ve insaniyetperver hümanist geçinen aydınlar ve gazeteler ve TRT şimdi neredesiniz? Bir Müslüman Türk Allah derse gericilik hortladı diye yaygara koparırken sosyalistler tevkif edilince fikir hürriyeti kalmadı diye haykırırken, şimdi üniversiteli bir Müslüman Türk genci dinsiz ve milliyetsiz bir sosyalistin hain kurşunu ile şehit edilirken sizlerin niçin sesiniz çıkmaz? Niçin kızıl tehlike var diye bağırmazsınız?

Ey Müslüman Türk milleti; beşerin halaskarı olan kuran-ı Kerim’e saldıran, peygamberler peygamberine dil uzatan, vicdanı şimale satan hainlere, milli bütünlüğümüzü bozmağa çalışanlara haddini bildirmek zamanı gelmiştir. Ruhi Kılıçkıran ölmemiştir. Ebedi âleme gitmiştir. Her Müslüman Türk genci birkaç Ruhi Kılıçkıran’dır onun elindeki onun elindeki iman ve Türklük bayrağı ilelebet dalgalanacaktır.”

Kaynak: MARMARA HABER